Firma Tanıtım Resmi
Firma Tanıtım Resmi
Firma Tanıtım Resmi Firma Tanıtım Resmi Firma Tanıtım Resmi
Firma Tanıtım Resmi Firma Tanıtım Resmi Firma Tanıtım Resmi

Medyabar'da Ara

'da Ara

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girin ve robot olmadığınızı onaylayın.

Birliğe DAVET, Kararımız EVET

28.02.2017 12:05
Milletçe, tarihsel bir süreç yaşadığımız bu kritik günlerde, omuzlarımıza binen yükün ne anlama geldiğini tam olarak idrak edebilmemiz için, geçmiş ile bugün arasında bir köprü inşa etmeli ve dünün ışığında bugünü yorumlamalıyız.

Bugün, başta ana muhalefet partisi olmak üzere, büyüyen ve gelişen Türkiye'yi görmezden gelerek 'ülke elden gidiyor' çığırtkanlıklarıyla engellemeye çalışan bütün şer odaklarının, 'Korku Duvarı Oluşturma Algı Yönetimi'ni kullanarak yürütmeye çalıştıkları referandum hazırlıklarında, milletin zekasıyla dalga geçer gibi 'Türkiye'de Rejim Değiştiriliyor' safsatasını zihinlere yerleştirmeye çalıştıklarını görmekteyiz.

Öncelikle şunu iyi bilmemiz gerekiyor. Türkiye, 1 Kasım 1922'de Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından yayınlanan kararname ile Saltanatlığa son vermiş ve bir daha tartışmaya dahi açılmayacak şekilde rejim ile ilgili son noktayı koyarak, 29 Ekim 1923 te Cumhuriyeti ilan etmiştir.

Cumhuriyet yönetiminde Egemenlik hakkı millete verilmiştir. Millet bu egemenlik hakkını, düzenli aralıklarla yapılacak olan seçimlerde, Türkiye Büyük Millet Meclisine göndereceği vekiller aracılığıyla kullanacaktır. Bu noktadan bakıldığında her şey mükemmeldi çünkü temel hedefteki slogan 'Millet Ne Derse O' olacaktı. Buraya kadar olan kısma itiraz etmek kendini inkar etmekten başka bir anlam ifade etmez.

Yönetim sistemimize baktığımızda ise ortaya çıkan manzarayı, basit bir mantıkla incelemek daha sonra yorumlamak gerekir. Millet seçimlere giderek oyunu kullanacak ve milletvekili seçecektir. Seçtiği vekiller arasından bir Başbakan çıkacak ve oluşturduğu bakanlar kurulu marifetiyle ülkeyi yönetecek ve hesabını ise milletin kendisine verecektir. Yani seçimle gelen Başbakan millet iradesini temsil edecekti.

İşte bu noktadan sonra millet iradesinin kontrol mekanizması olarak karşımıza çıkan Cumhurbaşkanlığı makamı devreye giriyor. Düz mantıkla bakıldığında Cumhurbaşkanlığı makamı, milletin kendi hür iradesiyle seçtiği ve kendisini yönetmesini istediği Türkiye Büyük Millet Meclisini kontrol eden, Başbakanı ve bakanlar kurulunu atayan, gerekli gördüğünde milleti hiçe sayarak, milletin seçtiği Türkiye Büyük Millet Meclisini feshedip yeniden seçime gitme yetkisini elinde bulunduran konumdaydı.

Bu yönetim sistemi ise, Cumhuriyetin ana felsefesine yıllardır aykırılık teşkil etmesine ve bazı siyasi liderlerimizin her platformda bu durumu dilendirmesine rağmen vesayetçi, darbeci anlayışı destekleyenler tarafından itibarsızlaştırılarak gündem dışı bırakılmıştır.

Başbakan tarafından yönetilen ve Cumhurbaşkanı tarafından kontrol edilen bir yönetim sisteminin tam karşılığı, çift başlılık olarak tabir edilebilir. Özellikle son 9 senedir Başbakan ve Cumhurbaşkanı uyum içinde çalıştığı için, toplum olarak çift başlılığın ne anlama geldiğini idrak edemeyebiliriz. Ancak Anayasa kitapçığının fırlatıldığı günleri hatırlarsak eğer, çift başlılığın ne anlama geldiğini daha iyi anlayabiliriz.

Evet özellikle son 9 senede uyum içerisinde çalışılması sayesinde, gezi parkı olayları, 17-25 Aralık operasyonları, Güneydoğu Anadolu Bölgesinde pkk eliyle yürütülen hendek siyaseti ve son olarak FETÖ tarafından gerçekleştirilen 15 Temmuz kanlı darbe ve işgal girişimleri bertaraf edilmiş, istikrar ve büyüme sağlanmış ve bugün daha prestijli bir ülke konumuna gelmiş olabiliriz ancak bu uyum ortadan kalktığı an çift başlılık yeniden hortlayıp siyasi istikrarsızlığa ve ülke yönetimindeki kısa, orta, uzun vadeli hedeflerin gerçekleştirilememesine sebep olabilir.

