''4 büyük değil Sakaryasporluyum"

Ekranlara ara veren Sakaryalı spor spikeri Sabri Uğan Hürriyet Gazetesi'nde yayınlanan röportajında yeşil siyahlı renklere gönül verdiğini söyledi.

Büyütmek için resme tıklayın

Coşkulu maç sunumlarıyla bilinen Sabri Ugan, uzun zamandır ekranlardan uzak...
Çünkü şu sıralar kendi tabiriyle "15 bin bakımında"... Bu inziva döneminde neler yaptığını merak ettik, kapısını çaldık. Meğer aklında ilginç bir proje varmış; Galatasaray'dan Atletico Madrid'e transfer olan Arda Turan'dan izin çıkarsa, onun aşklarını kaleme alacakmış!

Uzun zamandır ekranlarda göremiyoruz sizi Sabri Bey...

- Yaklaşık 15 yıllık metal yorgunluğu vardı üzerimde. 15 bin bakımı gerekiyordu. Onun için mola aldım. Ve bu molanın güneş biraz daha iliklerimizi ısıtana kadar sürmesini umut ediyorum. Hayatımızda har zaman molalara, taktik değişikliklerine, biraz geri çekilmeye ihtiyaç vardır. Ben de bir sabah uyandığımda bu mesleğe başladığım ilk zamanlardaki heyecanımı hissetmediğimi fark ettim. Yaklaşık altı-yedi ay önceydi. O zaman kendimi molaya hazırladım. Futbol dünyasındaki haksızlıklar da ekmeğime yağ sürdü. Futbol aşığı bir insan olarak Real Madrid-Barcelona maçlarından bile hazzetmemeye başlamıştım. O sevgisizlik tohumu içime yerleşmişti ve bir şekilde bunun olumlu çiçek açması için hasat gerekiyordu. O yüzden böyle bir mola verdim.

Neler yapmayı planladınız peki bu mola döneminde?

- Açıkçası kar yağmasını bekliyorum. Kayağa aşık bir spor adamıyım. Oğlumu kapıp kendimi dağlara vurmak için sabırsızlanıyorum. Biraz Sarıkamış, Kartalkaya, Erzurum, Uludağ gibi yerlere kaçıp kaymak istiyorum. Sonra beni yeniden heyecanlandıracak bir teklif gelirse, çok sevdiğim mesleğime geri dönerim.

Kan tazeleme dönemindesiniz yani şu sıralar...

- Evet, kesinlikle.

SABRİ ANLATSIN TÜRKİYE KAZANSIN

Hakkınızda internette çıkan eleştiri yorumlarını takip ediyor musunuz? Ve o yorumları okuyunca neler hissediyorsunuz?

- Evet, okuyorum. Öyle hissediyorlarsa, öyle düşünüyorlarsa yapabilecek hiçbir şeyim yok. Ama eleştirmek için bana ulaşıp da cevabımı duyduktan sonra aynı eleştiriye devam eden biriyle hiç karşılaşmadım.

Bir de "Sabri Ugan ne zaman milli maç anlatsa Türkiye galip geliyor" diyorlar... Sizce de doğru mu bu tespit?

- Doğru doğru... Aslında bu durum insanın omuzlarına ağır bir sorumluluk da yüklüyor. Bir spikerin böyle bir gücü olabilir mi? Mümkün değil tabii ki. Ama özellikle Galatasaray'ın Avrupa'da çok iyi sonuçlar aldığı dönemlerde benim sunduğum maçlarda çok galibiyetimiz olmuştu.

En unutamadığınız maçlar hangileri diye sorsam...

- Galibiyetler kadar yenilgiler de var. Mesela ıngiltere'de Liverpool karşısında Beşiktaş'ın 8-0'lık mağlubiyetini unuttum ama Galatasaray'ın Lviv'le oynadığı ve 1-1 berabere kalıp elendiği maçı hiç unutamam. Çünkü o maç sadece bir futbol maçı değildi. Mesleki anlamda, futbolun değeri anlamında da çok önemliydi. Benim kurumum da Galatasaray'ın elenmesiyle birlikte önemli şeyler kaybetmişti. 1989'da çığlık çığlığa galibiyeti anlatıyorsun, bir yıl sonra dünya başına yıkılıyor.

BEN KALBİYLE MAÇ ANLATAN BİRİYİM

Hangi takımı tutuyorsunuz siz?

- Sakaryaspor...

Neden dört büyüklerden biri değil?

- Ben babam sayesinde futbolu sevdim. Adapazarı'nda, babasının saçlarını okşayarak "Hadi oğlum uyan, maça gidiyoruz" dediği futbol aşığı bir insanım. Takım tutmadan da heyecanla, aşkla maç seyredebiliyor ve anlatabiliyorum.

