Ankara Notları...

Ankara'ya gezip dolaşmak amaçlı sadece bir kez gitmişimdir.
O da ilk gençlik yıllarımda...
Onun haricinde ya iş gezisidir, ya parti kongreleri içindir, ya da Başbakanlık Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü'nün ödül töreni vardır.
Kısa dönem askerlik vazifesi münasebetiyle Mamak'ta 5 ay 10 günüm geçmiştir bir de.
Diş Hekimi İbrahim Nalbant ile birlikte Demokrat PartiGenel Kurulu için tutmuştum Ankara yollarını bundan birkaç ay önce.
Son olarak da geçen hafta Başbakanlık Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü'nün ödül törenine katıldım.
Rabbim bir kez daha ödül nasip etti bana ve gazeteme.
Ankara'da hiçbir şey değişmemiş...
İlk gençlik yıllarımda nasıl bulduysam, asker dönüşü nasıl bıraktıysam hala aynı.
Koca koca taş binalar, takım elbiseler, resmi araçlar...
Fena halde resmi, ruhsuz, duygusuz bir şehir.
Çoğu dışarıdan bilmem hangi işini halletmek için gelmiş telaşlı insan kalabalığı...
Monoton, rutine bağlanmış hayatlar...
Olağanüstü güvenlik önlemleri...
Hiçbir sürprize yer bırakmayacak kadar kesin bir gündem!
Bundan önce de bir kez olduğu gibi ödülümü TBMM Şeref Salonu'nda düzenlenen törenle aldım.
Geniş, şaşaalı bir salon, kırmızı halılar ve devasa perdeler, avizeler...
Ve de başta Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç olmak üzere devlet ricalinden çok sayıda katılımcı...
Basın İlan Kurumu Genel Müdürü Mehmet Atalay takdim etti ödülümü.
Sakarya'ya pek de yabancı olmayan Atalay, gazetemi de tebrik ederek yönetici ve sahiplerine selam göndermeyi ihmal etmedi.
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, o her zamanki nezaketi ve üstün belagati ile güzel bir konuşma yaptı, yer yer gündemdeki konulara değinerek...
Tören bitti, ışıklar söndü ve ertesi gün soluğu tekrar TBMM'de aldık, yolculuğumda bana eşlik eden kadim dostum, araştırmacı yazar, Tıbb-ı Nebevi üstadı Namık Öze ile birlikte.
AK Parti Grup Toplantısı'na katılarak Başbakan Erdoğan'ı dinledik dikkat kesilerek...
Daha sonra AK Parti milletvekilleri Ali İhsan Yavuz ve Ayhan Sefer Üstün'ü ziyaret ettik.
Sağ olsun bizi meclisin Çankaya Kapısı'ndan Milletvekili Ali İhsan Yavuz'un danışmanı, dünya iyisi bir genç olan Sinan Yavuz karşıladı.
Ankara ziyaretimiz boyunca bir an olsun bizi yalnız bırakmayan bu güzel kardeşime bir kez daha teşekkür ediyorum bu itibarla.
Oraya buraya koşturmasına bakıp "İyi ki milletvekili danışmanı değilim" demekten de kendimi alamıyorum açıkçası.
Saatler önceden AK Parti Grup Salonu'nda yerimizi alıyoruz ki millet ayakta izlemek için bile uzun kuyruklar oluşturuyor.
Müthiş bir ilgi var...
Anadolu'nun dört bir tarafından gelmiş insanlar Başbakan Erdoğan'ı görecek ve dinleyecek olmanın heyecanı ve bahtiyarlığı içerisinde.
Kimisi Aksaray'dan kalkıp gelmiş, kimisiNevşehir'den, kimisiKonya'dan, kimisi daha da uzaklardan...
Yaşlı dede mi ararsın, kadın mı, genç mi; her yaş grubundanyurdum insan almış yerini salonda.
Hayli uzun ve sıkıcı geçen birkaç saat sonunda Başbakan Erdoğan giriş yapıyor ve salon yıkılıyor.
Yaşlı başlı adamlar ve yengeler ciğerlerini parçalarcasına tezahüratlar yaparak ayakta alkışlıyorlarErdoğan'ı.
Konuşma esnasında sık sık sözlerini sloganlarla kesiyor, sevgi gösterilerinde bulunuyorlar.
Ben bu tabloya çokça şahitlik etmiş bir insanım.
