Hiç öldüğünüzü hissettiniz mi?

17 Ağustos Depreminde 52 saat enkazda kalan Abdurrahim Tüzün o anları şöyle anlattı: Ecelimle gittik sandım. FAHRİ TUNA YAZIYOR

+1
Haber albümü için resme tıklayın

10. YILDÖNÜMÜNDE
1999 ADAPAZARI DEPREMİ ÜZERİNE…


Eskiler "hafıza-i beşer nisyan ile malûldür ((insan hafızası unutmaya yatkındır)" demişler.
İyi ki de öyle. Unutmak ne büyük nimet. Ama ibret almayı unutmamak kaydıyla.
17 Ağustos 1999, Pazartesiyi Salıya bağlayan gece 3.02'de başlayıp 45 dakika süren deprem, Doğu Marmara'yı alt-üst etmişti: Merkez üssü Gölcük'tü; 7.4 şiddetindeydi, başta Gölcük olmak üzere, İzmit, Yalova ve Adapazarı'nda binlerce ev enkaza dönüşmüş, on binlerce can kaybı yaşanmıştı.
Adapazarı'nda 24.000 hane (yazıyla yirmi dört bin hane) evsiz kalmıştı; resmi rakamlara göre 3.891 Adapazarılı hemşerimiz hayatını yitirmişti (gayrı resmi kaynaklar, ölü sayının on bine ulaştığını söylüyorlardı).
On binlerce hemşerimiz de enkaz altında kalmış, başta Zonguldak Kömür İşletmeleri ekipleri olmak üzere, deprem bölgesine gelen çok sayıda "arama kurtarma ekibi" saatler süren çabalardan sonra yüzlerce vatandaşımızı enkazdan kurtarmışlardı."Unutmadık, unutturtmayacağız" sloganlarına yüz vermeden, "bir daha aynı hataları yapmamak amacıyla, on sene öncesini hatırlatmak" istedik sizlere.
Unutmak, ama doğru kararlar vererek unutmak dileğiyle…
----------------


1999 Depreminde Enkazdan 52 Saat Sonra Kurtarılan Abdurrahim Tüzün*:
‘Adeta Kıyameti Yaşadım'


-Abdurrahim Bey; siz yüzyılın depremi diye nitelendirilen 17 Ağustos 1999 depreminin en büyük mağdurlarından birisiniz. Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?
1953 Bursa doğumluyum; aslen Arifiyeli'yim. Arifiye Arifbey İlkokulu'nu ve Adapazarı İmam-Hatip Lisesi'ni ve Muğla İşletmecilik Yüksek Okulu'nu bitirdim. 1976-1994 yıllarında TZDK'da, 1994'den bu yana Adapazarı Büyükşehir Belediyesi'nde değişik görevler üstlendim.

1967 depremini de yaşamıştınız sanırım.
1967 depreminde çocuktum; arkadaşlarla natamam bir binanın altında oynuyorduk. Bina sahibi kadın depremden birkaç dakika önce bizi, inşa halindeki duvarlar yıkılabilir diye binadan kovalamıştı, biz de kızmıştık. 5 dakika geçti geçmedi, her taraf bir alabora oldu, toz duman içinde kaldı. Baktık o bina yerle bir olmuştu; Allah'ın takdiri, bizi oynatmıyor diye kızdığımız kadının uyarısıyla, 8-10 çocuk kurtulmuş olduk.

17 Ağustosta enkazda kaldığınız binada hangi vesile ile bulunuyordunuz? Binanın teknik özellikleri nasıldı?
Binamız Kirtetepe Caddesi sonundaki belediye lojmanıydı. 5 katlı, 10 daireli, betonarme bir binaydı. Belediye üst yönetimindeki diğer arkadaşlarla birlikte 4 yıldır ikinci katta oturuyordum.

