AKM önünde 337nci buluşma!

Sakarya Adalet Girişimi 337. hafta eyleminde başörtüsüne her alanda özgürlük isterken, bölge halklarıyla dayanışma mesajı verdi.

Haber Resmi
Haber Resmi
+2
Haber albümü için resme tıklayın

İşte o mesaj

Suriye'de akan kanın istismar edilerek bölgede yeni bir müdahale süreci başlatmak isteyen güçlere ise şiddetle karşı çıktı
Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu 337. Hafta basın açıklamasını Sakarya Dayanışma Derneği sözcüsü Kadrican Mendi okudu. Başörtüsü yasağı, MİT krizi, Suriye ve Van depreminin gündeme alındığı açıklamada "Başörtüsüne üniversitelerle sınırlı bir serbestlik sağlanırken, ilk ve ortaöğretimde öğrencilere,kamuda çalışanlara yasak acımasızca uygulanmaktadır. Başta Antep olmak üzere birçok ilde başörtülü öğrenciler dönem başından beri okula alınmazken, ailelerine de baskı yapılmaktadır." diyen Mendi, Tevhid-i tedrisatın kaldırılarak eğitimde farklı çözümlerin önünü açması gerektiğini söyledi. 12 yıllık zorunlu eğitime karşı çıkan Mendi başörtülü öğrencilere açık öğretime gönderilmesi formülünü ise "Çözüm gibi sunulan düzenleme sonucu, bugüne kadar cezalandırılamayan başörtülü öğrencilerin okuldan atılmasının da önü açılabilir. Bunun anlamı başörtüsünü kamusal alanda görünmez kılmak ve devlete ait alanları muhafaza etmek için başörtüsünü sistemin varoşlarına sürmektir. Olması gereken her alanda özgürlüklerin iadesidir." şeklinde yorumladı.

Suriye halkını kendimizden ayrı görmüyoruz!

MİT krizini "Türkiye, geldiğimiz noktada sarayda taht kavgasına girişmiş belli başlı güç odakları arasında süregiden entrikalar siyasetine hapsolmuştur? Tüm bu hengamenin kamuoyunda sessizce seyredilmesi, siyasetin halka ne kadar yabancılaştığına işaret ediyor." şeklinde değerlendiren Mendi, Suriye'yle ilgili ise şunları söyledi: "Siyonist işgal rejimi İsrail ile Filistin direnişini ısrarla masaya oturmaya çalışan Türkiye'nin Suriye krizinde ateşe körükle gitmesinde çelişkidir. Oysa siyasal iktidar, ABD ve Arap Birliği ile birlikte, halkın başlangıçtaki protestolarını kendi emelleri doğrultusunda kullanabilme adına hızlı bir şekilde militarize etmiş ve böylece Suriye'nin kan gölüne dönmesinde rol oynamışlardır? Oysa egemenler için sivil halka dönük gerçekleşen katliamlar, sadece dış müdahale şartlarının olgunlaşması anlamına geliyor. Geriye ise ölenlerin cenaze namazını kıldırtmak kalıyor!"

Van halkını unutmayalım!

İslami kamuoyuna "Baas rejimi başta olmak üzere bölgemizdeki halk düşmanı tüm zorba iktidarların devrilmesi için asıl sorumluluğumuz ise kendi direnişimizi yükseltmektir. Meydanlara çıkmak için başkalarının ayaklanmasını ve ölmesini beklemek değil, önce kendi devrimimize inanmaktır. İşte o gün egemenlerden her şeyin hesabını sorabiliriz!" mesajı verilirken, basın açıklaması Van'ın unutulmaması çağrısıyla son buldu: "Vanlı kardeşlerimizin depremdeki yaraları hâlâ sarılamamışken, artçı sarsıntılar da insanları kar ve aşırı soğuğa rağmen çadırlarda kalmaya zorluyor. Çocuklar çadırlarda yanarak ölürken halktan toplanan yardım paralarının bankalarda bekletilmesi ya da başka amaçlar için kullanılması da ne demek oluyor? Van'la ilgili haberleri medyada görünmez kılarak gerçekleri örtemezsiniz. Van hâlâ yaralı ve depremzede kardeşlerimiz sorunlar için acil çözüm bekliyor. Van'ı unutmamaya ve unutturmamaya devam edeceğiz."

Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu 337. hafta basın açıklaması

Duyarlı Sakarya halkı,

337 hafta önce başörtüsünü merkeze alarak başlattığımız direnişimiz boyunca, yasağın temel bir mesele olduğunu vurguladık. Bu tespitimiz geçerliliğini hâlâ korumaktadır. Başörtüsüne üniversitelerle sınırlı bir serbestlik sağlanırken, ilk ve ortaöğretimde öğrencilere,kamuda çalışanlara yasak acımasızca uygulanmaktadır. Başta Antep olmak üzere birçok ilde başörtülü öğrenciler dönem başından beri okula alınmazken, ailelerine de baskı yapılmaktadır.

Sorunu çözmek yerine durumu idare etmeye çalışan AKP ise milyonlarca insanın en temel hakkını kendi siyasal ikbaline bağlamış durumda. Dahası tevhid-i tedrisatı kaldırarak eğitimde farklı çözümlerin önünü açması gerekirken 8 yıllık zorunlu eğitimi 12 yıla çıkarıyor! Son günlerde gündeme gelen kesintili eğitim ve açık ilköğretim gibi formüllerin çözümmüş gibi kabullenilmesi de doğru değildir.

Konuyla ilgili önemli bir hususa da dikkat çekmek istiyoruz: Çözüm gibi sunulan düzenleme sonucu, bugüne kadar cezalandırılamayan başörtülü öğrencilerin okuldan atılmasının da önü açılabilir. Bunun anlamı başörtüsünü kamusal alanda görünmez kılmak ve devlete ait alanları muhafaza etmek için başörtüsünü sistemin varoşlarına sürmektir. Olması gereken ise her alanda özgürlüklerin iadesidir.