Bu futbol tutkunuz aileden geliyor yani...

- Bir gün elinde minderle sokakta gördüm babamı. Çığlık çığlığa "Sen beni nasıl maça götürmezsin" diye üzerine koştum. Elinde minder vardı ve o zamanlar maça giderken minder götürülürdü. O günden sonra beni hep maça götürdü. Futbol sevgisi babam sayesinde üzerime bulaştı.

Babanız bildiğim kadarıyla hayatta değil. Peki sizin ağzınızdan maç dinleyebilmiş miydi?

- Evet, ne yazık ki şu an hayatta değil. Ona bir gün "Ben gazeteci olacağım" dedim. "Her şey olursun da adam olamayacaksın" dedi. Kısa sürede gazetecilikte çok kademe atladım. Bir baktım seviye atladığım gün elinde bir çiçekle gelmiş. Gözündeki yaşı da gizleyemedi. Ama televizyonculuk dönemimi göremedi maalesef.

Sizin esprili maç sunumunuz ve maç sunarkenki coşkunuz dillere destan...

- Ben kalbiyle maç anlatan bir insanım. Bir futbolsever ekrandan maç izlerken nasıl tepkiler veriyorsa, ben de genellikle maç anlatırken o tepkileri veririm.

KİTAP YAZARAK KENDİMİ SINADIM

"Arda Turan Aslan Yürekli Kaplan" adında bir kitabınız var...

- Evet... 5-6 yaşlarında sokaklarda maç etmeye başlamasından Galatasaray'da ilk 11'de forma giymesine kadarki dönemini, o dönemde yaşadıklarını anlatan bir kitap.

Arda Turan'ın hikayesini yazma fikri nereden çıktı?

- Aslında kitap yazmak, bir bakıma kendi kendimi sınamaktı. Arda'dan paragraflar da aldım. Bu kitabı okuduktan sonra "Bugünlere ne kadar zor şartlarda geldiğimi daha iyi anladım. Çocuklar bu kitabı çok sevecek" demişti. Aslında biraz aşklarını da katmak isterdim. Ama çocuklara yol göstermek amacıyla yazdığım için o kısma değinmedim.

Belki de bir sonraki kitabınız onun aşk hayatı üzerine olur?

- Neden olmasın? Arda'dan izin alabilirsem, onun 17 yaşından sonrasını, yaşadığı aşk hikayelerini yazarım. Orada çok aşk var.

SEVGİLİNİN İSYANI DÜNYAYI KARARTIR

Playstation'da PES oynuyor musunuz?

- Ben Futbol Manager oynuyorum. Playstation'a bulaşmadım. Bulaşmak da istemiyorum çünkü biliyorum ki bulaşırsanız sevgiliniz isyan ediyor. Sevgilinin isyanı kadar hayatınızı karartacak başka bir şey yoktur bu dünyada.

Futbol, voleybol, boks... Hangisinin sunumu daha keyifli?

- Birbirinden ayırt edemem. Ama kendime olan güvenimi voleybol maçlarında bulmuştum. Dünya şampiyonasına giden ilk spor spikeri benim. ıkizler burcuyum. Anlatmayı ve paylaşmayı çok seviyorum.

Spor spikeri olmasaydınız öğretmen mi olurdunuz acaba?

- Şu anda spor spikeri değil kar bekleyen bir kayakçıyım (gülüyor). Ama ne yaparım diye düşünmeye kalksam muhtemelen bunalıma girerim. Çünkü başka bir iş yapabileceğimi sanmıyorum.

PRENSES CAROLINE İLE KARŞILAŞINCA KALBıM DURDU

O kadar ülke gezdiniz. Anılarınızı da birçok yerde anlatmışsınızdır... Peki hiç paylaşmadığınız bir anınız var mı?

- Çocukluk yıllarım iki büyük aşkla geçti. Bir tanesi Grease müzikalinin kadın oyuncusu Olivia Newton-John, diğeri de Monaco Prensesi Caroline... Odamın duvarlarının bir kısmı Olivia, bir kısmı Caroline ile kaplıydı. Her gün onlara bakarak uyurdum. Bir gün Porto-Monaco şampiyonlar Ligi final maçını anlatmaya Monaco'ya gittim. Aceleyle koştururken kalabalık arasında bir anda kendimi bir çemberin ortasında buldum ve bir çift gözle karşı karşıya kaldım. Biri hayatımı film yapsa, işte o an hayatımın sahnesi olurdu. Prenses Caroline ile göz göze gelmiştik. Hayatımda unutamadığım anlardan biridir. Dünya durdu o anda. Kalp durması nedir biliyorum yani.

25 Aralık 2011 - Spor --- Okunma

medyabar.com son bir ayda 2.954.877 kez ziyaret edildi.


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Medyabar Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Medyabar hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.