Üstün: AK Parti diyorum ama elbette artık AKP’lileşmiştir

Ahmet Davutoğlu’yla birlikte AK Parti’den ihraç edilmek üzere olan, partinin kurucularından Ayhan Sefer Üstün Duvar'dan İrfan Aktan'a tartışma yaratan konular hakkında değerlendirmede bulundu. İşte Üstün'ün sözlerinden öne çıkanlar.

Büyütmek için resme tıklayın

İhracınıza ilişkin elinize tebligat ulaştı mı?

Bugün (7 Eylül) itibariyle hayır.

Hakkınızdaki ihraç kararı neye dayanıyor?

Kendi hareketlerimle AK Parti’nin tüzüğünü karşılaştırdığımda, ihracımı gerektiren bir söz ve eylem bulamadım. Ama milletvekili olduğumuz dönemde ve özellikle son bir yılda AK Parti içerisinde birtakım itirazlar yapmıştık. Bu itirazlarımız da şu anki parti yönetimini rahatsız etti.

Neydi o itirazlarınız?

Toplumun da bildiği ve dile getirdiği itirazlardı. Örneğin Cumhurbaşkanlığı sisteminin oturmadığını, başkanlık sisteminin bu haliyle ülkeyi sıkıntıya sokacağını ifade ettik. Meclisin etkisizleştiği, bakanlarla Meclis arasındaki bağlantının koptuğu, partili cumhurbaşkanlığının halk tarafından benimsenmediği, cumhurbaşkanı yardımcılarının seçimle gelmesi gerektiği yönünde temel birtakım itirazlardı bizimki. AK Parti başlarda düşünce ve fikir hürriyetine, farklılıklara son derece hoşgörüyle bakan bir partiydi. Bunları hatırlatmamız da muhtemelen rahatsızlık yarattı. AK Parti’nin kurulduğu günde Sayın Erdoğan’ın salonda sarf ettiği söz hâlâ kulaklarımda: “Bugün, siyasi hayatımızda lider oligarşisinin yok olduğu bir gün olarak tarihe geçecektir.” Ama bugün AK Parti içinde lider oligarşisinin tavan yaptığı bir siyasi havayla karşı karşıyayız.

Peki bu eleştirilerinize rağmen ihraç yoluna gidilmeseydi, AK Parti’de kalmaya devam etmeyecek miydiniz?

Biz yılbaşından itibaren yoğunlaştırdığımız bir itiraz süreci yaşatıyorduk.

‘MESELE AKP ROZETİNİ TAKMIŞ ADAMIN CAKA SATMASINDAN BAŞLIYOR’

“Biz” dediğiniz, Ahmet Davutoğlu’yla beraber, değil mi?

Beraber tabii ki. 22 Nisan’da itirazlarımızı 15 sayfada sistematik hale getirdiğimiz bir manifesto yayınladık. Keza İstanbul seçimlerinin iptaline ilişkin girişimlere de itiraz ettik. Bunun hem hukuka hem de siyasete müdahale olacağını ve ters tepeceğini söyledik. Ardından da Ankara, Diyarbakır, Elazığ, Sakarya gibi illerde birtakım toplantılar yaptık. Buralarda da çok net ifadelerde bulunduk. Tabii AK Parti’nin mevcut yönetiminin “yahu genel başkanlığımızı, başbakanlığımızı, genel başkan yardımcılığımızı yapmış arkadaşlarımız acaba ne diyor” diye sormasını bekliyorduk. Çünkü biz bunları AK Parti’nin ve ülkenin iyiliği için söylüyorduk. İyilik için söylenmiş sözünün bir karşılığının olması lazımdır. Beklentimiz de o yöndeydi doğrusu. Ama bu zamana kadar görmezden gelindik, yok sayıldık. Bizi yok saymanın politik olarak belirlendiğini de hissediyorduk.

İhraç süreci başlatılmasa, bu itiraz ve eleştirilerinizi parti içinde kalarak mı devam ettirecektiniz?

Elbette bu itiraz süreci ilanihaye devam etmeyecekti. Bir noktada bunun bir sonu olacaktı. AK Parti’deki hukuksuzluklar, ötekileştirmeler tavan yaptıkça ayrışma da kendini gösterecekti. Çünkü biz artık son uygulamalardan kendimizi sorumlu tutmak istemiyorduk. Vicdanen rahatsızlık duyuyorduk.

