Firma Tanıtım Resmi
Firma Tanıtım Resmi
Firma Tanıtım Resmi
Firma Tanıtım Resmi
Firma Tanıtım Resmi Firma Tanıtım Resmi Firma Tanıtım Resmi
Firma Tanıtım Resmi Firma Tanıtım Resmi Firma Tanıtım Resmi

Medyabar'da Ara

'da Ara

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girin ve robot olmadığınızı onaylayın.

Zaman yaklaştı, ay yarıldı yarılacak

13.01.2017 12:47
Değerli dostlar, bir hafta kadar önce İzmit'te ikamet eden, sosyal medya aracılığı ile tanıştığım, çoğu din görevlisinden daha dikkatli, şuurlu, daha fazla dini bilgiye sahip, sıkı takipçilerimden muhterem kardeşim Mustafa Muvahhid tarafından şahsıma atılan bir mesajda adını söylemek istemediğim bir zat, Kamer süresinde geçen ve kıyametin kopma anında kozmik bir olayı anlatan ayete takla attırarak verdiği manaya karşı olan bizlerin şahsında bir hoca efendiye demediğini bırakmamış.

Peygamberimiz zamanında ayın yarıldığına inanan bu zat, kendisinin aksi düşünen ve Kurana bakarak imanını oluşturan bizlere Kuran Müslümanları diyerek - ki hamdolsun Kuran Müslümanıyız, demek ki kendileri Kuran Müslümanı değil - "Kur'an Müslümanlarının Mucize Telakkisi" adı altında uydurulan rivayetlere gönderme yaparak tenkit etmeğe çalışmış.

Mucize kavramını bir başka yazıma bırakarak bu zatın kaleme aldığı yazının bir paragrafını ele almak istiyorum.

Bu zat şöyle demiş:

Kur'âniyyûn'un Mucize Telakkisi

Kur'ân Müslümanları'na göre, "Allah Rasûlü'nün Kur'ân'dan başka bir mucizesi yoktur; her ne kadar Ay'ın ikiye yarılması gibi rivayetler hadis mecmualarında mucize bağlamında nakledilse ve bazı âlimler de bunu Kur'ân'la isbat etme noktasında aşırı gitse de durum değişmez; İnşikâk-ı Kamer/Ay'ın İkiye Yarılması geçmişte olan bir hâdiseyi değil, Kıyâmet esnasında vuku' bulucak bir olayı anlatmaktadır. Zaten ayetlerin devamında da hâdiseyi Allah Rasûlü'yle ilişkilendiren ne açık, ne de gizli bir delil vardır."

Evet, bizler aynen böyle inanıyoruz.


MUCİZE DEDİKLERİ AY'IN YARILMASI

İNŞİKAKUL KAMER (انشقاق القمر) Ayın yarılmasını ifade eden bir Kur'an terimi.

Bu anlamda şakku'l-kamer de kullanılmıştır.

İnşikāku'l-kamer tabiri, Kur'ân-ı Kerîm'de kıyametin yaklaştığını bildiren âyette geçmektedir (el-Kamer 54/1).

Ayın yarılacağı değil, yarıldığına dair iddia sahipleri şu ayete dayanır:

اقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ وَانشَقَّ الْقَمَرُ

Bu ayete çoğu meallerde: Kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı" şeklinde mana veriliyor.

Diyanet İşleri (eski): " Kıyamet saati yaklaşır, ay yarılır" (Kamer 1)

Diğer bir meal: "Son saat yaklaşacak ve ay yarılacak."

Takip eden ayetle beraber mana şöyledir:

"1,2. Kıyamet yaklaşıp ay yarılsa, onlar da bu oluşumu gözleriyle görseler, "Bu devamlı yapılan bir büyüdür" diyerek yüz çevirirler".

Peygamberimiz zamanında ay ikiye ayrıldı diyenler neden şu ifadelere bakmazlar:

"Hasan-ı Basrî ve Atâ b. Ebû Rebâh'tan nakledilen bir rivayete göre ise âyet gelecek zamanda ayın yarılacağı anlamına gelir (Ebü'l-Leys es-Semerkandî, III, 297). Mâverdî, Hasan-ı Basrî'nin, "Eğer ay yarılmış olsaydı herkesin görmesi gerekirdi, çünkü mûcize karşısında bütün insanlar aynı konumdadır" dediğini ve ayın sûra ikinci defa üfürüldüğü zaman yarılacağını ileri sürdüğünü kaydeder (en-Nüket ve'l-uyûn, V, 409). Ayın yarılmasına "ayın doğması ile karanlığın dağılması, her şeyin açık ve belirgin hale gelmesi" gibi mecazi anlam verenler de vardır (a.g.e., V, 409). Ömer Rıza Doğrul, Arap müşriklerinin sembolü kabul edilen ayın yarılması ile şirk cephesinin yarılıp yokluğa mahkûm edilmesinin kastedildiğini belirtir.

