Atatürk Lisesi'ndeki o yıllar...

Sakarya Yenigün Gazetesi Yazarı Cevdet Güngör, ilimizin en köklü okullarından biri olan eski adı Adapazarı Lisesi olan Atatürk Lisesi'ndeki okul yıllarını yazdı...Güngör'ün okurken sizinde okul yıllarına götürecek o yazısı..

Büyütmek için resme tıklayın

Adapazarı Atatürk Lisesi (şimdilerde Anadolu Lisesi oldu)  1960’lı yıllarda birbirinden değerli öğretmeleri ile gerçekten çok saygın bir liseydi. Evet, şamatası boldu ama o yıllarda  Adapazarı Atatürk Lisesi’nden mezun olanlar mutlaka bir üniversiteye yerleşirdi. 

             Gerçekten çok değerli öğretmenlerimiz vardı. Kimya öğretmeni Halise Hanım gibi disiplin timsali olanlar, Edebiyatçı Rüknettin Bey gibi espri yaparken  eğitim verenler gibi.

            Tabi öğretmenlerimiz arasında Coğrafya öğretmenimiz Seyfi Baba’nın yeri bir başkaydı. Bugün size bir kez daha Seyfi Baba’dan söz etmek istiyorum.

***

Yıl 1965 Adapazarı Atatürk Lisesi inşaatı henüz tamamlanmadığı için öğrenimimizi Adapazarı İmam Hatip Lisesi’nde sürdürüyoruz.  Okul sabahları lise, öğleden sonraları ile imam hatip lisesi olarak hizmet veriyor.

Hani depremde hasar gördüğü için yıktırılan Çark Caddesi’ndeki İmam Hatip Lisesi. Bu günlerde Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem Yüce benim de bir süre eğitim gördüğüm okulu yeniden inşa ettirmeye başladı.

***

Neyse, ertesi yılın ikinci yarısında şuanda Çark Caddesi’ndeki yeni yapılan binamıza taşındık.

O dönem Adapazarı Atatürk Lisesi’nin merkezdeki tek lise olduğu dönem. Adapazarı Atatürk Lisesi’nde yıllardır unutamadığımız birbirinden değerli öğretmenlerimiz içinde Seyfi Baba bir başkaydı. Soyadı aklımda değil. Sanırım kimsenin de aklında kalmamıştır. Çünkü onun lakabı adı ile özdeşleşmişti: Seyfi Baba.

                                               ***

            Seyfi Baba Coğrafya öğretmenimizdi.  Öğrenci-öğretmen ilişkileri bir başkaydı. Belki de bu nedenle  Seyfi Baba ile ilgili anıları bugün bir kez daha sizler ile paylaşıyorum.  Bakalım bana hak verecek misiniz?

                                          ***

Seyfi Baba, sınıfa ne zaman koltuğunun altında bir gazete ile girse yazılı yapacağını anlardık. Zaten kürsüsüne oturmadan “Çıkarın kağıtları yazılı yapacağım”  derdi.

            Seyfi Baba yazılı sorularını yazdırdıktan sonra gider kürsüye oturur ve sözde yanında getirdiği gazeteyi yüzünü kapayacak şekilde açarak okurdu. Ama gazetenin ortasında bir delik vardı. Ve Seyfi Baba sözde kimseye çaktırmadan o delikten kopya çekenleri gözetleyip yakalamaya çalışırdı.

            Yazılı sürerken Seyfi Baba bazen elindeki gazeteyi hızla masaya koyup birisine “Dur kıpırdama” diye bağırır, kopya çekeni yakalamaya çalışırdı.

            Seyfi Baba kopya çektirmemek için bu kadar gayret gösterirdi, ancak yazılı kağıtlarının okunmasında pek gayret gösterdiğini sanmazdık.

            Zaten kimseye zayıf notta vermezdi. Verdiği en düşük not 4,5’tan 5,  verdiği en yüksek notta 5,5’tan 6’ydı.

                 ***

            Bir gün yazılıları okuduktan sonra kendisine “Hocam sizin yazılı kağıtlarını okumadığınıza dair bir dedikodu var. Sözde siz yazılı kağıtlarını bir sandalye üzerine bırakıyor, yere düşenlere 4,5’tan 5, sandalyede kalanları ise 5,5’tan 6 veriyor musunuz” dedim.

            Bayağı kızmıştı.

                                        ***

            Seyfi Baba’nın kimseye 6’dan fazla not vermeyişine kafayı takmıştık. Seyfi Baba yazılıya gelmeyenleri ertesi  ders sıranın en önüne oturtur ve onları yazılı yapardı.

            Rahmetli Hilmi Sancaklı ile Sait Çatar bir önceki derste yazılı da yoktu. Onları yazılı yapacak. Biz sınıf olarak hazırlığımızı yaptık.

            Seyfi Baba yazılı kağıtlarını kırmızı kalemler büyük bir S harfi çizerdi. O’nun kırmızı kaleminin aynısını aldık. İki dosya kağıdından birine Hilmi’nin, diğerine Sait’in adını yazdık. Arka sırada iki arkadaş sorduğu soruların cevaplarını yazmaya başladı.

