Firma Tanıtım Resmi
Firma Tanıtım Resmi
Firma Tanıtım Resmi Firma Tanıtım Resmi Firma Tanıtım Resmi
Firma Tanıtım Resmi Firma Tanıtım Resmi Firma Tanıtım Resmi

Medyabar'da Ara

'da Ara

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girin ve robot olmadığınızı onaylayın.

Algı Savaşları

22.09.2016 15:29
Propaganda kavramı, farklı dönemlerde farklı anlamlar yüklenerek günümüze kadar ulaştı. Özellikle reklam tekniklerinin siyasette kullanılmaya başlamasıyla adeta siyasetin de önüne geçen ayrı bir alan haline geldi.
Bu nedenle propaganda kavramı, bazı siyasal bilimciler tarafından demokrasiye "tehdit" olarak da görüldü.

1.Dünya Savaşı döneminde ve sonrasında bu kavram üzerine yapılan tartışmalar propaganda kavramını hepten karmaşıklaştırdı. Her ne kadar "aldatmaca" olarak kabul edilse de birçok kurum ve kuruluş propagandanın gücünden faydalanmak için aceleci davranışlardan geri durmadı.

Zamanla siyasetçiler ve siyasette güç elde etmek isteyenler de propaganda tekniklerini kendilerine kılavuz yaptılar. Siyasetçiler düşüncelerini veya uygulamalarını geniş kitlelere ulaştırmak ve daha da önemlisi kabul ettirmek amacıyla "doğruluk, faydacılık" gibi kavramlardan çok "ihtiras, menfaat,otorite" gibi kavramları propaganda yöntemleriyle maskelemeyi tercih ettiler.

Bilim adamlarının gerçekler, algılar ve karar verme süreçleriyle ilgili yaptığı çalışmalar en çok da yönetici ve yöneticilik hevesleri olanlara ışık tuttu. Gerçeklerin önemi ona yüklenen/yükletilen anlamlarla farklı bir forma sokulabilip karar vericilerin algıları etkilenebilmekteydi.

İnsan aklıyla ve algısıyla "oynama" konusunda literatüre de girmiş en önemli isimlerden biri de Hitler'in Propaganda Bakanı Goebbels'ti.

1.Dünya Savaşı'nın ağır bedelini ödeyen Almanları yeniden motive etmek için simgeleri, sembolleri ve aşağılanma duygularını üstün ırk duygularıyla yer değiştirecek söylevleri başarıyla kullandı.

Goebbels, dönemin şartlarını da düşündüğümüzde radyonun ve haber filmlerinin etki gücünü keşfetmiş ve en üst düzeyde kullanmış bir isim olarak karşımıza çıkıyor. Yaklaşık yarım saatlik propaganda filmleri, binlerce kopyası yapıldıktan sonra kamyonların kasalarına yüklenen "mobil sinema" sistemleriyle Almanya'nın en ücra köşelerinde bile izletilebiliyordu.

Goebbels, insanları medya imkanlarıyla etkileyebileceğini görmüş ve bu büyük gücü Hitler'in hedefleri doğrultusunda acımasızca kullanmıştı. Ona göre, insanlar gerçeklerle meşgul olmamalıydı, onlara sunulanlarla yetinmeliydiler. Hatta bir yalanı büyük attığınızda ve defalarca tekrarladığınızda insanların etkilenmemesi mümkün değildi.

Goebbels, Alman halkını etkilemeyi ve yönlendirmeyi başarmıştı; ancak unuttuğu bir şey vardı, gerçek er ya da geç gün yüzüne çıkabilen bir olgudur. Öyle de oldu, 1943'e gelindiğinde Rusya'ya yenilen Almanlar, artık yalan haberlere, sinemadan önce izletilen propaganda filmlerine inanmamaya, gerçekleri farklı ülke radyolarından edinmeye başlayınca Hitler ve Propagandası çatlamaya başladı.
Türkiye'de de benzer algı yönetimi çalışmalarına çok defa şahit ola ola 15 Temmuz'a kadar geldik. Teröristin sevimli, bölücünün türkücü, hocanın darbeci,canlı bombanın cihatçı, devrimcinin faşist, aydının barutçu çıktığı bir ülkede yaşıyoruz. Buna uluslar arası siyasi hedeflerin de eklendiğini gözden kaçırmamak gerekiyor.

İşte bu çerçevede tam da temizlenme şansı yakalamışken başlatılan algı yönetimleriyle "masum, mağdur" diye diye başa döner miyiz? bilmem; ancak 15 Temmuz gecesi ve 16 Temmuz günü İstiklal ve İstikbal uğruna bedel ödeyenlerin vebalinden kimsenin kurtulamayacağını bilirim.

Elbette masumun korunması, mağduriyetlerin yaşanmaması veya ortadan kalkması gerekiyor. Buna diyecek yok; ancak oyun(!) bugüne kadar bizim duygu ve değerlerimizi istismar ede ede güçlenmişken aynı çukura ikinciye düşmemek lazım.

O nedenle etkisiz hale getirilmesi gerekirken elini kolunu sallaya sallaya dolaşıp önüne gelene çamur atan virüslerden de, olayın sıcaklığının zaman geçtikçe soğumasıyla hoşgörü duyguları artan bazı yetkililerin basiretsiz yaklaşımları da Türkiye'yi daha tehlikeli durumlara müsait hale getirebilecektir.

Devletin, medyanın ve sivil toplum örgütlerinin ortak değerlerde buluştuğu ve sergilediği kararlılık, gerçeklerin gerçek dışı algı yönetimlerine fırsat vermeyecek şekilde sıkça paylaşılmasıyla sürdürülmelidir.

Gerçek ise 15 Temmuz'dur; ya gereği yapılır ya da gereği bu ülkeye yapılır.

Medyabar.com bugun 120579 kez ziyaret edildi. Bu yazı ise 2069 kere okundu
YORUMLAR 0 Yorum
Yorum yaptığınız taktirde Kullanıcı Sözleşmesini kabul etmiş sayılıyorsunuz.
×
750 Karakter Kaldı
Göndermiş olduğum mesajın sorumluluğu şahsıma aittir
Online Ziyaretçiler