1967 depremini yaşamış biri olarak; 5 katlı binanın ikinci katında otururken depremin aklınıza geldiği olur muydu?
Zaman zaman aklıma geldiği olurdu. Hatta 4'üncü katta oturan İmar Müdürü İbrahim Bey, oturduğumuz binanın depreme dayanıklı olmadığından yakınırdı. Arkada ağaçlar vardı; deprem olursa ağaçlara atlayabilir miyiz şeklinde konuştuğumuz olurdu.

Deprem akşamı Tüzün Ailesi açısından nasıl bir akşamdı; her zamanki ağustos gecelerinden bir farkı var mıydı?
Bir hafta kadar önce güneş tutulması olmuştu; bir afet beklentisi-söylentisi vardı. Bir aylık senelik izinden dönmüştüm ve o gün yani Pazartesi günü işbaşı yapmıştım. O gün de maaş günüydü; gece 01.00'de bankamatikten maaşımı çektim; yürüyerek eve kadar gittim, yolda meşrubat almıştım, 3 oğlumdan ikisi yatmıştı, eşim, oğlum ve ben, meşrubat içtik, aşırı sıcak vardı, 02 civarında yattık.

03.02'de depremi nasıl hissettiniz?
Müthiş bir sarsıntı ve gürültü ile uyandım, hanım seslendi, karşı odadan oğlumun biri seslendi, çocuklara doğru yöneldim; kapıya yönelince duvarın üstüme doğru yıkıldığını görünce ters istikamete döndüm. Ben deprem değil kıyamet kopuyor zannettim; Kur'an'daki kıyamet sahneleri aklıma geldi; dağlar yürüyecek toz duman, yerle gök birleşecek şeklinde; kelimeyi şahadet ve kelimeyi tevhit getirmeye başladım; 10-15 saniye içinde tavanın da üstüme geldiğini gördüm; yerin dibine geçtik zannettim…

Ölüp ölmediğinizi Deprem olduğunu nasıl anladınız?
Önce anlayamadım; ecelimiz geldi gittik diye düşündüm; yere yüzü koyun düşmüştüm; zannederim üzerime duvar gelmişti; 5 saniye kadar nefesim kesildi; kendimi kastım, derin bir nefes almaya çalıştım; Allah'ın yardımıyla sıyrıldım, ferahlama oldu. Ölmediğimi, yaşadığımı anladım; Allah'a şükrettim.

Fiziksel mekan olarak yeterince hareket alanınız, hayat alanınız var mıydı?
Yüzüstüydüm, ellerimi rahat kullanabilmek için sırt üstü döndüm, sağımı solumu kontrol ettim, sağımda kiriş, üzerimde tavan, altımda inşaat yıkıntıları, cam kırıntıları olduğunu fark ettim. 2 metre uzunluğunda, 30-35 santim yüksekliğinde, komidin-tavan ve yer arasında bir, bir buçuk mezarlık bir alanda olduğumu fark ettim. Onu da sürünerek tespit ettim.

Aileniz ve komşularınızdan haber alabildiniz mi?
Yaşadığımı anlayınca ve dışarıdan sesler gelince, kıyametin kopmadığını, büyük bir deprem yaşadığımızı fark ettim. Eşime ve çocuklarıma seslendim. Hiç bir ses seda alamadım. Eşim yanımda olduğundan el yordamıyla araştırmaya başladım. Elime yapraklar, otlar, bitkiler gelince zeminde olduğumuzu anladım. Zaman mefhumu kalkmıştı; ışık ve görüntü yoktu. El yordamıyla eşimi buldum; yatakta ters dönmüş, üzerine kiriş gelmişti; yaşamadığını anladım.

