Firma Tanıtım Resmi
Firma Tanıtım Resmi
Firma Tanıtım Resmi Firma Tanıtım Resmi Firma Tanıtım Resmi Firma Tanıtım Resmi
Firma Tanıtım Resmi Firma Tanıtım Resmi Firma Tanıtım Resmi Firma Tanıtım Resmi

Medyabar'da Ara

'da Ara

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girin ve robot olmadığınızı onaylayın.

Büyük Birader Gülen Mi?

15.08.2016 16:52
İnsanlar, gerçeklerle değil, algıladıklarıyla düşünür ve kanaat oluşturur.

İki dünya savaşının arasında ezilmiş bir ömür; emsali olan birçok yazar gibi acılarla, sefaletle geçen yaşamının öldükten sonra şöhrete kavuşmuş ismidir George Orwell.

Kitap severler, Orwell ismini Hayvan Çiftliği'nden ve 1984 adlı eserinden çok iyi tanır. Okuyanlara da okuma fırsatı bulamayanlara da bu günlerde özellikle tavsiye edeceğim kitap "1984" tür.

Ütopik bir roman olan kitabın en öne çıkan kavramları arasında "big brother" yer alır. Türkçeye çevrilmiş hali, büyük birader/abi.

Büyük Birader, her şeye ulaşabilen, her şeyden haberi olan, yönettiği insanların kendi özel düşüncelere sahip olmasına fırsat vermeyen, gerçeklerden insanları uzaklaştırarak algılayacaklarını gerçek sanmalarını sağlayan, gerektiğinde en acımasız cezaları bir an bile düşünmeden verebilen esrarengiz bir yönetim gücüdür.

Halkı düşünce polisleriyle kontrol eden bu yönetim yapısı, bir piramit gibidir. Piramitin en üstünde her şeyi gören bir göz vardır. Bu göz, hem taraftarlarını hem de halkı sürekli gözler, bunu sokaklara yerleştirilmiş ekranlarla da hissettirir. Sürekli takip edilen insanların üzerinde gücünü hissettirir. Her anının izlendiğini, hatta düşüncelerinin bile tespit edilebildiğinden çekinen insanlar, yönetimin iki kere iki işleminin sonucunu beş kabul ettiği bir durumda dört demesi halinde başına gelebilecekleri de bildiğinden durumu kabul eder. Kabul etmeyenler ise, her türlü iftiraya uğrayabilir, sevdikleriyle cezalandırılabilir, bir gecede parasız, itibarsız kalabilir; hatta işkencelerle, olmadı öldürülmeyle kimsenin önemsemediği bir hiç haline sokulabilir?

Bu süreç, o kişinin tam anlamıyla tabi olduğuna inanıldığı ana kadar devam eder. Eğer kişinin beyni yıkanıp, geçmişiyle bağı koparılmış ve artık "iki kere ikiyi beş" olarak sonuçlandırabiliyorsa, o sadık bir kişidir; ancak yine de düşünce polisleri tarafından ve "büyük birader"in sürekli izlemesiyle takip edilmeye devam edilir.

Türkiye'de 15 Temmuz, siyasi tarihimizde bugüne kadar rastlanmamış bir örgütün en kaba hatlarıyla ortaya çıktığı bir tarih.

Önceki yazılarımda darbe öncesi ve darbe sonrası konulara değindiğimden bu konulara girmeyeceğim; ancak ortaya çıkan FETÖ örgütünü anlamamıza yardımcı olabilecek farklı bir bakış açısı katmayı hedefliyorum.

Bugün ortaya çıkan tablo, FETÖ örgütünün "1984" adlı kitaptan esinlendiğidir.

Büyük Birader'in tüm insanları gözlediğini ve geçmişinden kopartılarak yeni dünüşce yapılarına dönüştürüldüğünü anlatan 1984 adlı kitap 1949 yılında yayınlandı.

1 Dolar'da bulunan piramit içindeki göz, her ne kadar başka yapılara ait önemli bir sembol olsa da Terör örgütü lideri Fethullah Gülen'in Büyük Birader ( Big Brother) olma arzusunun yeşerdiği 1984 yıllarına işaret ediyor.

Gülen, kendisini piramitin en üstü ve her şeyi gözleyen büyük birader olarak tanımlar. Bu yapılanmanın "kainat imamı" olduğuyla ilgili belgeler daha önce yayınlanmıştı.

Gülen'in herkesi dinlettirdiği, hatta teknolojinin el verişli olmadığı 90'lı yıllarda bile kaset sistemleriyle en yakınında bulunan, ona sadık hizmetkarlarını dahi dinlettirmiş olması, takip ettirmesi, gizli kameralarla kayıt ettirmesi bir bir ortaya çıkan gerçekler arasında yer alıyor.

Televizyonlarda boy gösteren bazı kişilerin anlattıkları örgüt ruhu ve yapısı aklı başında insanları hayretler içine sokmaya devam ediyor. Ruh dünyamız, inanç dünyamız, milli dünyamız bir türlü bu gizemli ve karmaşık yapıyı anlamlandıramıyor.

Halbuki onun ne yapmak istediği, nasıl bir dünya düzeni kurmak istediğinin rehberi işte bu "1984" adlı kitapta yer alıyor.

