Firma Tanıtım Resmi
Firma Tanıtım Resmi
Firma Tanıtım Resmi
Firma Tanıtım Resmi Firma Tanıtım Resmi Firma Tanıtım Resmi Firma Tanıtım Resmi
Firma Tanıtım Resmi Firma Tanıtım Resmi Firma Tanıtım Resmi Firma Tanıtım Resmi

Medyabar'da Ara

'da Ara

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girin ve robot olmadığınızı onaylayın.

Mezhebe bağlanmak zorunlu mu?

07.07.2017 10:03
Tabidir ki İslam'ın ilk dönemlerinde mezheb kavramı mevcud değildi. Başta peygamberimiz ve arkadaşları olmak üzere onların mezhepleri Allahın emri olan

اتَّبِعْ مَا أُوحِيَ إِلَيْكَ مِن رَّبِّكَ لا إِلَهَ إِلاَّ هُوَ وَأَعْرِضْ عَنِ الْمُشْرِكِينَ

"Rabbinden sana vahyolunana uy! O'ndan başka ilah yoktur. Müşriklerden yüz çevir!" (Enam 106) ve Ahzab 2 gibi ayetlerdi.

Bağlanılması gerekenol yalnız ve yalnız Allahın vahyi olan Kurandı, ayetlerdi.

إِنَّا أَنزَلْنَا إِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ لِتَحْكُمَ بَيْنَ النَّاسِ بِمَا أَرَاكَ اللّهُ وَلاَ تَكُن لِّلْخَآئِنِينَ خَصِيمًا

"Biz sana, insanlar arasında Allah'ın sana gösterdiği gibi hüküm verebilesin diye hakikatin ifadesi olan bu vahyi indirdik; sakın hainlere taraftar olma!"(Nisa 105)

Hakim, peygamberimiz değil Allah idi, Allahın gösterdiği yönde hükmetmesi peygamberden isteniyordu.

...وَمَنْ أَصْدَقُ مِنَ اللّهِ حَدِيثًا

"Kimin sözü Allahın sözünden daha doğru olabilir?"(Nisa 87)



"Sahabei Kiram ve Tabiun döneminde henüz mezhepler oluşmamıştı. İlerleyen yıllarda IV.( X. ) yüzyılından itibaren fıkıh sürecinin halk nezdinde hızlandığı bilinmektedir. Abbasiler'den itibaren İslam devletlerinin "kadılkudatlık" ve resmi mezhep uygulaması, mezhep fıkıhlarını esas alan tedvin ve tedris faaliyetlerinin yanı sıra Eyyubi ve Memlükler dönemi uygulamaları neticesinde Müslümanlar arasında yaklaşık olarak V. ( XI. ) yüzyılın sonlarından itibaren bugünkü dört fıkıh mezhebinin karar kıldığı görülür...

Zamanla İslam ülkelerinin farklı bölgelerinde faklı hükümler uygulanır olması toplumda önemli rahatsızlıklara ve çalkantılara yol açtı. İşte Abbasî halifelerinin başlarında İslam ülkesinde bu istikamette gidişatı fark eden devlet sekreteryasında görevli Abdullah b. Mukaffa, devlet başkanına bir rapor sunar. Hukuk anarşisini giderici önlemler alınmasını isteyerek şöyle der:

"Emirulmüminîn ( halifenin ) üzerine eğilmesi gereken hususlardan biri de, çok önemli ihtilâflara yol açan, birbiriyle çelişkili, farklı hükümler meselesidir. Keşke emirülmüminîn bu farklı hüküm ve uygulamaları - her bir tarafın sünnetten ve kıyastan dayandığı delillerle birlikte - derlenip bir kitap halinde kendisine sunulmasını emretse, sonra bunlara bakıp birleştirici ve kesin karakterde bir kitap yazsa; umarız ki Allah hata ile doğrunun karışımı olan bu hükümleri tek bir doğru hüküm kılar." Böylece ibn Mukaffa ülke genelinde bir kanunlaştırmaya gidilmesini teklif ediyordu...