Eşiniziniz öldüğünü ve çocuklarınızdan da ses gelmediğini anlayınca, o anda neler hissettiniz?
İfade edilemeyecek bir acı yaşadım; hayatın, yaşamanın bir önemi kalmadığını düşünüyordum; sonra kendimi toparladım; bu bir takdir-i ilahidir; bir imtihandır; ecelim gelmediğine göre bana düşen sabır ve metanettir diye düşündüm; kendimi bildim bileli, "Hasbiyallahü la ilahe illa hü aleyhi tevekkeltü vehüve rabbül arşil azim" ayetini dua olarak devamlı okurdum, manası "Allah bana yeter, Allah'tan başka ilah yoktur, ancak Allah vardır, büyük arşın rabbi olan Allah'a tevekkül ettim" şeklindedir. O anda da bu dua aklıma geldi, Allah'ın izni olmadan bir yaprağın bile kımıldamayacağını bildiğim için, yavaş yavaş sükunete kavuştum.

Komşularınız ve çevrenizden haber alabildiniz mi?
Ben devamlı kelimeyi şahadet getirirken, çevremle ilgilenmeye başladım. Dışarıdan seslerin geldiğini fark ettim; ezan ve kelimeyi şahadet sesi geliyordu; Özcan Balçık'la biz karşılıklı dairelerde oturuyorduk; Özcan bana seslendi; " Abdurrahim Abi, sen misin? dedi, konuşmaya başladık. Meğer kolunu kaybetmiş. Tahminen 8-10 saat kadar Özcan'la konuşmamız sürdü. Yaralı olduğu için devamlı yakınıyordu; "nefesim tükeniyor kalbim daralıyor, ne zaman gelecekler" şeklinde yakınıyordu. Ben ona moral vermeye çalıştım. Son bir iki saatte şuurunu kaybetti; bir süre sonra ses seda gelmeyince de rahmetli olduğunu anladım. Doğrusu benim de moralim bozulmaya başladı.

Size teknik yardım geldiğini nasıl hissettiniz?
Binamız belediye lojmanı olduğu için, kısa zamanda yardım geleceğini ümit ediyorduk; ve nitekim bir müddet sonra, araç-gereç seslerini, kepçe gürültülerini duymaya başladık; kepçenin her vuruşunda 3-4 dereceli bir deprem sarsıntısı daha geçiriyorduk. Kurtarma çalışmaları sırasında, duvarların komidinlerden üzerime geleceği endişesini yaşadım. Tek tük sinekler uçuşuyordu; sineklerin yaşaması beni de ümitlendirdi.

Susuzluk sizi nasıl etkiledi?
Depremden 8-10 saat kadar sonra aşırı susuzluk hissettim. Su kesintilerine karşı balkonda petlerle su bulundururduk, acaba onlardan birine rastlayabilir miyim düşüncesiyle sürünerek etrafı aramaya başladım.
O arada ayağım nemli bir kumluğa rastladı. Eşeleyince ıslaklık arttı. Avuçlanacak kadar su çıktı; ağzımı burnumu yıkadım, birkaç yudum da içtim; şükrettim Allah'a, yaşacağıma dair ümidim daha da arttı. Uzanıp rahat yatamadığım için, inşaat malzemelerinden altıma düzgün şeyler bulmaya çalıştım, o arada elime hortum denk geldi, meğer şofbenden geliyormuş; temiz su geldi, kana kana içtim; şükrettim.

Kurtuluşunuz nasıl oldu?
Ümitle ümitsizlik arasındayım; zaman geçsin diye uyuyorum; hemen uyanıyorum; sesler çok yaklaştı; elime ne geçtiyse duvara vuruyorum; bağırıp çağırıyorum; duyan yok! Suyu, enerjimi idareli kullanmaya çalıştım. O arada sesimi aldılar; yerimi tarif etmeye çalıştım ama biz kalmışız binanın ortasında. Tünel kazmak suretiyle bana ulaştılar.


Enkazda ne kadar kalmışsınız?
48 saat sonra benimle irtibat kurabilmişler; 52 saat sonra enkazdan çıkarttılar.