Gerek Sakaryaziyaretlerinde, gerekse biriİstanbul'da olmak üzere Başbakan'ın katıldığı birkaç toplantı ve mitingi bizzat takip ettim.
İnsanların olağanüstü bir ilgisi ve sevgisi var Başbakan'a karşı.
Öyle ki hiçbir karşılık beklemeden, sadece yüzünü görebilmek, bir kez olsun elini tutabilmek için kilometrelerce uzaklardan kalkıp geliyorlar.
Ayakta zor duran yaşlı dede ve nineler hayır duası ediyorlar onun için.
Eşine az rastlanır bir manzara oluyor Başbakan Erdoğan'ın gittiği yerlerde.
Bu tabloyu görünce "Bu adamı kimse yıkamaz" diyorsunuz haliyle.
Vatandaşın bu denli ilgi duyduğu ve destek verdiği, insanların hayır duaları ettiği bir insanı nasıl yıkacaksınız ki?
Başbakan Erdoğan'ın o alışılmış üslubuyla yapmış olduğu etkili konuşmayı takiben Milletvekili Ali İhsan Yavuz'la bir araya gelip meşhur meclis lokantasında alıyoruz soluğu.
TBMM'den her dönenin ballandıra ballandıra anlattığı lokantadan biz de nasipleniyor ve akabinde Yavuz'un makamına geçiyoruz.
Ve başlıyoruz memleketin hal-i pür melalini konuşmaya.
Milletvekili Yavuz işini müthiş bir disiplinle yapan ve tabiri caizse boş konuşmayı pek sevmeyen bir insan.
Yine tam isabet yorumlarda bulunuyor, ufuk açıcı söylemler geliştiriyor.
Sorduğum sorulara kesin ve net cevaplar vermek yerine her zaman olduğu gibi olaylara temkinli yaklaşmayı tercih ediyor.
İlk dönemi olmasına karşın son derece tecrübeli ve meclise hâkimgördüğüm Yavuz'u ilerleyen zamanlarda bakanlık koltuğunda görmek beni şaşırtmaz.
Zira bu kadar çalışkan, Başbakan Erdoğan'a bu kadar bağlı ve bu denli siyaseti seven ve başarabilen bir insanın daha evla bir göreve gelmesi kaçınılmaz diye düşünüyorum.
Yavuz'un ardından Ayhan Sefer Üstün'ün yanına geçiyoruz...
Komisyon başkanı da olması hasebiyle biraz daha büyükçe bir makam odasında karşılıyor ve bir büyükelçiyi müteakiben ağırlamaya başlıyor bizi.
Cumhurbaşkanlığı seçiminden başbakanın kim olacağına, üç dönem kuralından Sakarya siyasetine kadar geniş bir değerlendirme yapıyoruz kendisiyle.
Birçoğu hepimizce malum görüşler olmakla birlikte,"Offtherecord" tabir ettiğimiz ve mühim konuları deştiğimiz konuşmalar da geçiyor aramızda.
Son derece başarılı pişirilmiş orta kahvelerimizi içtikten sonra izin isteyip ayrılıyoruz.
Gerek vakit darlığı, gerekse bazılarının Ankara'da olmayışı nedeniyle diğer milletvekillerimizi ziyaret edemeden ayrılmak zorunda kalıyoruz TBMM'den...
Bu Ankara ziyareti de gösterdi ki bu şehir hakikaten Ankara'dan yönetiliyor.
Odasından sendikasına, derneğinden lokaline herkesin ne de büyük dertleri(!) ve ne bitmez işleri var Başkent'te...
Hele TBMM'deki ziyaretçileri ve kimi yüksek sesle dillendirilen taleplerini bir görseniz "İyi ki milletvekili falan değilmişim" demekten kendinizi alamazsınız.
Başta da dediğim gibi soğuk, resmi ve ruhsuz şehrin belki de en anlamlı atmosferine dalarakKocatepe Camii'nde yapıyoruz finali.
Yoğun, yorucu lakin bir o kadar renkli bir ziyaretin ardından dönüş yolunu tutuyoruz kadim dostum Namık ile birlikte.
Şairin "Ankara'nın en çok neyini seviyorsunuz" sözüne verdiği o meşhur yanıtı, kendime uyarlayarak koymak istiyorum son noktayı:
Adapazarı'na dönüşünü...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Engin Arapoğlu - Mesaj Gönder 1 Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Medyabar Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Medyabar hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.