O sıralar rivayetlerin (sünnetin) henüz tedvîn edilmemiş olması, bu meyanda dikkate alınması gereken bir husus idi. Bu yüzden imam Malik Halifenin kanunlaştırma yönündeki teklifini kabul etmedi...

İslam dünyasındaki bu ilk kanunlaştırma girişimi olumlu neticelenmedi. Fakat bu ihtiyaç ortadan kalkmamıştı. Aksine zamanın ilerlemesiyle bu ihtiyaç kendisini daha fazla hissettirir olmuştu. Bir yandan hukuk birliği ihtiyacının bulunması diğer yandan kanunlaştırmaya gidilmemesi karşısında Müslümanlar bu meseleyi halletmek durumunda kalmışlardır.

Böylece İslam dünyası birden fazla mezhepten yararlanarak toplumun tamamına uygulanacak hükümleri kanun haline getirme yönündeki bir tercihe ancak XX. asrın başlarında 1917 yılında Osmanlı Hukuk-i Aile Kararnamesini yürürlüğe koyarak ulaşabilmiştir...

Muhakkik alimler, ictihad edemeyen bir mükellefin hep bir mezhebe bağlı kalmasını gerektirecek şer'i bir delil bulunmadığını, böyle bir kimse için vacib olanın, ehliyetine kani olduğu alimlere sormak, öğrenmek ve buna göre davranmaktan ibaret bulunduğunu isbat etmeye çalışmışlardır" (Diyanet İSAM İlmihali, Divantaş 1998, c.1 s.40-46)



Diyanet, böyle der demesine de, bütün elemanlarına belli bir mezhebin yorumlarını din diye öğretir.

Hani denir ya, karakolda doğru söyler mahkemede şaşar" aynen öyle.

Bir mezhebe bağlanan başka bir mezhebin fetvasıyla amel edemez diye uyduruk hüküm koymuşlar.

Âlimin mezhebi olabilir ama cahilin mezhebi olmaz.

Alim, güvendiği, kalbi yattığı bir delil ortada iken o konuda aykırı hüküm veren başka bir mezhebe uyması düşünülemez.

Avam (cahil) ise kendisine güven verenin fetvasına uyar, onun mezhebi güven duyduğu kişinin mezhebidir.

Bu arada şu önemli noktayı da belirtmekte fayda mülâhaza etmekteyim: Ayetler anayasa, hadisler ise yönetmelik mesabesindedir. Yönetmelikler yasalara uygun olma zorunluluğu vardır. Yüce Yaratıcı Kur'an-ı Kerim'de:

ولاتكونوا كاالذين تفرقوا واختلفوا من بعد ماجاءهم البينات ...

"Kendilerine apacık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın..." (Ali İmram, 3/105) buyurarak ihtilâfa düşmememizi emrettiği halde Tabiîn'den sonraki kuşaklar arasından mezhep ve ihtilâflarına meşrû zemin arama noktasında oldukça çaba sarfedilmiş ve bu doğrultuda اختلاف امتي رحمة " Ümmetimin ihtilâfı rahmettir" manasında hadis uyduranlar olmuştur. Araştırıldığında görülecektir ki hadis denen bu ifade mevzu'dur (uydurmadır) Bu ihtilâfların söylendiği gibi öyle hiç de rahmet olmadığı konu incelendiğinde görülecektir. Kaldı ki ihtilâf hiçbir zaman rahmet olmakla vasıflandırılamaz.



SONUÇ

Mezheb görüş demektir. Hakkında açık ayet ve ayete uygun olması gereken hadis olmayan konularda ilim adamları kendi metotlarına göre görüşler ortaya koymaları normal karşılanabilir.

Böyle konularda mezhepler arasında ihtilaflar meydana gelmesi tabiidir.

Böyle olması gereken bu konu böyle yürümemiş, ayetler açık olduğu pek çok konuda bile mezhepler birbirine düşmüştür maalesef.