Kurtulduğunda neler hissettin?
İki oğlumun kurtulduğu müjdesini verdiler. Küçük oğlumun öldüğünü anladım; küçük oğlum Bünyamin depremden bir gün önce kahvaltıda rüyasını anlatmıştı; rüyasında cennette olduğunu, cennetin ayrıntılarını anlatmıştı; "ben de orada yaşamak istiyorum" demişti; "oğlum annesiyle birlikte makamına ulaşmış durumda" dedim ve Allah'a şükrettim; iki çocuğumun yaşaması haberiyle buruk bir sevinç yaşadım.

Sizin binada kaç kişi hayatını kaybetti?
Lojmanda o gün 9 aile vardık; binada yaşayan 34 kişiden, 4'er kişilik iki aile tamamen rahmetli oldu; Belediye İmar İşleri Müdürü İbrahim Kaya eşiyle birlikte, Belediye Temizlik İşleri Müdürü Özcan Balçık ailece, Belediye Ulaşım Müdürü Çetin Aday annesiyle birlikte, Belediye Mali İşler Başkan Yardımcısı Selahattin Aydın'ın eşi, toplam 16 kişi rahmetli oldu.

Depremin üzerinden yaklaşık iki yıl geçti? Hayat ve din hakkında neler düşünüyorsunuz
Dinin hayatın her safhasında gerekli olduğunu; insanları manen güçlendiren ve rahatlatan bir sistem olduğunu gördüm. Takdire ve kadere inanmanın faydasını gördüm; olayları daha makul değerlendirdim.
Eskisi kadar dünyaya bağlılığım yok; ancak hayat devam ediyor. İki oğlumun yetişmesi, istikbali ve mutluluğu için elimden gelen gayreti gösteriyorum.
*: Irmak Dergisi, 2001 yılı, 8. Sayısı, Sayfa: 12-13 sayfa


Deprem Uzmanı Prof. Dr. Ahmet ERCAN**:
"DEPREM ASLINDA
ALLAH'IN BİR LÜTFUDUR"


Ahmet Bey, siz ülkemizin yetiştirdiği değerli bir bilim adamısınız; jeofizik mühendisleri odaları genel başkanı ve deprem uzmanısınız.. 17 ağustosu bekliyor muydunuz?
Evet, bekliyorduk.. 17 Ağustos beklentisi 1967'de netleşmişti. İTÜ Jeofizik Bölümü olarak bekliyorduk. Bütün jeofizik mühendisleri bekliyordu. Jeofizik mühendisleri aslında bir yer doktorudur. Hasta konuşur; aslında biz de yeri konuştururuz. Türkiye'nin dört bin yıllık deprem geçmişi var. Hitit, Bitinya, Galat, Roma ve Osmanlı dönemi kayıt ve yazıtlarından bir Türkiye Deprem Tarihçesi çıkarttık. Bunları yöre yöre inceledik. Dolayısıyla Türkiye'nin hangi yöresinde, hangi aralıklarla hangi şiddette deprem olacağını biliyoruz. Bunu sadece Adapazarı için değil, Tokat, Van, Hakkari, İstanbul için bu bilgilerimiz var. İlk kalkış noktamız budur.

Adapazarı ve Kuzey Anadolu Kırığı hakkında bilgi verir misiniz?
Adapazarı, Kuzey Anadolu Kırığı üzerinde yer alıyor. Ve bu kırık üç buçuk milyon yıldır diri ve devingen. Bu kırığın en büyük özelliği; depremler üretiyordu. O verilere de bakarak depremin bir hafta-bir ay- birkaç ay içinde olacağını söyledim. Sonuçta oldu.

17 Ağustosun gerçek büyüklüğü kaçtı hocam?
Kandilli 6.4 diye söyledi. Televizyonda görüntüleri izlediğim zaman şiddeti hesapladım; şiddet 11'di, büyüklüğe geçtim, 7.8 çıktı. ABD 7.8 olarak duyurdu depremi. Ahmet Mete Işıkara 6.4'te ısrar etti. Burada bilgi noksanlığı vardı. Şiddeti kullanmadılar... 6.5'tan büyük depremlerde süreden değil, depremden en az 500 km uzaktaki deprem ölçerlerin ağını kullanarak hesap yapılır. Almanya ve Fransa'nın söylediklerine uymaları gerekiyordu. Sonra 7.4'e çıkardılar. Depremin moment büyüklüğü 7,5, yüzey dalgası büyüklüğünün 7,8 olması gerekiyordu.