Bazı muhaddisler, inşikāku'l-kamerin hicretten beş yıl önce vuku bulduğunu ve bu tarihte Abdullah b. Abbas'ın henüz dünyaya gelmediğini dikkate alarak onun bu olayı müşahede edemeyeceğini, ancak bir başkasından (muhtemelen İbn Mes'ûd) duyarak nakletmiş olabileceğini belirtirler (İbn Hacer, XV, 26; Aynî, XVI, 55).

Ayrıca bazı hadis tenkitçileri, hicretten önce Mekke'de vuku bulduğu söylenen ve o sırada dört beş yaşlarında bir çocuk olan Enes'in Medine'de iken olayı görmesinin mümkün olmadığına, bu sebeple İbn Abbas rivayeti gibi bunun da mürsel sayılması gerektiğine dikkat çekerler (İbn Hacer, XIV, 129; Ali el-Kārî, I, 585-586).

Ehl-i sünnet âlimlerinden Ebû Abdullah el-Halîmî de benzer görüşü benimseyerek konuyla ilgili âyetin, kıyamete yakın bir zamanda ortaya çıkacak kozmolojik bir değişikliği haber verdiğini belirtir (İbn Hacer, XV, 31).

İnşikāku'l-kamer meselesi son dönem âlimleri arasında da tartışılmıştır. Ahmed Zeki Paşa, geçmişte ayın yarıldığına dair haberlerin İsrâiliyat türünden rivayetler olduğunu ileri sürmüş, M. Reşîd Rızâ ise rivayetlere ilişkin değerlendirmesine katılmıştır (Fetâvâ, V, 2150 vd.). Elmalılı Muhammed Hamdi ise ayın ileride büsbütün yarılıp kıyametin kopacağı mânasını anlamak gerektiğini ve bu olayda gelecekteki parçalanmaya delâlet eden bir yarılmanın söz konusu olduğunu belirtir.

Kur'ân-ı Kerîm'de örneklerine sıkça rastlandığı gibi ayetin geçmiş zaman kipiyle verilmiş olması, gelecek zamanda bu işin olmasından şüphe olmamasındandır. Nitekim kıyametin kopuşunu tasvir eden sûrelerin bir kısmı mâzi sîgasını içeren cümlelerle başlamaktadır (et-Tekvîr 81/1-7; el-İnfitâr 82/1-4; el-İnşikāk 84/1-5).

İnşikāku'l-kamerin geçmişte vuku bulduğunu bildiren haberlerin râvileri olarak gösterilen sahâbîlerin olayın vukuu sırasında küçük yaşta bulunmaları, bazı rivayetlerin isnad açısından tartışılması, ayrıca hiçbir rivayetin tevâtür derecesine ulaşmaması, bu hadisenin geçmişte kesinlikle vuku bulduğunu söylemeye imkân vermemektedir". (Diyanet İslam Ansiklopedisi İnşikakul Kamer mad.)

Kamer süresinde ayın kıyamet saatinde yarılacağı söylenirken bunlar Peygamberimiz zamanında ayı ikiye yardılar, hem de Peygamberimizin aya emretmesiyle.

Hz. Peygamber zamanında hicretten beş sene evvel Mekke'de bir akşam vakti dolunay halindeki ayın ikiye bölündüğü rivayeti Buhari, Müslim, Tirmizi, Ahmed b. Hanbel, Ebu Davud, Beyhaki ve daha birçok kaynak tarafından nakledilmiştir.

وعن ابن مسعود قال : انشق القمر على عهد رسول الله صلى الله عليه وسلم فرقتين : فرقة فوق الجبل وفرقة دونه . فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم : " اشهدوا " . متفق عليه

Konuya vakıf olanlar bilir ki Buhari ile Müslim'in kabul ettiği rivayetlere MÜTTEFEKUN ALEYH denir yani üzerinde ittifak edilmiş demek.

Bu rivayet maalesef bu türden kabul edilmiş.

Manası:

İbni Mesud'tan: Dedi ki (İbni Mes'ud), Rasulullah zamanında ay iki parçaya ayrıldı. Bir parça dağın üst tarafında, bir kısmı da diğer tarafında idi.

Uzaktan gördükleri ayı futbol topu kadar zannediyorlar.