Ne gibi konulardan rahatsızdınız?

Partinin ismi Adalet ve Kalkınma Partisi ama müthiş bir adaletsizlik var. Bu hem toplumsal hem de yargısal adaletsizlik olarak ortaya çıkıyor. Mesele, yakasına AK Parti rozeti takmış adamın toplum içinde caka satmasından başlıyor.

‘AK PARTİ’YE SONRADAN KATILANLAR DAHA FAZLA REİSÇİLİK VE DEVLETÇİLİK YAPTI’

Bu söylediklerinizi 2010 yılındaki referandumda “yetmez ama evet” deyip sonra pişman olan ve AK P’den uzaklaşanlar da söylüyordu. Fakat aradan 8 yıl geçtiği halde bu kesimlere yönelik tepki hâlâ dinmiş değil. Dolayısıyla insanlar size de şunu soracak: AKP’nin yarattığı adaletsizlik yeni mi başladı da sizin itirazlarınız şimdi başladı? Bugüne kadar neredeydiniz?

Tabii biz bugüne kadar AK Parti içindeydik ve bütün partilerde olduğu gibi AK Parti de homojen değildi. AK Parti içinde de aşırı milliyetçilikten liberalizme kadar, farklı renkler vardı. Şu anda Bahçeli de aynı koalisyonun içinde Perinçek de. İlk başlarda AK Parti’nin farklı renkleri aynı potada eritmesi de bir başarıydı aslında. Sonraki aşamalarda içeride de birtakım ayrışmalar oldu. Özellikle AK Parti’ye sonradan katılanlar, partiyi kuranlarla rekabeti, ancak daha fazla reisçilik ve devletçilik yaparak lehlerine çevireceklerini düşündüklerinden, AK Parti’nin vicdanını örseleyen söylem ve davranışlar içine girmeye başladı. Bakın ben İnsan Hakları Komisyonu Başkanı’yken, nerede bir ihlal gördüysem oraya koştum. 4 yılda 55 tane cezaevi denetlemişim! İzmir’de bir kadına tokat atıldı, ertesi gün ben oradaydım. Roboski’de bir olay olmuş, biz ertesi hafta oradaydık.

......

‘7 HAZİRAN’DAN SONRA PARTİYE DÖNDÜĞÜMDE ŞOK OLDUM!’

Siz 7 Haziran seçimlerinde milletvekili olmadınız ama…

Evet, ben üç dönem dolayısıyla bırakmıştım ve Sakarya’daki evimin balkonunda otururken, 7 Haziran sonrasında hem Sayın Erdoğan’ın hem de Sayın Davutoğlu’nun çağrısıyla, 12 Eylül 2015’teki kongreyle tekrar döndüm. Fakat döndüğümde şok oldum! Bambaşka bir yapıyla karşılaştım. Parti, bizim kurduğumuz dönemdeki ilkelerden uzaklaşmıştı. Bireysel rantlar peşinde koşan, başkalarının kuyusunu kazan, partiye sonradan gelenlerin yükselmek için önceki idealistlerin sırtına basarak bakan, genel başkan yardımcısı olmaya çalıştığı tiplerle karşılaştım. O zaman AK Parti’nin farklı bir yapıya evrildiğini ve ülkeyi de farklı bir yapıya evriltmek istediğini hissettik. İşte bunun üzerine az önce söylediğim demokratik hamleleri yapmaya kalkıştık. Yoksa onların istedikleri gibi davranmış olsaydık, muhtemelen Ahmet Bey de operasyon yemez ve başbakanlığı kapatan, seçilmiş son başbakan olarak tarihe geçerdi.

‘BUGÜN ÇÖZÜM SÜRECİNİN “Ç”SİNDEN SÖZ EDENLERİN AĞZINA BİBER SÜRÜYORLAR’

Peki devlet neden bunu önceden engellemedi? Davutoğlu, geçenlerde Sakarya’daki konuşmasında devletin ilgili birimlerine daha 6-8 Ekim 2014 olayları sırasında, 7 Haziran seçimleri sonrası için savaşa hazırlanma talimatı verdiğini açıkladı. Oysa 6-8 Ekim olaylarından sonra gerek Davutoğlu gerekse Erdoğan defalarca çözüm sürecinde kararlı olduklarını ifade etmişti. Bir taraftan savaşa hazırlanıp bir taraftan çözüm sürecine devam edilmesini nasıl izah ediyorsunuz?

