Dehşet anlarını unutamıyor!

2004 yılında Pamukova'da 41 kişinin can verdiği Hızlandırılmış Trende bulunan Nihal Doğruöz'un kaza hayatını değiştirdi..

Pamukova'da 41 kişinin ölümü, 76 kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan hızlandırılmış tren faciası davası geçen hafta zamanaşımından düştü. Düştü ama geride kalıcı sakatlıklarla yaşamaya, ölülerinin yasını tutmaya devam eden çok sayıda mağdur bıraktı. Sol kolu ağır hasar gören, tedavisi aylar süren, psikolojik tedavi gören Eskişehirli iş kadını, il genel meclisi üyesi Nihal Doğruöz (42) bu mağdurlardan biri

Aile şirketimizde ithalat-ihracat işleriyle uğraşan bir iş kadınıyım. Kaza günü referansını ve sertifikasını almak için iki sene uğraştığım, şirketim adına sınavlarından geçtiğim bir çalışmanın imzası için İstanbul'a günübirlik iş seyahatine gittim. Firmadan aradılar, gelin imzalayın diye. Daha çok otomobilimi kullanmama rağmen günübirlik diye treni tercih ettim, gidiş-dönüş bilet aldım. Toplantımızı yaptık, imzamızı attık. Dönüş trenine son anda yetiştik, hatta son vagona bindik.
İkinci vagonun en önündeydim, 4 numaralı koltuk... İki buçuk saat geçmişti kalkıştan sonra. İlhan Tan tesislerini geçtiğimizi hatırlıyorum. Dergilerimi okuyordum. Önümde Ankaralı bir işadamı, sağımda üniversiteli bir genç kız vardı. Kız müzik dinliyor, mesaj atıyordu. Arkamda bir erkek çocuğu annesiyle oturuyordu. Çocukla oynaşıyoruz...

Kompartımandan kalkarken, "Abla nereye gidiyorsun" dedi. "Geleceğim ablacığım" dedim. O çocuk hafızamdan hiç gitmiyor, akıbeti inanılmaz içimi acıtıyor. Son görüşümdü onu. O kompartımandaki insanların çoğu öldü ya da ağır yaralandı. Bir şey hissedersiniz ya, uykunun arasında acıyla uyanırsınız, bir güç otururken "bana kalk, uzaklaş oradan" dedi, kader miydi bilmiyorum. Yardımcımız Emre Hanım'a yemek vagonuna geçelim diye ısrar ettim.

SIRA BEKLEMEYEN ÖLDÜ

Yemekli vagona girdik, ana baba günü... Kapıya dikildik, bir kişilik dahi yer yok. Emre dönelim diye ısrar ediyor, herhalde ecel çağırıyordu onu... Ben ayrılmıyorum ısrarla vagondan, o da sayemde kurtuldu. Kimisi beklememiş sırayı. Bir tanıdığımız o şekilde öldü, "sıkıldım" deyip tekrar içeri geçmiş. Dört kişilik bir masadan, karşılıklı bir çift kalktı. Belki üç-dört dakika daha yer boşalmasa yerimizde yakalanacaktık kazaya. Oturduk, kahve söyleyip sigaramı yaktım. Daha sigaranın ortasına gelmeden bardaklar titredi, eyvah gidiyoruz dedim. O anda viraja girer gibi olduk ve kıyamet koptu. Savrulup yan masaların altına düştüm, tutunduğum masa havalanıp, kolumun üzerine indi.
Vagon devrilirken masa gidiyor geliyor... Sonunda bir baktım gökyüzüne, toz bulutu... Vagon yan yatıp dakikalarca sürtündü ya. Şoktasınız o an, vagon yan yatmış, yan camı tepende, öbür cam yere yapışmış, dışarı çıkamıyorsunuz, kapana kısılmışsınız. Herkes hallaç pamuğu gibi savrulmuş. Buharlar çıkıyor, bir insanın üstündeyim. İlk idrak ettiğim şey şu oldu: Mutfakta olduğumuz için patlayacağız, cayır cayır yanıp öleceğiz! Metanetliyim, kolay ağlamam, kolay da bırakmam kendimi. Ama çok çaresizdik. Sağsınız, kurtulamıyorsunuz...