Ay'ın çapı 3.474 km'dir, bu da Dünya çapının dörtte birinden biraz fazladır. Dolayısıyla Ay'ın hacmi Dünya'nın hacminin %2'sidir.

Dünyanın dörtte birinden fazla olan ayın yarısı bir dağın arkasına, diğer yarısı öbür tarafına düşmüş.

Buna inanan cahil değilse beyni kiradadır.

Bazıları Buhari'ye, Müslim'e Kuran gibi iman ederler.

Bunlarda ve diğerlerinde hadis denen öyle rivayetler var ki akla ziyan.

Yalnızca bir riv-ayeti misal vereyim:

عن أبِي هُرَيْرَة قال : « أرْسَلَ اللَّهُ ملك المَوْتِ إلى مُوسَى - عليه الصلاة والسلام - ، فلما جاءَهُ ، صَكَّهُ وفَقَأ عَيْنَه ، فرجع إلى رَبِّه فقال : » أرْسَلْتَنِي إلى عَبْدٍ لا يُريد الموْتَ « ، قال : فَرَدَّ الله إلَيْه عَيْنَهُ ، وقال : ارجع إلَيْه وقل له : يضع يده على مَتْن ثور فله بما غطت يده بكل شعرة سَنَة . قال : » أي رب ثم مَهْ « ، قال : » ثم الموت « قال : » فالآن « ؛ فسأل الله أن يدنيه من الأرض المقدّسة رمية بحجر؛ فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم : » فلو كنتُ ثَمَّ لأريتُكم قبره إلى جانب الطريق تحت الكثِيب الأحمر

Ebu Hureyre (ra) dan rivayet, Resul-i Ekrem (asm) ferman etmiş ki:

"Melekül Mevt (yani Azrail) Musa Aleyhisselama ruhunu kabzetmek için gönderilmiş. Hz. Musa'ya geldiği zaman, Ona öyle bir tokat tokat vurmuş ki, bir gözü çıkmış. Azrail Aleyhisselam Rabbine dönmüş, demiş ki: "Beni öyle bir kula gönderdin ki, ölümü istemiyor. Cenabı Hak tekrar ona gözünü iade etti ve ona şöyle dedi: "Ona dön ve elini bir öküzün sırtına koymasını, elinin temas ettiği her bir kıl için kendisine bir yıl ömür verileceğini söyle."

(Ölüm meleği bunları Musa'ya iletince) Musa:

"Ey Rabbim! Sonra ne olacak?" diye sordu.

Allah: "Sonra öleceksin" buyurdu. Musa:

"Öyleyse şimdi öleyim" dedi.

Musa, Allah'tan kendisini arz-ı mukaddese bir taş atımı mesafeye kadar yaklaştırmasını istedi.

(Ebu Hurayre, Peygamberin (s.a.v.) şöyle söylediğini belirtti): "Orada olsaydım size yolun kenarında kızıl bir kum tepesinin yanında onun kabrini gösterirdim" (Sahihi Buhari, 2/113 ve 4/191; Sahihi Müslim 4/1843, yani üzerinde ittifak edilen hadismiş)

Allah aşkına Ebu Hüreyre gibi birinin ifade ettiği bu rivayete, Buhari ve Müslimde var diye şimdi inanalım mı?

Rivayeti neresinden alırsanız, elinizde kalıyor.

Meleği gönderen Allahın arzusu geri çevriliyor, üstelik tokat atılarak (haşa).

"17 yıl önce Azrail efendimizin canını almaya geldiğinde efendimiz elini kaldırarak:

-Ben şimdi gelmek istemiyorum dedi, o gün bu gün benden sizden daha sağlıklı yaşıyor" diyenle bu rivayetin ne farkı var?



Kuran'da "yarıldı" ve benzerî ifadeler:

Kamer suresinin bu ilk ayeti, yani "ay yarıldı" ifadesi esasen Kur'an'daki benzerlerinden birisidir. Bilhassa kıyamet sahnelerini tasvir eden, ahiret ahvalinden bahseden surelerde ve ayetlerde, bu şekilde "gök yarıldı" "yer yarıldı" "kitap ortaya kondu, peygamberler getirildi" gibi deyimler kullanılmıştır. (Furkan,25, Rahman,37, Hakka,16)

Bu gibi ayetler çoktur ama işte misal bir ayet:

وَاَشْرَقَتِ الْاَرْضُ بِنُورِ رَبِّهَا وَوُضِعَ الْكِتَابُ وَج۪ٓيءَ بِالنَّبِيّ۪نَ وَالشُّهَدَٓاءِ وَقُضِيَ بَيْنَهُمْ بِالْحَقِّ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ

Peygamber zamanında ay yarıldı diye mana verenlerin mantığına göre ayette geçen fiiller geçmiş zamanlı olduğu için ayetin manası şöyle olması gerek:

"mahşer meydanı Rabbin nuruyla aydınlandı, amel defteri ortaya kondu, peygamberler ve şahidler getirildi, aralarında adaletle hükmedildi'.