Aslında Sayın Davutoğlu PKK’nın samimi olmadığını, şehirlere yerleşmekte olduğunu hissediyordu ama “bahara kadar silahları bıraksınlar” diyordu. Çünkü PKK hep “baharlar gelsin, yapraklar açsın, gölgelerden dağları terk edelim” gibi gerekçeler üretiyordu. Bahar geldi, yaprak açtı, hadi bırakın artık silahları, diyordu Davutoğlu. Bir taraftan da elbette tedbirler alındı. Zaten bu işler son dakikada olmaz. Askeriyle, polisiyle her zaman hazır olunması gerekiyordu. Ocak 2015’te Şırnak’a gittiğimde Cizre’den geçtim ve daha o tarihte sokakların nasıl kapatıldığını, bariyerlerin oluşturulduğunu, bayrakların asıldığını gördüm. Bunu gören bir kamu görevlisi, müdahaleyi erteleyemez.

‘BAGAJIMIZ YOK, KİMSEDEN KORKMUYOR, ÇEKİNMİYORUZ’

Erdoğan’ın gazabından korkuyor musunuz?

Toplumda bir korku iklimi hakim. Ancak biz sade yaşayan insanlarız, bagajımız yok. Kendi yağıyla kavuralan insan özgür insandır. Bizimle olan arkadaşlar da biraz bu tipte insanlar. Onun için biz itirazlarımızı dile getirebildik.

Yani kaybedeceğiniz bir şey yok mu?

Ben hayatımı onurum için yaşadım, siyaseti de hizmet için yapmaya çalıştım. Avukatlık yaparken milletvekili olunca çocuklarıma dedim ki, “avukatlık bitti ve devletin bize verdiği belli bir maaş var. Bundan sonra herkes ayağını yorganına göre uzatacak.” Çocuklarım böyle yaşadılar ve beni hiç utandırmadılar. Birileri çocuklarını FETÖ okullarına göndermek için sıraya girerken benimkiler mahalle mektebine gidiyorlardı. Bu rahatlık bizi en özgür adam kıldı. Bundan sonraki yaşantım da sade olacak ve fikir özgürlüğümden taviz vermeyeceğim. Arkadaşlarımızın da önemli bölümü benim gibi insanlar. Onun için de kimseden korkmuyor, çekinmiyoruz. Çekinseydik, zaten herkesin bir şeyleri kaybetme korkusuyla sustuğu bir dönemde biz de susardık.

‘AK PARTİ ARTIK TARİHTE KALMIŞTIR’

Aslında her iki oluşum da “AK Parti AKP’leşti” fikrinde ortaklaşıyor ama siz söyleşi boyunca hep AK Parti dediniz.

Ben AK Parti’nin kurucusuyum ve bu parti ilkeler, değerler partisi olarak kuruldu. Gelinen noktada Pelikan gibi yapıların etkisiyle AKP’lileşmiş bir AK Parti var. Daha önce bu partinin yöneticileri, liderleri için ağza alınamayacak her türlü hareketi etmiş insanlar şu anda AK Parti’nin temel politikalarını belirler hale gelmişler. Benim zihnimde hâlâ eski yapısı olduğu için AK Parti diyorum ama elbette artık AKP’lileşmiştir. AK Parti artık tarihte kalmıştır.

“AK Parti” ne zaman AKP’lileşti?

Özellikle Sayın Davutoğlu’nun yönetimden uzaklaşmasından sonra süratle AKP’lileşti veya MHP’nin şimdiki yönetimine benzedi. Bence AK Parti MHP’lileşti. Tabanındaki doku da bozuldu. Daha önceki taban daha vicdanlı, karşısındakinin hukukuna son derece saygı gösteriyordu. Tabanın bir kısmı önce reisçiliğe evrildi, oradan da milliyetçi söylemi ağır basan bir noktaya geldi. MHP’yle olan koalisyon, söylem birliği AK Parti’yi zehirledi, mayasını bozdu.