Bu örgütün 80 darbesiyle ön aldığını, tüm siyasi liderlerden az ya da çok faydalandığını, 28 Şubat darbesinin ardından, tüm dindar çevrelerin ablukaya alınması ve İmam Hatip Liseleri'nin kapatılmasına katkı sağlayarak kendi okullarının "ışığını" parlattığını, Çiller ve Ecevit'i de kullanarak sağlamlaşan köklerinin meyvelerini Erdoğan döneminde aldıklarını artık sağır sultan bile kabul ediyor.

Gelin biraz yakın geçmişe gidelim. 2000'li yılların başı, Türkiye ağır bir ekonomik ve siyasi krizin ardından toparlanmaya çalışıyor. Üretim artıyor, teknolojik gelişmeler bir bir hayatımıza dahil ediliyor. Elbette güvenlik de önemli, polisimiz güçlendiriliyor. Suçu ve suçluyu ortaya çıkarmak amacıyla hem yetkileri arttırılıyor hem de teknolojik donanımları. Öne çıkan sistem ise MOBESE?

MOBESE sistemi, ilk olarak 2003 yılında İstanbul'da dönemin İçişleri Bakanı Abdulkadir Aksu'nun talimatıyla uygulanıyor.

O dönemlerin haberlerinde artık hırsızların kolay yakalanabileceği, trafik canavarlarının azalacağı, olası cinayetlerin önleneceği veya aydınlatılacağı gibi birçok sevimli haberlerle cadde ve sokak kameralarına razı edildik. Bu yönlerinin faydaları yok değildi. MOBESE'yi sevmiştik, 2007 yılından itibaren Türkiye'nin her bölgesine yayılan sistem 2012'de zirve yaptı.

Artık sokağa çıktığınızda güvendesiniz; çünkü dört bir yanınızdan izleniyorsunuz!
Ama yetmez, caddelere konulan kameralara daha sonra kahvehaneler de eklendi. Habertürk'ün 2012 yılında yaptığı haberde kahvehaneler, sinemalar, gazinolar vb. birçok yere güvenlik kamerası takma zorunluluğu getiriliyor.

(http://www.haberturk.com/yasam/haber/751840-kahvehanelere-zorunlu-kamera-takilacak)

Diğer taraftan da akıllı telefonlarımız ve uygulamaları hayatımızın merkezine oturdu. Aldığımız telefonlar sözde bizim güvenliğimiz için parmak izi veya biyometrik yüz tarama sistemleriyle hepimizi kayıt altına aldılar. Şirin uygulamalarla rehberlerimizi, albümlerimizi, gittiğimiz yerleri tespit etmelerine izin verdik.

İnternette gezinirken, ilgilenebileceğiniz reklamların ekranlara düşmesi size kolaylık gibi görünse de aslında tamamen özel hayatınızın esir alındığını bilmenizde fayda var.

Bu ürpertici sürecin, yakın zamanda sizi "özelsiniz" duygusuyla kontrol altına almaya başlayacağını da vurgulamak isterim. Zaman içinde, sizin eğilimleriniz, beklentileriniz doğrultusunda aşama aşama sunulan ürünler, düşünceler, sizi ilk aldığı yerden çok daha farklı yerlere götürecektir. Belki de yakın zamanda elektronik reklam tabelalarının yanından geçerken size hitap edilecektir.

Tehlikeli olan sonuç ise "yumuşak savaş"ın delik deşik edilmiş bireyleri olan bizler, bu süreci kendi özgür irademizle yönettiğimizi, teknolojinin kullanıcısı olduğumuzu, kendimizi her şeye hakim, her şeyle ilgili bilgiye sahip bireyler olarak tanımlayacağız.

Şimdi hepimizin yüzü, gittiği yerleri, ilgi alanları, görüşmeleri, görüntüleri Facebook, Google ve FBI veritabanında kayıtlı.

Suç oranlarının azalacağı iddiasıyla tepemize konulan MOBESElerin ne kadar işe yaradığını bilemiyorum; ancak şimdi 15 Temmuz sonrası tablosunda güvenlik kameralarının ne amaçla kullanıldığını daha net görebildik.

1513 yılında yayınlanan Machiavelli'nin Prens kitabında"Aslolan şeyin amaçlar olduğu, bu amaçların hangi yolda elde edildiğinin ise o kadar önemli olmadığıdır" der. Bizim kültürde "amaca ulaşan her yol mübahtır" diye dillendirilen ve nam salan bu eser, başta Napolyon olmak üzere birçok hükümdara, yöneticiye rehber olmuştu.

Anlaşılan o ki Fethullah Gülen, bu kitaba teknolojinin de dahil edilmesini önemsemiş ve Orwell'in hayal dünyasından çıkan 1984 adlı kitabı da kendisine rehber edinmiş.

Medyabar.com bugun 11780 kez ziyaret edildi. Bu yazı ise 3112 kere okundu
YORUMLAR 1 Yorum
Yorum yaptığınız taktirde Kullanıcı Sözleşmesini kabul etmiş sayılıyorsunuz.
×
750 Karakter Kaldı
Göndermiş olduğum mesajın sorumluluğu şahsıma aittir
vatansever
16.08.2016 16:32
çok güzel bir yazı olmuş, bu denli izleniyor olmak her ne kadar ürkütücü olsa da gerçeğin ta kendisi... tebrik ederim.
Online Ziyaretçiler