Böyle bir mana verilebilir mi?

Bu işler oldu mu yani?

Olacağı kesin olduğu için Allahın Kuran anlatım tarzı olarak geçmişli fiil kullanıldığını Kurana az bir vukufiyeti olanın bilmemesi imkânsızdır.

Doğru mana şöyledir:

"Mahşer Meydanı, Rabbinin nuruyla aydınlanır (aydınlanacak), amel defterleri ortaya konur (konacak), Peygamberler ve şahitler getirilir (getirilecek) ve onlar haksızlığa uğratılmaksızın aralarında adaletle hükmedilir (hükmedilecek)."(Zümer 69)

Bu ayete, mahşer meydanı aydınlandı, amel defteri ortaya kondu, peygamberler ve şahidler getirildi, aralarında adaletle hükmedildi' diye bir mana verilebilir mi?

Ayetlere takla attıranlara göre bu mana verilebilir, veriyorlar da.

"Gök yarıldı, yer yarıldı, amel kitabı getirildi, melekler geldi" gibi ifadelerin olacak değil de oldu denilerek geçmiş fiil olarak kullanılması bu ve benzeri olayların olmasının kesin olduğuna, olmuş gibi inanmamız gerektiğine vurgudur. Bu, Kuranın anlatış tarzıdır.

Biz de, kesin olarak yapacağımız bir şey için 'bunu olmuş bil' kalkıp gideceğimiz zaman 'ben kalktım' deriz ya, işte onun gibi.

Ayın ikiye bölünmesi olayının, Mekke dışındaki yerlerden görülmeyişi ve bunun tarih boyunca hiç bir ülkede bir rivayet olarak duyulmamış olmasına, o anda diğer ülkelerde havanın bulutlu olduğu, bazı yerlerde güneşin henüz batmış bulunduğu, bazı yerlerde gecenin tam ortası, yani tatlı uyku zamanı olup insanlar ayakta olmadıkları için görülememiştir türündeki cevaplar da asla ikna edici ve sahici değildir. Dünyanın tamamı bu sayılan vasıflarda bulunuyordu da sadece Mekke'de mi hava ve iklim, ikiye ayrılan ayı görmeye müsaitti? Bu imkânsız bir şeydir.

Allah cc Kuranda ayın göğün yarılacağını infitar, Kamer ve diğer sürelerde anlatıyor bazı şaşkınlar ise hem Allaha hem Kurana hem Peygamberimize iftira atarak güya ayın ikiye ayrıldığını, bir parça dağın üst tarafında, bir kısmı da diğer tarafında idi söyleyebilecek kadar yalan uydurdular ve bu yalanlarını da güya sahabeden 8-10 kişinin şahit olduğunu iddia edecek kadar sapıttılar.

Onların bu sapıklığına da bizdeki cahil ulema inandı.

Zavallılar, ayın uzaktan göründüğü gibi çapı 30-40 cm küçük zannettiler. Böylece cehaletlerini pekiştirdiler.

Ben bu cühela takımına sorarım, ay yerinden ayrılmışsa bunu yalnız 8-10 kişi mi görür*

Dünyanın diğer yerlerinde onca insan neden bunu görmez?

Allah bir sistem kurmuş, güneşin, ayın dünyamıza uzaklığı ince bir hesaba dayanır.

Müsbet ilim der ki, güneşin, ayın uzaklıkları değişmiş olsa yer yüzünde bir tek canlı kalmaz.

Ay daha yakın veya uzak olsa, günde birkaç kez med-cezir (deniz sularının çekilmesi, suların kabarması) olayları meydana gelir.

Müslümanların tekelci, 'hocacı', şeyhçi, gavsçı, felancı, iftiracı, doğmatik olmaktan ziyade aklı selimin sesine kulak verenci olmaları gerekmez mi ?

Allah, peygambere verdiği kıymete kanaat etmeyen bir anlayış var.

Hoca kılıklı kalkıyor, SÜMÜK-Ü ŞERİF diyerek güya peygamberimizin sümüğünü sahabe üzerlerine sürmüş de bereketlenmişler.

Af edersiniz Peygamberimizin kanını, hatta sidiğini sahabe içmiş vs vs vs diyebilecek kadar pusulayı kaçıranlar var.

