Firma Tanıtım Resmi
Firma Tanıtım Resmi
Firma Tanıtım Resmi Firma Tanıtım Resmi Firma Tanıtım Resmi Firma Tanıtım Resmi
Firma Tanıtım Resmi Firma Tanıtım Resmi Firma Tanıtım Resmi Firma Tanıtım Resmi

Medyabar'da Ara

'da Ara

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girin ve robot olmadığınızı onaylayın.

Dine karşı din tasavvuf

17.03.2017 09:52
Birçok sapıtmaları içinde barındıran ve de kelime olarak da Arapça gramerine uymayan TASAVVUF denilen ihdası değerli ilim adamı Şeyyad Bozoklu mahlasıyla yazı ve kitaplarını yazan Hoca Efendinin eserinden yararlanarak size tanıtmak isterim.

İleriki zamanlarda Allah izin verirse yer yer bu konuya temas edip bu uyduruk şeyin içinde barındırdığı saçmalıkları sizinle paylaşmak istiyorum ki hak ve gerçeklerin farkına varasınız.

Tasavvuf denilen olguyu açıklamadan evvel kellime olarak "tasavvuf nedir? "sorusunun cevabını vermemiz gerekiyor. Tarifini bildikten sonra ne olduğunu anlamamız daha kolay olacaktır.

Tasavvuf nedir?

Tasavvufçular tasavvuf için bir tarif koymakta ciddi şekilde ihtilaf içindeler. Bir tarifte birleşip ittifak sağlayamadıkları için tasavvufun iki bine yakın tarifi yapılmıştır. Ama bu tariflerin hepsi gerçekte olmayan şekil ve sınırlardan sadece sözde olan beyanlardan ibarettir.

Tasavvufun en doğru tarifi Resulün dini içinde sonradan oluşturulmuş bir bidattir. Bir takım faydalı yanları olduğu sanılmasına rağmen bidatin tarifine tamı tamına uyan bir oluşumdur. Çünkü ne vahyin gelişinden önce ve nede sonra ne böyle bir kelime ve oluşum hiçbir zaman tanınmamış ve bilinmemiştir. Ne efendimizin hayatta olduğu zaman içinde ve nede efendimize arkadaşlık yapan değerli arkadaşlarının yasadığı zaman ve asır içinde böyle bir şeyden asla söz edilmemiş ve konuşulmamıştır. Efendimiz daima dine sonradan sokulacak şeylerden sakındırmış ve bunu bidat olarak açıklamış ve :"aman dine sonradan sokulacak ve ilave edilecek şeylerden sakınınn, dine yapılan her ilave bidattir ve her bidat sapıklık ve dinden uzaklaşmadır" Buyurmuştur. ( Ebu Davud-Tirmizi rivayet etmiş, sahih olduğu söylenir)

Bu oluşumun kesinlikle bidatların içine girdiği sağlam deliller ile açıklanmaya çalışılmıştır. Yüce Resül böyle bir dini akımla ilgili ne konuşmuş ve nede böyle bir gelişmenin olacağını veya olması gerektiğini bize haber vermiştir. Sahabeyi kiramdan da tasavvufçu olarak hiçbir kişinin var olmadığı veya böyle bir şeyden söz etmediğini görüyoruz. Tabiin ve tebe-i tabiin devrinde de tasavvuf diye bir şeyin tanınmadığını görüyoruz. Bu kişiler ki efendimizin beyanı ile en hayırlı asır ve en hayırlı devirde yaşa-mışlar ve haklarında yüce nebi " en hayırlı asır ve zaman benim şu içinde bulunduğum zamandır, ondan sonra onların peşinden gelen daha sonra bunları takip edenlerdir" buyurmuştur.

Bu en hayırlı asır içinde yaşamış olan bu değerli nesillerden tasavvufçu diye tanınan hiçbir fert bulunmadığı gibi bunun varlığına ne sözleriyle ve nede davranılanıyla işaret eden de olmamıştır. Bunun için tasavvuf denen bu oluşumun İslam'a sonradan sokulan ve ilave edilen bir bidat olduğu iddiası haklılık kazanmaktadır.