Sizce AKP-MHP ittifakının geleceğinde ne var?

AK Parti, yüz-yüz elli yıllık bir uğraşın, alın terinin, davanın üzerine oturdu. Ama AK Parti’nin mevcut versiyonu bu davayı taşıyamadı. Evlat ve damat uğruna bu dava heba edildi. Dava kimsenin tekelinde değildir. Davanın değerlerini savunursanız, onun bayraktarlığını yapabilirsiniz. Oysa ortada savunulacak bir dava bırakmadılar. Aksine, yılların emeğini de damat ve evlat uğruna heba ettiler. Şu anda devlet yönetimi de, bir başbakanlık varmışcasına damat eliyle işletiliyor. Damat şu anda gayriresmi, fiili başbakandır. İstediği zaman bakanlara, bakan yardımcılarına talimat verebilen, genel müdürleri toplayabilen bir damat var. E bunu bir sistemde ancak başbakan ya da cumhurbaşkanı yapabilir. AKP’nin geleceği damat üzerine bina edildiği için erime başladı. Nasıl ki ANAP, Mesut Yılmaz’ın elinde yüzde 5’de sonlandıysa, AKP de damat eliyle yok edilecek. Bitecek, tükenecek! Biz aslında bu tükenişi durdurmak istedik. Fakat karar mekanizmalarından uzaklaştırıldık, söylediğimize kulak asılmadı ve biz de “artık bu vebali üstlenmek istemiyoruz” dedik. O nedenle de muhafazakâr seçmene, demokrat kesime, özgürlüğü önceleyen insanlara, dünya değerlerini arzu edenlere bir alternatif sunmak istiyoruz.

‘CHP’NİN ‘İKTİDAR BİZE ALTIN TEPSİYLE GELİYOR’ TESPİTİNİ BİZ DE YAPIYORUZ’

Yakın geleceğe ilişkin öngörünüz ne? AK Parti biterse iktidarı siz mi devralacaksınız?

Ben gerçekçi bir siyasetçiyim ve hayaller üzerine bir gelecek bina etmem. AK Parti’nin eridiğini çoktandır görüyoruz. Denkleme başka bir etken girmezse, yapılacak bir seçimde AK Parti ve MHP’nin iktidar olamayacağı gözüküyor. CHP kurmayları da bunu gördükleri için “sakin kalalım, halkı, seçmenimizi ürkütmeyelim, çünkü iktidar bize altın tepsiyle geliyor” diyor. Biz de aynı tespiti yapıyoruz. Hiçbir etken olmazsa, AK Parti ile MHP’nin oyları yüzde 50’yi geçmiyor. Dolayısıyla AK Parti’nin iktidar olabilmek için üçüncü bir parti gücüne ihtiyaç var. Şu ana kadar alabildiği tek parti, 0,01 bile olmayan Vatan Partisi. HDP’yle yan yana olamazsınız; Kürtlere “gidin Kürdistan’a” demişsiniz. İYİ Parti’yle MHP yan yana olamayacağı için, onu da alamazsınız. CHP zaten ana bloğun taşıyıcısı ve sizinle olmaz. Bir yandan da oylarınız erimeye devam ediyor.

Erdoğan açısından bir çıkış yolu var mı?

Biz bu çıkış yolunu gösterdik. AK Parti’nin kuruluş ilkelerine dönmesi gerekiyordu. Cumhurbaşkanı, genel başkanlık makamını bırakıp partiyi eli-ayağı düzgün birine bırakabilirdi. Kurucu kadrolardan azami istifade edebilirdi. Cumhurbaşkanlığı sisteminin aksayan yönleri, kararnamelerle filan değil, anayasal çerçevede düzeltilebilirdi. Tekrar tüm Türkiye’yi kucaklayan bir söyleme başvurulabilirdi. Bir yıldır devam ettiği halde hâlâ ekonomik krizin varlığı bile kabul edilmiyor ki, vatandaş buna müthiş öfke duyuyor. Tüm bunlar yapılsaydı, bir ihtimal çıkış olabilirdi. Fakat bunlar bile yapılmadığı için biz “üçüncü bir yol bulmamız lazım” diyoruz.