Bu ve benzeri yakıştırmalar, Allahın Peygamberimize verdiği payeyi az görüp farkında veya değil, peygamberimizi ilahlaştırma çabalarıdır.

Allaha iftira atmanın cezasını Allah bir ayetinde şöyle açıklar:

وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرَى عَلَى اللّهِ كَذِبًا أُوْلَئِكَ يُعْرَضُونَ عَلَى رَبِّهِمْ وَيَقُولُ الأَشْهَادُ هَؤُلاء الَّذِينَ كَذَبُواْ عَلَى رَبِّهِمْ أَلاَ لَعْنَةُ اللّهِ عَلَىَ

الظَّالِمِينَ

"Allah'a karşı yalan uydurandan daha zâlim kimdir? Bunlar Rabblerine sunulurlar ve tanıklar da, "Rabblerine karşı yalan söyleyenler bunlardır" derler. Biliniz ki, Allah'ın laneti zâlimler üzerinedir."(Hud 18)

Sorgulama mahşerde olacaktır kabirde değil.

فَلَنَسْأَلَنَّ الَّذِينَ أُرْسِلَ إِلَيْهِمْ وَلَنَسْأَلَنَّ الْمُرْسَلِينَ

"Kendilerine (peygamber) gönderilenleri de, gönderilen (peygamberleri) de sorguya çekeceğiz."(Araf 6)

Peygamberler ve diğer herkes hesaba çekilecek.

Diğerleri içerisinde Allaha iftirada bulunanlar Allaha arz olunacaklar

Allah mahşerde bu iftiracı zalimleri sorgulayacak

وَيَقُولُ الأَشْهَادُ هَؤُلاء الَّذِينَ كَذَبُواْ عَلَى رَبِّهِمْ

"şahidler, Rabblerine karşı yalan söyleyenler bunlardır" derken melekler feryat ederek diyecek ki الظَّالِمِينَ أَلاَ لَعْنَةُ اللّهِ عَلَىَ

"haberiniz olsun Allahın lâ'neti zalimler üstüne!

Allah burada zalim kelimesine bir mana vererek diyor ki, Allaha iftira atmak zulümdur.

Zulüm, karanlık demek, zalim ise karanlıkta olan demektir.

Allaha iftira atmak zulüm olduğu gibi Lokman 13 de ifade edildiği üzere Allaha ortak koşmak yani şirkin büyük zulüm olduğu anlatılıyor.

Yani, Allaha iftira eden müşriktir, namaz kılsa da oruç tutsa da bu değişmez.

Nur risalesinde: "Mucize-i Ahmediye'deki Mektubat'ta 19. Mektup. Nerdeyse 150 sayfaya yaklaşan bir bölüm. Peygamberimizin yüzlerce mucizesi olduğu anlatılıyor. Onların hiçbirinin aslı yok. Peygamberi kitlelere olağanüstü gösterme amaçlı anlatılmış rivayetler bunlar.

Allah "kurandan başka, Muhammed'e mucize vermedim, Kuranın mucize olması yetmez mi" diyor, bizimkiler bu söze kulak asmayarak verilmeyen mucizelerin verildiğini iddia ederlerse bu Allaha iftira olmaz mı?

Kuran kavramlarını saptırdılar, kendileri de sapıttı.

Aklımızı kullanamadık maalesef.

Kuran üniversitesinin kapısında " Aklını kullanmayan bu kapıdan içeri giremez" diye yazılıdır.

AKL bağ demektir,

Allah ile, gerçek ile bağ kuran meleke, güç, olgu demektir.

Kuran üniversitesinde Allah tevhid inancını anlatırken akla vurgu yapar, aklı ön plana alır.

Akıl, herkese verilen bir vahy dir.

Gönderdiği vahy ile insanda olan akıl vahyi kenetlenmesi gerekir, cıvata ile somun misali.

Bu irtibatı sağlamayanlara bakın Allah ne diyor:

وَيَجْعَلُ الرِّجْسَ عَلَى الَّذِينَ لاَ يَعْقِلُونَ...

"Allah, pisliği, aklını kullanmayanlar üzerine bırakır". (Yunus 100)

13.01.2017

Medyabar.com bugun 18099 kez ziyaret edildi. Bu yazı ise 2185 kere okundu
YORUMLAR 0 Yorum
Yorum yaptığınız taktirde Kullanıcı Sözleşmesini kabul etmiş sayılıyorsunuz.
×
750 Karakter Kaldı
Göndermiş olduğum mesajın sorumluluğu şahsıma aittir
Online Ziyaretçiler