Mezhepleri birer hoca gibi düşünün. Bilmediğiniz bir konuyu nasıl bize soruyorsanız aynı şekilde mezheplerin o konuyla ilgili görüşleri ile de amel edebilirsiniz. Mezhepler din değildir kesinlikle. "Ben bir mezhebe tabi değilim" demek kişiyi dinden çıkarmaz. Fakat bu sözü, mezheplerin görüşleri ile amel etmeye gerek duymayacak kadar bilgi sahibi olanlar söylemelidir!

Asıl yanlış olan; körü körüne mezhep taklitçiliğidir, mezhepleri tamamen doğru kabul etmek, doğru ya da yanlış olacağını kabul etmeden her dedikleri ile amel etmektir... Mezheplerin de yanlış yapabileceklerini, gerektiğinde bir başka mezhep ile amel edileceğini ve yine gerektiğinde (mezheplerin ayet ve hadise aykırı görüşlerinde) hiçbir mezhep ile amel etmeyip sadece ayet ve hadisle amel gerekeceğinin farkında olmak gerekir. Bir şeyin doğru olup olmadığı da o şeyin Kur'an ve sünnete uygunluğu ile anlaşılabilir.



Mezhebi görüş farklılıkları adından da anlaşılacağı üzere kendi görüşlerinin o yönde olduğunun ifadesidir.

Fakat ne yazık ki baktığımızda böyle olmadığı, açık ayet ortada iken ayete ters hükümler verildiği inkar edilemez bir gerçektir.



MİSAL Mİ İSTERSİNİZ?

Kitab dolusu misal verilebilir ama ben anlayanlara birkaç misal vermeyi yeterli görüyorum.

REZALET BİR: DİNDEN DÖNENİN KATLİ VACİB İMİŞ

En büyük rezaletimiz mürtedin yani dinden dönenin öldürülmesinin ayete aykırı olarak 4 mezhep tarafından verilmiş olmasıdır.

كَيْفَ يَهْدِي اللّهُ قَوْمًا كَفَرُواْ بَعْدَ إِيمَانِهِمْ وَشَهِدُواْ أَنَّ الرَّسُولَ حَقٌّ وَجَاءهُمُ الْبَيِّنَاتُ وَاللّهُ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ

"İman edip, peygamberin hak olduğuna şahadet ettikten ve kendilerine açık belgeler geldikten sonra inkâr eden bir milleti Allah nasıl doğru yola eriştirir? Allah zalimleri doğru yola eriştirmez"(Ali İmran 86)



İman ettikten sonra kafirliğe dönenin (mürtedin) cezası nedir Ya Rab!

أُوْلَئِكَ جَزَآؤُهُمْ أَنَّ عَلَيْهِمْ لَعْنَةَ اللّهِ وَالْمَلآئِكَةِ وَالنَّاسِ أَجْمَعِينَ

"İşte onların cezası, Allahın, Meleklerin ve bütün insanların lanetine (uzaklığına) uğramalarıdır" (Ali İmran 87)

Bu cezanın yeri neresidir Ya Rabbi?

خَالِدِينَ فِيهَا لاَ يُخَفَّفُ عَنْهُمُ الْعَذَابُ وَلاَ هُمْ يُنظَرُونَ

"Onlar o halde kalacaklar, ne azapları hafifletilir, ne de yüzlerine bakılır" (Ali İmran 88)



İKİNCİ REZALET TAŞLAYARAK ÖLDÜRME (RECM) CEZASI

الزَّانِيَةُ وَالزَّانِي فَاجْلِدُوا كُلَّ وَاحِدٍ مِّنْهُمَا مِئَةَ جَلْدَةٍ

"Zina eden erkek ve zina eden kadına etkisi cild ile sınırlı yüz deynek vurun"(Nur 2)

Ayet gayet açık, evli bekar ayırımı yok, buna rağmen evli ise recm (taşlanarak) öldürülür diye bir fetva uydurdular.

Neymiş, ayetler toplanırken, Hz Aişe anamızın evinde deriye yazılı "zina eden yaşlı erkek ve kadını öldürün" ayetini keçiler yediği için elde edilemediğinden Kurana girmemiş miş.