Bu durum diğer toplumsal meseleler için de geçerlidir. AKP, başta anadilde eğitim olmak üzere tüm temel hakları pazarlık konusu ediyor. Oysa kendisinden de yönettiği devletten de beklenen herhangi bir ihsan değil gasp edilmiş hakların iadesidir.

Fakat anlıyoruz ki; Ankara'daki güç kavgasından halka sıra bir türlü gelmiyor. Nitekim MİT etrafında dönen tartışmalar bunun somut göstergelerindendir. AKP ve Cemaat arasındaki iktidar çekişmesinin gün yüzüne çıktığı bu süreç, siyasetin hâlâ halkı değil güç odaklarını merkeze aldığının itirafıdır.

Türkiye, geldiğimiz noktada sarayda taht kavgasına girişmiş belli başlı güç odakları arasında süregiden entrikalar siyasetine hapsolmuştur. Uluslar arası sisteme entegre olan yeni devlet mekanizması için "demokrasi, halkın egemenliği, sessiz yığınların sesi" gibi argümanlar tamamen araçsaldır. Ve bu tür argümanlar devleti yönetmeyi "nimet paylaşımı" olarak gören bir zihniyetin yaygınlaşmasında, daha vahimi meşrulaştırılmasında kullanılmaktadır.

Tüm bu hengamenin kamuoyunda sessizce seyredilmesi, siyasetin halka ne kadar yabancılaştığına işaret ediyor. Buna karşın medyada siyasal iktidarın sorun çözme yeteneği(!) alkışlanırken, çözümlerin ne pahasına gerçekleştiği gözlerden kaçırılmak isteniyor. Tıpkı Siyonist işgal rejimi İsrail ile Filistin direnişini ısrarla masaya oturmaya çalışan Türkiye?nin Suriye krizinde ateşe körükle gitmesindeki çelişkinin gündeme dahi gelmemesi gibi? Oysa siyasal iktidar, ABD ve Arap Birliği ile birlikte, halkın başlangıçtaki protestolarını kendi emelleri doğrultusunda kullanabilme adına hızlı bir şekilde militarize etmiş ve böylece Suriye?nin kan gölüne dönmesinde rol oynamışlardır.

Şimdi de müdahale anı gelene kadar komşu ülkeleri ve direniş hareketlerini kamuoyu önünde şeytanlaştırmakta ve fitneyi beslemektedir. Özellikle İran?a karşı devlet ve muhafazakâr medya ekranlarındaki, köşelerindeki yorumlar 28 Şubat medyasını aratmamaktadır. Tuzak bir değil birkaç tanedir ve maalesef insani trajedi, bu sinsilikleri perdelemede kullanabilmektedir!
Oysa egemenler için sivil halka dönük gerçekleşen katliamlar, sadece dış müdahale şartlarının olgunlaşması anlamına geliyor. Geriye ise ölenlerin cenaze namazını kıldırtmak kalıyor!

Burada açıkça ifade ediyoruz ki, Suriye halkının kaderini kendi kaderimizden, geleceğini kendi geleceğimizden ayrı düşünmüyoruz. Vurgulamak istediğimiz mesaj nettir: Günübirlik protestolarla kendimizi teskin edebiliriz, o kadar. Baas rejimi başta olmak üzere bölgemizdeki halk düşmanı tüm zorba iktidarların devrilmesi için asıl sorumluluğumuz ise kendi direnişimizi yükseltmektir. Meydanlara çıkmak için başkalarının ayaklanmasını ve ölmesini beklemek değil, önce kendi devrimimize inanmaktır. İşte o gün egemenlerden her şeyin hesabını sorabiliriz!

Aksi takdirde gösterdiğimiz tepkiler yalnızca iktidar sahiplerinin çıkarlarına ulaşana kadar kullandıkları araçlara dönüşecektir, tıpkı Mavi Marmara sürecinde olanlar gibi. O gün gemide akan kanı seçimleri kazanana kadar istismar eden ve işi bittiğinde bir kenara bırakabilenlerin bugün aynı şeyi Suriye için yaptığını görüyoruz. Buna izin vermeyelim!

Sakarya Adalet Girişimi olarak zulme karşı haktan ve halklardan yana durmaya devam edeceğiz. Büyük şeytana da onun şeytanlık yapan ortaklarına da kayıtsız kalmayacağız. Ankara'nın rüzgârına kapılıp gitmeyeceğiz. Suriye?de, İran'da ya da başka bir yerde yeni işgal ve fitnelerin peşinde olanlara karşı çıkacağız.

Basın açıklamamıza son vermeden önce Vanlı kardeşlerimizi bir kez daha hatırlatmak istiyoruz. Depremin yaraları hâlâ sarılamamışken, artçı sarsıntılar da insanları kar ve aşırı soğuğa rağmen çadırlarda kalmaya zorluyor. Çocuklar çadırlarda yanarak ölürken halktan toplanan yardım paralarının bankalarda bekletilmesi ya da başka amaçlar için kullanılması da ne demek oluyor? Van'la ilgili haberleri medyada görünmez kılarak gerçekleri örtemezsiniz. Van hâlâ yaralı ve depremzede kardeşlerimiz sorunlar için acil çözüm bekliyor. Van'ı unutmamaya ve unutturmamaya devam edeceğiz.

18 Şubat 2012 - Güncel --- Okunma

medyabar.com son bir ayda 2.901.119 kez ziyaret edildi.


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Medyabar Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Medyabar hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.



Anket Sakaryalılar alışverişlerinizi nerede yapıyor sunuz?