Medyabar'da Ara

'da Ara

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girin ve robot olmadığınızı onaylayın.

Eğitim Bir Sen'den Akademik Sistem eleştirisi

Eğitim Bir Sen tarafından Akademik kariyer sistemindeki çarpıklık ve objektiflikten uzaklık gibi sorunların ele alındığı yazılı açıklama yayımlandı

10:08   |   30.12.2017
Haber Resmi

Eğitim Bir Sen Şube Başkanı Yaşar Kahraman tarafından Akademik Sistem ile ilgili yapılan yazılı açıklamada şu ifadeler yer aldı;


"Yükseköğretim sorunu yıllardır ülkemizde çok boyutlu olarak yoğun bir şekilde tartışılmakta ve talepleri karşılayabilmek için reform ihtiyacı toplumun hemen her kesimi tarafından sıklıkla dile getirilmektedir.






Yükseköğretimde reformun gerekliliği hususunda toplumun tüm kesimleri arasında bir uzlaşma söz konusudur. Ancak reformun nasıl yapılacağı konusunda bugüne kadar bir uzlaşma sağlanamadığından yükseköğretim alanında köklü bir değişiklik gerçekleşememiştir.


Cumhurbaşkanımız soruna dikkat çekene kadar kamuoyunda bu sorunla alakalı sürekli olarak gündem oluşturan Eğitim- Bir Sen olmuştur. Hâlbuki Cumhurbaşkanımızın açıklamalarından çok daha önce YÖK tarafından konu gündeme getirilmeli, paydaşlarla istişareler yapılarak çözüm önerileri sunulmalıydı. Gündemde olan yeni düzenleme ise geçmişte yapıldığı gibi aceleci kararlar yerine ilgili politika aktörleriyle geniş bir çerçeveden sürdürülecek istişareler neticesinde yapılmalıdır. Yükseköğretimde yaşanan sorunlara çok yönlü bakmakta fayda vardır. Bu bağlamda Eğitim Bir Sen olarak gündeme ilişkin tespit ettiğimiz sorunları ve çözüm önerilerimizi ilgililerin dikkatlerine sunuyoruz.


Arz talebi karşılamaktan hâlâ uzaktır...


Üniversitelerimiz, Türkiye'nin değişim ve dönüşümüne paralel olarak çok daha ulaşılabilir ve erişilebilir hale gelmiş, yükseköğrenime geçişte öğrencilere daha fazla alternatifler sunulabilmiştir. Diğer taraftan her geçen gün sayıları artan üniversiteler, kuruldukları illerin sosyo-ekonomik gelişimine önemli katkılar da sağlamaktadır. Türkiye'de yükseköğretim sistemi, geldiği nokta itibarıyla, artık sadece üniversite çağı nüfusunun üçte birinden az bir kısmına hizmet sağlayan elit bir yapıdan uzaklaşmış ve çağ nüfusunun neredeyse yarısına hizmet sağlayabilen evrensel yükseköğretim yapısına kavuşmuştur. On yıllık bir zaman zarfına sıkıştırılmış niceliksel gelişmeler, eşine az rastlanır gelişme süreci teşkil etse de Türkiye'nin demografik dinamikleri dikkate alındığında yine de ihtiyaca tam olarak cevap verememektedir.


Akademik kariyer sistemindeki çarpıklık ve objektiflikten uzaklık, zincirleme sorunlara sebep olmaktadır.


Üniversite yapılanmasında 2547 sayılı Kanun'un dayandığı zihniyetten kaynaklanan sorunlar, olumsuz sonuçlarını en çok akademisyenlik mesleğinde ve akademik kariyer sisteminde göstermiştir.


 İş güvencesinin yokluğu...


Aynı kanun içinde farklı maddelerde tanımlanan fakat aynı işi yapan gerek araştırma görevlisi gerekse öğretim üyeleri arasında eşitsizlik söz konusudur. Yardımcı doçentler en fazla 3 yıllığına görevleri ile ilgili sözleşme yenilerken bu durum doçent ve profesör kadrolarında geçerli değildir ve daimi kadro statüsüyle görevleri devam etmektedir.


Akademik özgürlük güvence altına alınmalı...


Üniversiteler hiçbir baskı ve engelleme söz konusu olmaksızın, tüm fikirlerin, muhtelif hakikat iddialarının, sosyal ve siyasi problemlerin özgür ve medeni bir şekilde tartışıldığı, karmaşık sorunların açık bir biçimde ifade edildiği ortamlardır. Bu itibarla araştırma özgürlüğünü ve bu çerçevede temel bilgi yöntemlerini serbestçe kullanma hürriyetini, araştırma için gerekli araçlara ve şartlara sahip olma hakkını ve bilimsel üretme, bilgilendirme, öğrenme ve yayma hakkını içerecek şekilde akademik özgürlüğün hem anayasal hem de yükseköğretim kanunu ekseninde güvence altına alınması gereklidir.


Akademik hayatta asıl olan Dr. Unvanıdır.


Doktorasını bitiren ve önceden saptanmış objektif kriterleri sağlayan her akademisyen eşit haklara sahip olmalıdır. Arş.Gör.Dr, Öğr.Gör.Dr, Uzm.Dr, Okt.Dr ve Yrd.Doç.Dr gibi farklı unvanlar tarihe karışmalı, şartları sağlayan herkese aynı sosyal hak ve statüler verilmelidir.


Akademik kariyerde, atama ve yükselmelerde yabancı dilin en önemli unsur ya da eleme aracı olması durumu kaldırılmalıdır.


