Gazeteci Ekrem Kızıltaş 28 Şubat’ı Anlattı

Sakarya Üniversitesi Akademik ve Sosyal Gelişim Merkezince (SASGEM) düzenlenen konferansa bu hafta Gazeteci Yazar Ekrem Kızıltaş katıldı. SAÜ Hukuk Fakültesi Sabahattin Zaim Konferans Salonunda yapılan konferansta “28 Şubat” konusu ele alındı.

+8
Haber albümü için resme tıklayın

28 Şubat sürecini anlatmadan önce 90’lı yıllarda ülkenin siyasi durumundan bahseden Kızıltaş, “Şu an karşımda gelecekte Türkiye’yi yönetenleri görüyorum” diyerek konuşmasına başladı. Kızıltaş, “90’lı yılları bugünden geriye bakıp o günleri yaşayan insanlar, o yılları kayıp yıllar olarak tanımlar. Çünkü faili meçhullerin ciddi manada arttığı, kimin kimi niçin katlettiğinin bilinmediği, Türkiye’de faiz ekonomisinin başladığı ve devlet gücünün bunlarla baş etmekte zorlandığı bir dönemdir. Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın başkan olması içte ve dışta değişik tepkilere sebebiyet verir. Bütün hayatını memlekete hizmet için, bu ülkenin sanayileşmesi, bu ülkede sağlıklı gelişmeler olması için harcamış bir insandır. Fakat Türkiye’de bir kısım tarafından sürekli engellenen, itilen kakılan, hor görülen, gerici adam diye hakaret edilmeye çalışan bir insandır” dedi.

1984’ten vefatına kadar kendisiyle çok yakın çalıştığını söyleyen Kızıltaş, “Bu süreç içerisinde kendisi açısından düşman olan insanların yan yana geldiklerinde ve biraz konuştuklarında kendisine hayran olduklarını tespit ettim. Tanımayanların çoğu düşmandır, bazıları da özellikle iyi tanıdıkları için düşmandır” diye konuştu. Erbakan’ın başkanlık görevine geldiğinde öncelikli hedefini adeta bir yangın yerine dönen ülkedeki yangını söndürmek olduğunu belirten Kızıltaş, bu dönemde Refah Partisi’nin başarısız olacağını düşünenlerin şaşkınlıkla izlediği gelişmeler başladığını söyledi.

Kızıltaş, 28 Şubat sürecini ise şöyle anlattı:

“Dış ve iç mihrakların ortak kanaati, bu hükümetin gitmesi ve gerekenin yapılmasıydı. ABD de hükümetin gitmesi gerektiğini, fakat bunun bu defa darbe yoluyla olmaması gerektiğini, yani silahsız olarak yapılmasıyla ilgili bir açıklaması oldu. Hükümeti göndermek için bahane irtica oldu. Fakat irtica malzemesi yoktu. ‘Yoksa buluruz’ dediler ve öyle de oldu. Sürece ismini veren 28 Şubat 1997 tarihli, dokuz saat süren Milli Güvenlik Kurulu Toplantısı, belli ki önceden alındığı belli olan kararların tatbik sahasına konulması için atılan adımlardan birisiydi.


Yeni hükümetle birlikte kabus dolu günler başladı. Öncelik başörtüsü yasağına verilmişti ve YÖK kanundaki ‘yürürlükteki kanunlara uygun olmak kaydıyla yüksek öğretim kurumlarında kılık kıyafet serbesttir’ maddesine rağmen, yasağı üniversitelerde başlatıp yaydılar.”


Kızıltaş, kendi kızından örnek vererek, “Kızlarımdan biri bir anadolu imam hatip lisesinde okuyor. Bir akşam karanlık oldu ve hala gelmedi. Sonra gelince ‘ne oldu’ diye sordum, ağlıyordu. ‘Baba bizi okuldan polisler aldılar otobüslere bindirdiler, Şişli’de tenha bir yere bıraktılar ve ‘yolu biliyor musunuz, paranız var mı’ diye sormadılar. Sırf başörtümüzü açmadığımız için bizi terk edip gittiler. Sonra ikna odaları kurdular. Yani ‘kızım gel, ikna ol, başını aç, yoksa okuyamazsın’ dediler. Bunu da marifetmiş gibi yıllarca savundular” dedi.


28 Şubat’ı ‘ideolojiye kılık giydirilen bir soygun süreci’ olarak niteleyen Kızıltaş, “Erbakan’ı Türkiye’ye şeriatı getirmeye çalıştığı için değil, Türkiye’nin ekonomiyi, adaleti ve kalkınmayı getirmeye çalıştığı, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının çıkarlarını savunduğu için etkisiz hale getirmeye çalıştılar” şeklinde konuştu.
Program hediye takdimi ile sona erdi.

27 Şubat 2020 - Eğitim --- Okunma

medyabar.com son bir ayda 4.421.377 kez ziyaret edildi.


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Medyabar Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Medyabar hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.



Anket Sakaryalılar alışverişlerinizi nerede yapıyor sunuz?