Bırakın ülke yönetimini, sıradan bir işletme bile açmış olsanız 3-4 seneden önce başarı elde edebilmeniz mümkün değilken, 93 yıllık Cumhuriyet tarihimize tam 65 hükümet sığdırmışız. Bu açıdan baktığımızda, ülkemizin gelişmişlik seviyesinin on sene öncesine kadar neden gerilerde kaldığını gayet net bir şekilde görebiliriz.

Özellikle 1950 yılına kadar tek partili sistemle yönetilen ülkemizde millet hiçe sayılmış, değerlerinden, inanışlarından ve geçmişle olan bağlarından kopartılarak, yasaklamalarla, baskıyla terbiye edilmeye çalışılmış ve bunlara modernleşme adı altında kılıf uydurulmuştur.

Çok partili sisteme geçişle birlikte 1950'de 'Yeter Artık Söz Milletin' diyerek tepkisini dile getiren insanlarımız, Adnan MENDERES' i tercih ederek, haklarının geri verilmesini istemişler, Milletin adamı ise, bu talebi karşılamak için azimle, kararlılıkla çalışarak başarılı olmuştur. Ancak, 1960 yılında demokratikleşmeyi ve millet iradesinin hakimiyetini hazmedemeyenler tarafından gerçekleştirilen darbe ile Adnan MENDERES, Başbakanlık görevinden alınarak idam edilmiş ve bu durum, tarihimize kara bir sayfa olarak damgasını vurmuştur.

27 Mayıs 1960 tarihinde başlayan darbeler tarihi, 12 Mart 1971 Muhtırası, 12 Eylül 1980 darbesi, 28 Şubat 1997 post modern darbesi ve 27 Nisan 2007 e-muhtırası ile devam etmiştir. Ayrıca 1962-1963-1969-1971 ve son olarak 15 Temmuz 2016 da milletin feraseti ve dik duruşuyla engellenen tam 5 kez başarısızlıkla sonuçlanan darbe girişimi yaşanmıştır.

Bazen resimdeki küçük bir ayrıntıya odaklanınca, ressamın ne anlatmak istediğini anlayamayız. Aslında ressamın ne anlatmaya çalıştığını görebilmemiz için çerçeveden birkaç adım uzaklaşıp resmin tamamına bakmamız gerekir. Ön yargılarımızdan ve üzerimizde 'Korku Duvarı' yöntemiyle oluşturulmaya çalışılan algılardan uzaklaşarak siyasi kronolojimizi incelemeli ve Türkiye gerçekleriyle yüzleşmeliyiz.

Bu referandum siyaset üstü bir durum arz etmektedir. Tarihimiz boyunca yaşanan çift başlılığı, vesayeti, her türlü darbeyi ve ayrışmayı ortadan kaldırarak, hep birlikte Türkiye olmak için kararım EVET...

Medyabar.com bugun 173117 kez ziyaret edildi. Bu yazı ise 2177 kere okundu
YORUMLAR 4 Yorum
Yorum yaptığınız taktirde Kullanıcı Sözleşmesini kabul etmiş sayılıyorsunuz.
×
750 Karakter Kaldı
Göndermiş olduğum mesajın sorumluluğu şahsıma aittir
Ak-can
28.02.2017 16:48
ağzına sağlık sayın yazarım tabiki evet
Sakaryalı
28.02.2017 16:13
Erdoğan' dan sonra inşallah başınıza Kılıçdaroğlu ya da onun gibi biri başkan olarak gelir de yine ''kandırıldık'' diye bağırırsınız
sakaryalı54
28.02.2017 15:35
Sayın Adem Arslan öncelikle tarafsızlık ilkesini çok süper demişsiniz tebrik ederim ama nasılsa "evet" açıklaması yapan basın çalışanlarına bir sorun yok dimi sadece "hayır"cılar işlerinden atılıyor ekmeğinden oluyor Keşke halkın devamlı sorduğu 15 senedir iktidar olan parti hangi istedikleri kanunu çıkaramadılar da ekonomi bu hale geldi dış borç stoku, 411,5 milyar dolar oldu işsizlik bitmedi halkın yarısından çoğu açlık seviyesinin altında sorularına da bir cevap verseydiniz Kısaca iktidar partisinin yanında değil halkın yanında olup bu sorulara cevap arasaydınız...
sakaryalı54
28.02.2017 15:27
Sayın Adem Arslan öncelikle tarafsızlık ilkesini çok süper demişsiniz tebrik ederim ama nasılsa "evet" açıklaması yapan basın çalışanlarına bir sorun yok dimi sadece "hayır"cılar işlerinden atılıyor ekmeğinden oluyor Keşke halkın devamlı sorduğu 15 senedir iktidar olan parti hangi istedikleri kanunu çıkaramadılar da ekonomi bu hale geldi dış borç stoku, 411,5 milyar dolar oldu işsizlik bitmedi halkın yarısından çoğu açlık seviyesinin altında sorularına da bir cevap verseydiniz Kısaca iktidar partisinin yanında değil halkın yanında olup bu sorulara cevap arasaydınız...
Online Ziyaretçiler