O ayet güya şöyle imiş:

الشيخ والشيخة فارجموهما اذا زنيا

Bunun uydurma olduğu hiçbir ayete benzemediğinden kolayca anlaşılır.

Allahtan korkmaz, Allaha iftira edn adamlar, minareyi çalmadan kılıfını hazırlamışlar.

Peki sizin dediğiniz gibi olsaydı Allah evli olanın zinasını şu ayetle açıklar mıydı?

وَاللاَّتِي يَأْتِينَ الْفَاحِشَةَ مِن نِّسَآئِكُمْ فَاسْتَشْهِدُواْ عَلَيْهِنَّ أَرْبَعةً مِّنكُمْ فَإِن شَهِدُواْ فَأَمْسِكُوهُنَّ فِي الْبُيُوتِ حَتَّىَ يَتَوَفَّاهُنَّ الْمَوْتُ أَوْ يَجْعَلَ اللّهُ لَهُنَّ سَبِيلاً

"Kadınlarınızdan fuhuş yapanlara karşı aranızdan dört şahit getirin. Şahitler, onların suç işlediğinden yana şahitlik yaparlarsa, suçlu kadınları ölüm alıp götürünceye yahut Allah onlara (tövbe etmeleri suretiyle) bir kapı açıncaya kadar evlerinde alıkoyun" (Nisa 15)

Evli olan kadın zina ederse boşanma sebebi olacağı diğer ayetlerde açıklanır.

Öldürülmesi diye asla bir söz söylenmez.

İslam aleminin yüzkarasıdır Kurana aykırı RECM cezası.



Ayetler ortada iken mezhepler arasında ittifak teşkil etmesi gereken pek çok meselenin anlaşılmasında ve çözümünde bile yer yer akıl almaz ihtilaflarla karşı karşıya gelmekteyiz.

Yüce yaratıcının:

لاَ إِكْرَاهَ فِي الدِّينِ

"Din'de zorlama olamaz" (Bakara, 2/256),

وَلَوْ شَاء رَبُّكَ لآمَنَ مَن فِي الأَرْضِ كُلُّهُمْ جَمِيعًا أَفَأَنتَ تُكْرِهُ النَّاسَ حَتَّى يَكُونُواْ مُؤْمِنِينَ

"Rabbin dileseydi yeryüzündekilerin hepsi elbette iman ederlerdi. O halde sen, inanmaları için insanları zorlayacak mısın?"(Yunus, 10/99),

وَقُلِ الْحَقُّ مِن رَّبِّكُمْ فَمَن شَاء فَلْيُؤْمِن وَمَن شَاء فَلْيَكْفُرْ

"Ve de ki: Hak, Rabbinizdendir. Öyle ise dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin"(Kehf,18/29) açık ifadelerine karşı çeçitli zorlama yorumlarla mürted'in (Müslümanken kâfir olanın) öldürülmesi hususunda maalesef bilinen 4 mezhebin ittifakı mevcuttur. Hanımı boşama'da temizlik halinde cinsi ilişkiye girmeden üç temizlik müddetinde ve şahitler huzurunda olma şartı ayette getirildiği halde bu hususlara riayet edilmeyerek hatta bir mecliste üç defa ?boşadım' demeyi boşamak için yeterli ve geçerli sayma hükmü gibi ve buna benzer pek çok konuda mezheplere müracaat ederek ve uyum sağlayarak çözüme kavuşturmakta zorluklarla karşılaşmaktayız.

Ayrıca evlenme yaşı meselesi,

وَابْتَلُواْ الْيَتَامَى حَتَّىَ إِذَا بَلَغُواْ النِّكَاحَ فَإِنْ آنَسْتُم مِّنْهُمْ رُشْدًا فَادْفَعُواْ إِلَيْهِمْ أَمْوَالَهُمْ

"Yetimleri, evlenme çağına gelinceye kadar gözetleyin; ama eğer aklen olgunlaştıklarını tesbit ederseniz, mallarını kendilerine geri verin! "(4/ Nisa 6)

وَلَا تَقْرَبُوا مَالَ الْيَتِيمِ إِلَّا بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ حَتَّى يَبْلُغَ أَشُدَّهُ

"erginlik çağına girinceye kadar en uygun tarzın dışında yetim malına yaklaşmayın! (6/ Enam 152)

Ayrıca 17/ İsra 34

Kuranda evlenme yaşının asgari buluğ çağı olduğu açık seçik ortada iken mezheplere göre evlenmede yaş belirleme diye bir şey kabul edilemez.