Büyüklüğü halkımızın anlayacağı biçimde açıklayabilir misiniz?
79 tane ABD'nin Hiroşima'ya attığı atom bombasına eşittir. Yerin 7 ila 10 km derinliğinde gerçekleşti. Aşağıya 27 km derinliğe kadar yırttı. Oradaki enerjinin % 20-25'i çıktı; gerisi şimdi Gölcük'ün altında. Gölcük'te 1000 metre derinliğe bir delgi yapılsa, en az 100 santigrad derecelik bir jeotermal enerjiyle karşılaşacaklar. Bu hem enerji üretiminde, hem hastanede, hem endüstride sıcak su ihtiyacı olarak kullanılabilir. Deprem aslında Allah'ın bir lütfudur. Şu anda Adapazarı, Düzce, Bolu çok sulaksa, buralarda maden suları, ılıcalar gelişmişse, bunları yapan hep depremdir; niye iyi tarafı görülmüyor?... Deprem madenleri geliştirir, en güzel sular deprem bölgesinden çıkar, Yapılaşmayı uygun yaparsanız, depremin adı felaketten çıkar, nimet olur..

Hocam; deprem – ekonomi ilişkisi hakkında ne düşünüyorsunuz?
Siyasi ve ekonomik durum düzelmeden deprem durumu düzelmez; bir ülkede milli gelir arttıkça depremin yıkıcılığı düşer. Örneğin; Türkiye'de milli gelir 2.100 dolar, depremin yıkıcılığı 5.7'den başlıyor, Yunanistan'da milli gelir 15.500 dolar, depremin yıkıcılığı 6.3'ten başlıyor, ABD'de milli gelir 32.000 dolar, depremin yıkıcılığı 7.3'ten başlıyor, Japonya'da milli gelir 45.000 dolar, depremin yıkıcılığı 7.4'ten başlıyor. Depremden az etkilenmede dünya ortalaması 7.500 dolar/kişidir. Türkiye'mizde de durum dengesizdir: Doğu Anadoluda kişi başına milli gelir 400 dolardır, depremin yıkıcılığı 4.8'den başlar, Orta Anadolu'da milli gelir 1.500 dolardır, depremin yıkıcılığı 5.2'den başlar, Batı Anadolu'da milli gelir 4.500 dolardır, depremin yıkıcılığı 5.8'den sonra başlar.

Hocam çok speküle edilen bir konu var: Deprem – Allah ilişkisi.. Depremi Allah'ın insanlara bir cezası olarak görenler de var, Yaratıcıyı hiç kabul etmeyenler de... Bir bilim adamı olarak siz konuya nasıl bakıyorsunuz?
Hiçbir şey Allah'ın dışında düşünülemez... Bilimi de biz Tanrının kapsamı tarafından konuşuyoruz. Bazı siyasilerimizin söylediği; "barajları ben yaparım, depremleri Allah yapar" yanlıştır. Tanrı yerin biçimini oluşturmak için, yani yer altı kaynaklarını oluşturmak için, depremlerin nerelerde olacağının sistemini oluşturmuştur. Depremler bir sistem dahilinde oluşmaktadır. Dolayısıyla bilim adamları düzeni, düzenin nasıl işlediğini anlıyor. Depremi anlıyor ve kent plancılarına aktarıp, yapılaşmada şu önlemleri alın diye söylüyor. Bu uyarılar dinlenmezse, yıkımların nedeni neden Tanrı olsun!.. Bilim adamını yönlendiren de Tanrının kendisidir.