            Yazılılarda harita sorardı. Sorduğu ülkenin haritasını kitaptan kopya çekerek aynen çizdik. Kitaptaki renklere boyadık. Sorduğu soruların cevaplarını kitaptan noktasına, virgülüne kadar aynısını yazdık.

            Zil çalınca kürsü önünde bir karambol oluşturup, bizim arkada yazdığımız yazılı kağıtları ile önde oturan Hilmi ve Sait’in kağıtlarını değiştirdik. Seyfi Baba’ya bizim tıpa tıp kitaptan kopya çektiğimiz yazılı kağıtlarını alıp gitti.

            Ertesi ders Seyfi Baba, Hilmi ile Sait’in notlarını okudu. Hilmi 4,5’tan 5, Sait ise 5,5’tan 6 almıştı.

            Seyfi Baba arkadaşlarımızın notlarını okuduktan sonra sınıfın neden kahkahalar ile güldüğünü bir türlü anlayamamıştı.

                                          Sözlüde durma konuş

                                          ne konuşursan konuş 

            Seyfi Baba’nın en büyük alışkanlıklarından biri durmadan sözlü yapmaktı. Hemen her ders sözlü yapar, dersleri sanki sözlü sırasında işlerdi.

            Benim numaram 902, rahmetli Suat Özduru’nun (Sör Suat) 903’tü. Seyfi Baba 902 Cevdet Güngör tahtaya dediğinde ben ayağa kalkar “Efendim kendisi bugün yok” derdim. Ya müdür çağırdı yada harita almaya gitti gibi mazeretler söylerdim.

            Seyfi Baba, bunun üzerine hemen bir alttaki sıraya yönelir “903 Suat tahtaya” derdi. Bu durum süre gelince Suat en sonunda bir gün isyan etti ve “Hocam beni 8 sefer sözlü yaptınız, Cevdet bir kere bile sözlüye kalkmadı” dedi.

            Seyfi Baba kendisini “Sus hoca isterse 10 sefer de yazılı yapar, kalk tahtaya” diye payladı. Ardından benim de adımı okudu, biraz önce adımı okuduğunda “Yok” dediğimi unutmuştu. Artık kaçış yok. Tahtaya kalktık.

            O yıl ülkeler coğrafyası okuyoruz. Seyfi Baba sözlüye 3 kişi kaldırır, hepsine bir ülke sorar, önce tahtaya haritasını çizdirip sonra anlattırırdı.

            Ben kalkarken haritanın birine dikkatli baktım. Bana söylediği ülkenin değil, biraz göz alışkanlığım olan ülkenin haritasını çizdim.

                                                          ***

            Zaten anlattıkların o kadar önemli değildi. Sözlü sırasında sadece durmadan konuş, durmadan anlat ama ne anlatırsan anlat.

            Biraz duraksadın mı? Seyfi baba “Otur yerine çalışmamışsın” diye azarlardı.

            Suat sözlülere kalka kalka, ülkeler coğrafyasını yalayıp yutmuştu. Ama bir ara durakladı. Seyfi Baba’dan “Çalışmamışsın” fırçasını yedi.

            Ben durmadan konuşuyorum. Yemin ederim, aklıma ne gelirse söylüyorum. Sorduğu ile alakasız şeyler. Ama makinalı gibi konuşuyorum. Seyfi Baba bir ara “Dur evladım” dedi ve sınıfa döndü “Bakın çalışan öğrenci nasıl belli oluyor. Aferin oğlum otur” dedi.

             Hakikaten çok güzel anılar olan bir lise tahsili yapmıştık.

Bu vesile ile sevgili Seyfi Babamıza bir kez daha Allah’tan rahmet diliyorum.

06 Eyl 2020 - 09:59 - Yaşam --- Okunma

medyabar.com son bir ayda 3.139.734 kez ziyaret edildi.


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Medyabar Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Medyabar hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Medyabar editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Medyabar değil haberi geçen ajanstır.

04

Sakarya - Cevdet bey benim merak ettigim bu Adapazari lisesi neden isim olarak ATATÜRK lisesi olarak değiştirildi. Sakin yanlış anlaşılmasın ATATÜRK isminden bir rahatsızlığım yok ,sadece merak mesala izmit lisesi. Gaziantep lisesi, adana lisesi gibi örnekler var ve nostaljik olmazmiydi . Saygılarımla...

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 07 Eylül 13:27
03

C.k - Bizi eskilere götürdün Cevdet bey.Seyfi Babanın soyadı ALPAN'dı.Teşekkürler...

Yanıtla . 2Beğen . 0Beğenme 06 Eylül 17:39
02

Halkın Düşüncesi - bunlar idealist cumhiretçi laik öğrenciye edebiyat matametik fizik dışında görgü ahlak terbiye gibi kaznımlarda sağlayan insanlar öğrenciyi vatanın hayrına kazanılması gerekn birer evlat gibi gören insanlar şimdiki bazı karton öğretmenler bu insanların okulunda kantinde çay dağıtma sıfatına dahi erişimez

Yanıtla . 13Beğen . 0Beğenme 06 Eylül 12:56
01

Kamuran - Hepsi su anki profesör sıfatlı kişilerden daha donanımlı ve kalifiye idi

Yanıtla . 18Beğen . 1Beğenme 06 Eylül 10:54



Anket Aşı karşıtlarına soruyoruz? Neden aşı olmak istemiyorsunuz?