Bu hükmü okuyan hoca kılıklı biri de çıkıp:

6 yaşındaki bir kız çocuğunu 80 yaşındaki birisiyle nikahlayabilirsiniz, mezhepler buna kaildir" diyebilme cehaletini veküstahlığını sergileyebilmekte bir beis görmez.

O halde diyoruzki: Verilecek ictihadi hüküm ve yorumlarda mezheplerle uyum arama ve onların söylemine uyma zorunluluğu yoktur. Meseleye vakıf olan, araştırma neticesinde vicdanen rahat olduğu kararına uyar, meselenin cahili ise ilmine güvendiği âlime sorar ve ona uyar.

Herkes kendinden mes'uldur.

Şimdi yazımın başlığındaki soruya cevap verelim:

Mezhebe bağlanmak zorunlu değil, görevimiz de değil,

Zorunlu olan Allahın Kitabına bağlanmaktır.

Üzülerek söylemek isterim ki, peygamberimiz çıkagelse, mezhebin ne olduğunu bilmeyecek kadar cehalet içinde olup mezhebini din edinenler Ona, sen mezhepsizsin diyecek kadar taassup içindeler.

Yazıklar olsun! / 07.Tem.2017

Hasan KARAGÜZEL

Medyabar.com bugun 248168 kez ziyaret edildi. Bu yazı ise 2486 kere okundu
YORUMLAR 2 Yorum
Yorum yaptığınız taktirde Kullanıcı Sözleşmesini kabul etmiş sayılıyorsunuz.
×
750 Karakter Kaldı
Göndermiş olduğum mesajın sorumluluğu şahsıma aittir
Semih Ak
13.07.2017 18:50
"Hakim, peygamberimiz değil Allah idi" diyorsun. Sen peygamberi ne sanıyorsun. ne kadar kötü bir yaklaşım. Allah cc ile peygamberini karşı karşıya getirmek ne kadar kötü bir iş. Kuranı kerimin kaç yerinde "Allaha ve peygamberine uyun" denilmektedir. eğer sadece kuran olsaydı böyle dermiydi? yine kuranı kerimde "peygamberde sizin için en güzel örnekler vardır." deniliyorsa demekki bazı şeri ölçüleri peygamber as dan öğreneceğiz. Hz Peygamber a.s. Allaha cc karşı gösterme cesareti ni nereden alıyorsun. daha dün akp milletvekili olacam diye koşturuyordun. orası tutmayınca sanırım taktik değiştirdin. ama bil ki senden öncekiler giibi, sende amelinle geçip gideceksin.
Alperen Akıncı
13.07.2017 18:39
Bak hemşerim, buraya senin gibilerin gereçek amacını yazıyorum ama medyabar yayınlamıyor. bu sefer biraz daha az yazdım. öncelikle söyleyim ki sana yazıklar olsun. sanki bu toplum tabiinden sonra gelmiş. yakın geçmişte müslümanların neler çekti ve bu zulümlerden, senin gibilerin beğenmediği, bir avuç Allah cc dostu sayesinde kurtulduk. şimdi de, dünyaya islamın imzasını atan ecdat gibi yapılanmaya çalışıyoruz. siz ise dünyanın her yerinde bize saldırıyorsunuz. mısırda ihvan katledilirken seninkiler ne yapıyordu biliyormusun.. ama artık eskisi gibi değil. sizi insanımıza kolayca izah edebiliyoruz. cemaleddin efgani vs...anlıyorsun sanırım. ama bil ki, size rağmen hak tecelli edecek...
Online Ziyaretçiler