Adapazarı'nda bir deprem bekliyor musunuz? Adapazarılılara tavsiyeleriniz nelerdir?
150 km uzağındaki her deprem Adapazarı'nı etkiler. Kentin ovada ve sulak yerlerde değil, tepelerde, kayalık yerlerde yapılaşması gerekiyor. Ovalarda yapılacak konutlar iki katı geçmemeli ve 8 dönüme bir ev gibi seyrek yapılaşmaya gidilmeli. Kayalıklarda 8-10 kat yapılabilir.. Adapazarı'nda ovada 17 Ağustosta ivme değeri (vuruş gücü) 0.7 g ile 1.5 g arasında çıkmıştır. Bu değer dağlık yerlerde 0.2 g ile 0.4 g'dir. Çok büyük bir artıştır bu. Dolayısıyla gelecek depremlerde de ova bu ivmeyi görecektir. O nedenle sanayi başta olmak üzere konutlar kuzeye dağlık kesimlere çekilmesi gerekiyor. Yıkılan yerlerin de yeşil alana ayrılması gerekiyor. Çünkü, Sakarya çukuru, 17 Ağustos 1999'dan 7 ila 30 yıl içerisinde yeni bir depremi duyacaktır.

İstanbul depremini ne zaman ne şiddette bekliyorsunuz? Olası İstanbul depreminden Adapazarı etkilenir mi?
İki deprem bekliyorum. Birisi 6.3 – 6.5. Bunu Sivriada dolaylarında bekliyorum. Her an olabilir; gecikmiş bir deprem... İkinci beklentim Marmara Ereğlisi önünde. 7-7.2 bekliyorum. Onun süresi 25-30 yıl sonra.. Ama Sivriada depremi onu tetikleyip öne çekebilir. Aynı Gölcük'ün Düzce'yi tetiklemesi gibi. İstanbul depremi, Adapazarı çukurunu etkiler; çok büyük oranda olmasa da, 6.7 şiddetinde etkiler. Çünkü Adapazarı ve Düzce'nin altı jöle gibi. İnşaatçılar bana kızacak ama, Adapazarı'nda –bana göre- orta dereceli binaların yıkılması gerekiyor. Benim önerim; okul, hastane, askeri alan, cami, sinema, tiyatro gibi yerlere deprem sönümleyici ve yalıtıcılarının takılması gerekir.

Prof. Dr. Ahmet ERCAN
1948 yılında Aydın Nazilli'de doğdu. 1970'de İ.Ü.'de Jeofizik-Jeoloji'den lisans aldı. 1973 Stanford Ü.'den master, 1975 Colorado School Of Mines'den doktora derecesi aldı. 1980 İTÜ'de doçent, 1989 İTÜ'de profesör oldu. 2000'de TMMOB Jeofizik Mühendisleri Odası Genel Başkanı ve Türkiye Deprem Çalışma Kurulu Başkanı seçildi. Türkçe ve İngilizce 166 bilimsel yayın, 44 yurtdışı 251 yurtiçi seminer ve sunu gerçekleştirdi. Yayınlanmış kitapları: Yapay Kaynaklı Elektromanyetik Yöntemler (1985), Yeraraştırma Yöntemleri(2001), Marmara'da Deprem (2001), Depremin Olacağı Nasıl Bilinir (2001)

**:Irmak Dergisi, 2002, Sayı: 19-20 Deprem Özel Eki, Sayfa: 12-13

17 Ağustos 1999 – İzmit Caddesi – Foto: Servet Sezgin (SBB DBA Kitabı)

1999 Adapazarı Depremi – Foto: Hüsnü Gürsel

13 Tem 2021 - 10:46 - Güncel --- Okunma

medyabar.com son bir ayda 3.055.457 kez ziyaret edildi.


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Medyabar Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Medyabar hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Medyabar editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Medyabar değil haberi geçen ajanstır.




Anket Sakarya'ya hayvanat bahçesi yapılsın mı yapılmasın mı?