Dilciler "tasavvuf kelimesinin Arapça olduğunu dahi kabul etmemekteler. Diyorlar ki "tefe'ul" siygası mutlaka lazım bir fiilden türetilmelidir, çünkü bu babın mutavaat ve tekellüf gibi özelliği vardır. Tefeul babından gelen bütün kelimelere baktığımızda hepsinin lazım bir fiilden müştak oldugunu görüyoruz. Peki, "tasavvuf kelimesinin müştak olduğu yani üretildiği ve türetildiği fiil nedir? Bu kelime (صفا يصفو ) safa yesfu , kelimesi den mi yahut ( صف يصف ) saffe yesuffu kelimesinden mi türetilmiştir? Araştırdığımızda bu kelimenin her iki fiil kökünden de türetilmediğini görüyoruz. Dolayısıyla hem sekli, hem oluşumu ve hem de isim olarak hakkında kullanılan kelime ve dil olarak açık bir bidat olduğu görülmektedir. Ama tasavvuf davetçileri buna bir dayanak bulma iddialarını ve savlarını hala sürdürmeye devam etmekteler. Hatta davalarına delil olarak "sahabe ve tabiin devrinde görülmeyen ve tanımayan nahiv, fıkıh, ve mantık gibi isimlerin ve ilimlerin daha sonra oluşup meydana geldiğini "iddia edip haklılıklarını ispata çalışıyorlar. Tabi bu iddia sahipleri kıyas ettikleri ile kıyas olunanlar arasında ki açık farkı görmemezlikten geliyorlar. Onların delil olarak söyledikleri şeylerin hepsi İslam'ın bekası, imanın muhafazası için kullanılmıştır ama tasavvuf ise İslam adına çıkıp saf vahyin tevil ve yorumlarla, hayali iddialarla karışıp bozulmasına sebep olmuştur. Her ikisinin arasında dağlar kadar fark vardır. Birisi yapıp bozulanı tamire sebep olurken diğeri sağlam ve sahih olanı bulandırıp, sulandırıp bozulmasına sebep olmuştur.



Tasavvuf bu şahısların iddia ettiği gibi asla değildir. Zorlama bir şekilde tasavvufu ş6yle tarif ediyorlar: Tasavvuf " Ebedi saadete ulaşmak için içi ve dışı tamir edip yaşantıyı temizlemek, ahlaki saflaştırıp güzelleştirmektir." Ama gerçekte bu tarife uygun bir hayatin yaşandığı ve bütün kötü huyların terk edildiği görülmemekte, koydukları kural ve kaideler daima kâğıt üzerinde yazılı olarak kalmaktan başka bir netice vermemiştir.

Dördüncü asırdan beri tasavvufçuların içinde bulunduğu durum ve hal hep istismar edilmiş, zındıklara, Batinilere, içi İslam'a karşı kin ile dolu olan Yahudi, Mecusi, ve haçlılara yaramıştır. İslam'ı hep o kapıdan girerek boğmaya ve yaralamaya çalışmışlardır. İslam'ın saf inancını, Müslümanların birlik ve beraberliğini hep tasavvuf yoluyla bozmak istemişlerdir.

Müslümanı putçuluğa döndürme ve düşürme hilesi bilerek veya bilmeyerek hep o ocakta kotarılmış o yolla sonuca varılmıştır. Öyle tarikatlar zuhur etmiştir ki Allah'ın zikriyle başlamış, Allah'ı inkarla veya şirkle sonuçlanmıştır. Başlangıçta kabul ve şeriata ittiba ile başlamış, sonu bidatle sonuçlanmıştır. Dış görüntüsü tertemiz bir takva gibi görünürken, içte fücur ve taşkınlık, cinsel sapıklık ve şaşkınlık ile görünmüştür.

Bu yolla İslam nice zorluklarla karşılaşmış, o güzel birlik ve dirlik ayrılık acısı yaşamıştır. Emperyalizm İslam darını fethetmek için onu kullanmış yolla İslam'ın yurdu yuvası dağıtılmıştır. Tarih bunun gerçek şahidi olarak önümüzde durmaktadır.