ABİ KOŞ ÖLÜYORUZ

Yerde bir telefon buldum. Teknoloji özürlüyümdür, kimsenin tuş kilidini çözemem. Nasıl oldu bilmem, ilk anda tuş kilidini çözdüm. Elim ayağım titriyor. En büyük abimi aradım: "Abi koş, ölüyoruz! Kaza geçirdik, nerede olduğumuzu bilmiyoruz..." Abim de o an Eskişehir garında, İstanbul'a gelecek. Hatta şakalaşıyorduk, "ben gelirken, sen giderken birbirimize el sallarız" diye. "Sakın o telefonu elinden bırakma, irtibatı koparmayalım" dedi.
Sonra bağırmaya başladım, Emre diye bağırıyorum deliler gibi. Kolum da sallanıyor, sanki 10 santim uzunmuş gibi, cansız, hissetmiyorum. Bağcıklı yazlık ayakkabılarımdan biri kayıp. Kalkmaya çalıştım, porselenler, cam kırıkları ayağımı yaralıyor. Kazayı haber veren ilk kişiyim. Yaralanmayan erkekler kalktı, arka tarafta bir paneli ve yarım camı kırdı, kadınları çıkardı.
Önce ayaklarımızı dışarı çıkarmak gerekiyordu, çekme ve ittirme usulü. "Sakın koluma dokunmayın" diyorum, "yoksa kopacak!" Doktorun söylediğine göre iyi ki dokundurmamışım. Dönüp trene baktığımda çok feciydi manzara: Darmadağın vagonlar, her tarafından kanlar akan, kırık pencerelerden inleyerek çıkan insanlar...

SEKİZ YIL HİÇ ARAYAN ÇIKMADI

Tam iki saat hastanede feryat ettim acılarımdan. Babam feryatlarıma dayanamayarak bayıldı, acil müdahale ettiler ona. Dünya başıma yıkıldı, ömrümden ömür gitti. Dört buçuk saatlik bir ameliyat için Ankara'ya gittik, iki platin takıldı koluma. Ameliyattan sonra 64 seans fizik tedavi gördüm. Olabilecek en büyük parçalı kırıklardan biriymiş. Adli Tıp'a iki kez gittim, kolumun ömürboyu eğri kalacağı rapor edildi.
Psikoloğa da gittim, uzun süre ağır ilaçlar kullandım. O günü sürekli yaşıyorum. O genç kızı, o çocuğu düşünüyorum hep. Yere bir metal eşya düşse panikliyorum. Artık trene binemiyorum, oysa en güvendiğim ulaşım aracıydı. İnanılmaz bir işgüzarlık, nasıl bir cesaret! 100 yıllık rayların üzerine hızlı tren işletmek. İki gencin ralli yapması gibi bir şey. TCDD'nin, bakanlığın buna nasıl onay verdiğini aklım, hafızam almıyor hâlâ. Beni bir kenara bırakalım, orada evladını, eşini kaybetmiş insanlar var. Onların yerinde olmak istemezdim.
Bir yakınımı kaybetsem bu davanın böyle kapandığını göreceğime ölmek isterdim. Ortada çok büyük bir ihmal var. Bu bir kader değil, bir devlet hatası. Zamanaşımından dosya kapandı, o zaman kim sorumlu? Yargı çok yavaş işledi, vicdanlar rahat etmedi. Benim hukuki mücadelem devam ediyor, kolumun ve manevi kayıplarımın diyetini istiyorum.

Babam dedi ki: Kızım bu ülkede yaşıyoruz, kamu davası açmayacaksın. "Tamam babacığım, açmayacağım" dedim. Hastanede yattığım dönemde trendeki eşyalarımın akıbetini sormak için kriz masasını aradım. "Büyük bir firmayla yaptığım dosyalar vardı. Rahmetli eşimin son Anneler Günü hediyesi, ölmeden 10 gün önce aldığı bir gözlük, bana ulaştırın" dedim. Bir hanımefendi, "En yakın zamanda size yetkililer gelecek" dedi. Ne gelen oldu, ne giden. Bir ay boyunca arayıp sormayan, canımı hiçe sayan bir bakanlığı ben de saymam dedim ve tazminat davamı açtım. Sekiz yıl kimse aramadı, buna hayret ediyorum. Bu davranışı böyle bir kuruma ve bakanlığa yakıştıramadım.

19 Şub 2012 - 22:47 - Güncel --- Okunma

medyabar.com son bir ayda 2.806.940 kez ziyaret edildi.


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Medyabar Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Medyabar hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Medyabar editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Medyabar değil haberi geçen ajanstır.




Anket Sakarya'da en çok hangi basın organına güveniyorsunuz?