‘EĞER DAVA DİYE BİR ŞEY KALMIŞSA, DEĞERLERİNİ SAVUNACAK BİR YAPI KURMAK İSTİYORUZ’

Daha doğrusu ikinci yol…

Hayır, her ne kadar söylemi artık yumuşamış olsa da CHP’yle ideolojik olarak ayrıştığımız için üçüncü yol diyorum. Zaten ideolojik bir ayrışmamız olmasa, gidip mevcut partilerden birinde yol alırdık. CHP’nin de eski Kemalist politikalardan ne kadar kurtulduğunu ancak iktidara geldiğinde test edebiliriz. Üçüncü yolla, AK Parti tabanının başka partilere kaymasını da engelleyecek bir alternatif üreteceğiz. Eğer hâlâ dava diye bir şey kalmışsa, yılların emeğiyle üretilmiş davanın değerlerini savunacak bir yapı kurmak istiyoruz.

Nedir bu davanın değerleri?

Evrensel değerler aslında. İnsanı önceleyen, demokratik değerlere, fikir özgürlüğüne saygı gösteren, insan haklarına dayanan, tahammül eden ve 83 milyonu hem söylemiyle hem eylemiyle kucaklayan bir yoldan söz ediyorum.

.....

MHP’den vazgeçemez mi?

Yüzde 50 oyunuz varken MHP’yle anlamsız bir ittifak yapmış ve kendinizi ona bağımlı hale getirmişsiniz. Bu bağımlılıktan kurtulmayı bırakın, MHP yönetimi sizi ikinci bir MHP’ye bile muhtaç hale getirmiş. Perinçek vs, arayışları bundan kaynaklanıyor. Pelikan gibi paralel yapılardan kurtulabilir misiniz, hayır. Cumhurbaşkanı gitti, onlarla fotoğraf verdi. “Benim tercihim burasıdır” dedi. Oysa düne kadar cumhurbaşkanı bunların faaliyetlerinden habersizdir, deniyordu. Peki 5’li ekonomik çetelerden kurtulabilir mi? Keşke kurtulsa. AK Parti’nin kalkınma ayağı, adaletten daha güçlüdür. Hizmet için yatırımlar yapmıştır. Fakat sonraki aşamalarda vatandaşın ihtiyacı yerine şirketlerin ihtiyacı öne çıkmıştır. Mesela her yere tüneller açıldı. “Tünel şirketi” diye ünlenen bir şirket var. Giriyor karanlık bir tünele, ne yaptığı, kaça yaptığı, neden yaptığı belli değil! Kuş uçmaz, kervan geçmez yerlere dünyanın en uzun tünellerini yapmışız! Neden? Çünkü eskiden vatandaşın ihtiyacı öncelikliyken, artık şirketlerin kârı öncelenmeye başlandı. Biz tüm bunların vebalinden kurtulmak için gün ışığında itirazlarımızı dile getiriyoruz.

‘YÜZDE KAÇ OY ALACAĞIMIZA BAKMIYORUZ, SIFIRDAN BAŞLAMAYA RAZIYIZ’

Peki yeni bir siyasi harekete girişirken, AKP’yi kurarkenki heyecanı duyuyor musunuz?

Tabii ki duyuyoruz. Ben 1980’lerin ikinci yarısında siyasete atıldığımda ANAP’ın oyu yüzde 44’tü, Refah Partisi’ninkiyse yüzde 2,7’ydi. Oradan tırnaklarımızla kazıya kazıya geldik. Türkiye üzerinde, herkesin mutlu olduğu bir cennet hayal ediyorduk. Bizden farklı ideolojidekilerin de bizi takdir edeceği, herkesin “birlikte yaşayabiliriz” dediği bir ülke yaratmayı hedefliyorduk. AK Parti’yi de “söylemimiz dar kaldı, yelpazeyi genişletelim” diyerek kurduk. Ama geldiğimiz yer, ağzını açana yumruğu vuran, herkeste suç potansiyeli gören, toplumsal ve yargısal adaletsizliğin tavan yaptığı bir nokta. Parti, kendi arkadaşlarının fikirlerine bile tahammül edemeyen bir AKP’ye evrildi ve sona doğru süratle koşuyor. Biz şimdi “sıfırdan başlamaya razıyız” diyoruz. Yüzde kaç oy alacağımıza, ne zaman iktidara geleceğimize bakmıyoruz. Öncelikle vicdanen rahat olmamız, toplum içinde rahatça gezebilmemiz ve sonra da tabanımıza, insanımıza bir alternatif sunmamız lazım. Anlık başarıların peşinde koşmuyoruz. Yoksa hâlâ büyük rantlar dağıtmaya devam eden AK Parti’de olmaya devam edebilirdik. AK Parti’nin bütün hatalarının sorumluluğunun bize yüklenmesi haksızlık olur. Aksine, bu haksızlıkları önlemeye çalışanlardık biz.