İleride (bu konu hakkında ki yazılarımda) tasavvufun dış görüntüsü ile içinin ayni olmadığı konusunda canlı örnekler sunmaya çalışacağız. Dıştaki parlak görüntüsünün zıttına içten nasıl yakıcı ve yıkıcı olduğunu, aldatıcıları her zaman parlak tarafını sunarak insanları aldatıp karanlık ve yıkıcı yönünü nasıl gizlediklerini göreceğiz.

Bu yola neden yöneldiler? Nefsi terbiye, ahlaki tezkiye ve insanı yüce Rab'a ulaştırmaya Allah Resulünün bildirdiği, getirdiği ibadet ve terbiye esas ve unsurları bunlara neden yetmemiş, anlaşılır gibi değil.

İslam şeriatı öyle bir nurdur ki daveti acık, kuralları seçik, esasları kaya gibi sağlamdır ki tasavvufçuların ne hayallerine ve nede anlaşılmaz saçmalık ve şatahatlarına (manevi sarhoşluk-cezbe dedikleri şeye) ihtiyacı yoktur".

Kuran bize orta halli olmayı, aşırılıklardan kaçınmayı emreder.

وَكَذَلِكَ جَعَلْنَاكُمْ أُمَّةً وَسَطًا لِّتَكُونُواْ شُهَدَاء عَلَى النَّاسِ وَيَكُونَ الرَّسُولُ عَلَيْكُمْ شَهِيدًا

"İşte böylece sizin orta halli (dengeli) bir ümmet olmanızı istedik ki, insanlığa örnek ve model olasınız ve Rasul de size örnek ve model olsun..." (Bakara 143)

Sevgili Peygamberimizden [s.a.v] de bu ayete uygun olarak şöyle bir rivayet mevcuttur:

خير الا مور اوسطها

"İşlerin en hayırlısı, orta halli olanıdır."

İslam, aşırılıklardan kaçınmayı emreder.

İslam, zorluk değil kolaylık ister.

İtikattan ibadete her konuda aşırılığa gitmeyi reddeder.

Tasavvufçulara göre Peygamberimiz takva sahibi olamaz.

Peygamberimizi görseler, ibadetini azımsarlar.

Bu şaşkınlar, adeta Allahın Kuranda tarif ettiği İslamı noksan sayarak pek çok ilaveler yapmışlardır.

Son inen ayetlerden biri şöyledir:

الْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ وَأَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتِي وَرَضِيتُ لَكُمُ الإِسْلاَمَ دِينًا

"..Bugün dininizi sizin için kemale erdirdim (olgunlaştırdım), nimetlerimin tamamını size bahşettim ve sizin için din olarak İslâm'ı uygun gördüm..." (Maide 3)

Allah tarafından nimetim denilerek zirveye ulaştırılan İslamın ve Müslümanların tasavvufçuların saçmalıklarına ihtiyacı yoktur. 17.03.2017

Medyabar.com bugun 12523 kez ziyaret edildi. Bu yazı ise 742 kere okundu
YORUMLAR 1 Yorum
Yorum yaptığınız taktirde Kullanıcı Sözleşmesini kabul etmiş sayılıyorsunuz.
×
750 Karakter Kaldı
Göndermiş olduğum mesajın sorumluluğu şahsıma aittir
misafir
18.03.2017 21:43
Sayın yazarımızın tasavvuf hakkındaki bazı düşüncelerine tamamen katılmakla beraber,bazılarınada katılamıyorum.Hiç bir tasavvufçu Peygamber efendimizi takva dışı bulmamıştır,yada ben duymamışım.Peygamberimizin döneminde şu olmamış bu olamışa bir soruda ben sorarak yanıt almak istiyorum.Kuran efendimize vahyedildiği şekliyle yıllarca okunmuştur.Peygamberimiz hayatta iken hiç bir değişiklik yapmamıştır. 3 halifede aynı şekilde devam etmiş ancak hz Ali ,ye gelindiğinde.Kur,ana harekeler eklenmiştir.sebep olarak ise okumada kolaylık sağlanması içindir.yüce Allah neden efendimize böyle uyarı yapmamıştır.Peygamberimiz bunun haşa cahilimiydi de bunu yapmadı.üç halifede aynı.bu yapılan doğrumudur.?
Online Ziyaretçiler