Bilindiği üzere her bilim kendi dili içinde yapılmaktadır ya da yapılmalıdır. Her şeyin bir terminolojisi vardır. Türkiye'de yabancı dilin akademide "fetiş" hale getirilmesi bu anlamda sorunludur. Ekonomik ve teknolojik bağımlılıktan kültürel bağımlılığa kadar birço soruna neden olmaktadır. Lisansüstü eğitimde akademik çalışmalardan çok yabancı dil eğitimine (psikolojik olarak) ağırlık verilmektedir. Burada anlatılmak istenen yabancı dilin gereksizliği değildir. Elbette bir akademisyen alanıyla ilgili yabancı literatürü okuyabilmelidir. Ancak bu kadar fetiş hale getirilmesine rağmen akademik çalışmalarda yabancı literatüre ne kadar yer verildiği araştırılmalıdır. Yabancı dil sınavlarının akademik okumalara katkısı görüşümüze göre sorunludur. Yabancı dil konusundaki ikinci husus, Türkiye'de temel seviyeden doğru ayaklar üzerine oturtulmuş bir yabancı dil eğitiminin olmayışıdır. İlkokuldan doktoraya kadar verilen yabancı dil eğitimi sorunludur. Üçüncü bir husus, dil sınavlarında standart bir devamlılık ve hakkaniyet ölçüsünün olmamasıdır. Sistem kendi uygulamalarıyla bu noktayı doğrulamaktadır. Olmadık adlarla yeni sınavlar uygulanmakta (YÖKDİL gibi), istismara açık ve bir takım hilelerin yapıldığı ya da önce tanınan sonra iptal edilen gelip-geçici sınavlar (ILTC gibi) yapılmaktadır. Kimi zaman ise, standartların dışına çıkılarak en basit seviyeye düşürtülmüş sınavlar yapılmaktadır.


Doçentlik sübjektif sözlü sınav tamamen kaldırılmalıdır.


İstismara açık, tartışılan, çeşitli türden kayırmacılıkların görüldüğü, ideolojik tavırların kimi zaman ağır bastığı, benzeri uygulamaların akademik çevrelerce sıkça dillendirildiği, objektif ölçülerden uzaklaşmış sözlü sınavı tartışımaktan çıkarılarak kaldırılmalıdır. Profesör kadro ve atamalarında olduğu gibi Doçentlik kadro ve atamaları da yıl ve yayın esasına göre yapılmalıdır. Girilen dersler, danışman olarak yürütülen Yüksek Lisans ve Doktora tezleri Doçentlik puanlama sistemine dâhil edilmelidir. Akademik teşvik yönetmeliğine göre her yıl belirli bir puan alma zorunluluğu (Örneğin en az 30 puan) getirilerek akademik çalışmalar özendirilmelidir. Doçent adayları YÖKSİS'e girmiş olduğu yayın bilgisi üzerinden gerekli puanı sağladığında görev yaptıkları üniversitelerde doçent kadrosuna beklemeden atanmalıdır."





Medyabar Youtube Kanalı

Kategori : Yaşam

Medyabar.com bugun 75401 kez ziyaret edildi. Bu haber ise 1604 kere okundu
YORUMLAR 3 Yorum
Yorum yaptığınız taktirde Kullanıcı Sözleşmesini kabul etmiş sayılıyorsunuz.
×
750 Karakter Kaldı
Göndermiş olduğum mesajın sorumluluğu şahsıma aittir
İhsan Hoca
23.01.2018 12:46
Sayın Cumhurbaşkanım; 1-) Doçentler beş yıl Doçentlik yaptıktan sonra doğrudan Profesör olmaktadır. 2-) Beş yılını tamamlamış Yardımcı Doçentler ile doktorasını bitirdikten beş yıl sonra hangi unvana sahip olurlarsa olsunlar bütün öğretim elemanları Doçent olmalıdır. 3-) Bir milyonluk nüfusu ilgilendiren bu yaraya merhem olmak adına, bir defaya mahsus olarak, geçici bir maddeyi ilgili kanuna eklenmeyi sağlamanızı saygıyla arz ederiz.
İhsan Hoca
15.01.2018 13:08
Sayın Cumhurbaşkanım; 1-) Yabancı dili baraj olmaktan çıkardınız; sağ olun, var olun. 2-) Yayın kriterleri arasında da bir baraj, bir ayrım olmamalıdır. 3-) Doktora öncesi yayın, doktora sonrası yayın, şu alanda yayın, bu alanda yayın gibi barajlar, ayrımlar olmamalıdır. 4-) Öğretim elemanının akademik hayatı boyunca alın teri dökerek ortaya koyduğu kitap, makale gibi ne tür eserleri varsa ve bu eserler 100 puanı tamamlıyorsa, o öğretim elemanına Doçentlik Diploması ÜAK tarafından verilmelidir. 5-) Öğretim elemanlarının üniversitede ders vererek ömür geçirdikleri yıllara da puan verilmelidir. 6-) Yabancı dil barajını kırdığınız gibi yayın kriterleri barajını da kırıp 36 bin yardımcı Doçente el vermenizi beklediğimizi saygıyla arz ederiz.
İhsan Hoca
30.12.2017 20:46
Sayın Cumhurbaşkanım; 1)Yabancı dil baraj olmaktan çıkarılıp puan getiren bir alan olarak değerlendirilmelidir. 2) Üniversitede 10 yıl öğretim elemanı olarak çalışmış ve doktorasını bitirmiş olan her öğretim elemanı doğrudan Doçent olarak atanmalıdır. 3)Üniversitede 20 yıl öğretim elemanı olarak çalışmış ve doktorasını bitirmiş olan her öğretim elemanı Profesör olarak atanmalıdır.
Online Ziyaretçiler