Yani hiç mi sorumluluğunuz yok?

Bireysel olarak elbette bizim de sorumluluğumuz var ama yüzdeye vursanız, herhalde en az pay bize düşer.

‘AK PARTİ  ELİ, KOLU, BACAĞI ÇALIŞMAYAN, FELÇ OLMUŞ KOCAMAN BİR GÖVDE’

Eğer bu hareketin öncüsü Erdoğan yerine başka bir karakter olsaydı, sizce “AK Parti” AKP’lileşmez miydi?

AK Parti’nin içinde karşı mahalleye, fikirlere saygı gösteren, ortak aklı önceleyen önemli değerli siyasetçiler vardı.

Hâlâ var mı?

Sayıları azaldı ama hâlâ var. Bunların çoğu, bir bahaneyle trenden atılırken, trenden indi muamelesi yapıldı. Fakat hakkımızdaki ihraç meselesiyle vatandaşımız trenden inilmediğini, atılındığını daha net görmeye başladı. Bu insanlar yönetim kademelerinde etkin bir şekilde görev almaya devam edebilseydi, AK Parti mevcut noktaya evrilmezdi. Fakat bu insanlar trenden atılınca, kurumları etkisizleştirilince, tabandan gelen ses duyulmamaya başlanınca AK Parti felç oldu. AK Parti şu anda felç olmuş kocaman bir gövde olarak duruyor. Eli, kolu, bacağı çalışmıyor. Buradan yeni bir çıkış üretmek mümkün değil.

08 Eylül 2019 Sakarya/ Adapazari- Siyaset --- Okunma

medyabar.com son bir ayda 2.829.966 kez ziyaret edildi.


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Medyabar Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Medyabar hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

04

Abdi - Ayhan sefer senin gibi bir köye muhtar bile secilemeyecek insanları yıllarca milletvekili sectirenlere neler deseniz azdır

Yanıtla . 10Beğen . 1Beğenme 08 Eylül 18:47
03

Aydin - Ak partiyi begenmiyorsunuz ve ak Parti'ye karşı yeni bir parti kuruyorsunuz kazanma şansınız da yok böyle yaparak kime hizmet edeceksiniz acaba bu ülkeye en büyük kötülüğü siz yapıyorsunuz.

Yanıtla . 8Beğen . 10Beğenme 08 Eylül 16:14
02

Sakaryalı - Bunları milletvekiliyken niye dillendirmedin Ayhan efendi dört dönem vekillik yaptın sende birlikte olduğun ekibinede makam verilmeyince ak parti tükaka oldu madem ak parti bu kadar kötüydü de zamaninda söyleseydin bunlarida o zaman senin delikanliligini samimi olduğunu belki düşünürdük ak parti iyisiyle kötüsüyle memleketi idare ediyor daha iyi bir alternatifi de yok düşünmeyin ki biz alternatif olacağız yukarıda yazdığım gibi sizin samimiyetiniz ortada.Elini başına koy düşün bizim bu hareketimiz kimlerin işine yarar diye ümmeti milleti bölmeye hakkınız yok.Ahdım var seni kahvede pazarda görürsem bunları yüksek sesle yüzünede söyleyeceğim.Gevura hizmet ediyon gevuraaa..

Yanıtla . 15Beğen . 11Beğenme 08 Eylül 14:01
01

Cesurkartal - Öncelikle yeni partiniz ve çalışmalarınız hayırlı olsun. Ama bir seçmen olarak bizimde söyleyeceğimiz bir söz var. " Aynı tastan yemek yiyenler yine aynı tasa pislerler."

Yanıtla . 16Beğen . 2Beğenme 08 Eylül 13:18