ŞEHİTLER HAFTASI VE GELDİĞİMİZ NOKTA

İnsanoğlunun yeryüzünde sahip olduğu nimetlerin en önemlisi hayatıdır. İnsanın kendisine hediye edilmiş bu hayatı din, vatan, millet, namus gibi milli ve manevi değerleri uğruna hiç çekinmeden vermesi dünya ve ahiret için Allah katında en yüksek mertebelere ulaşmasına vesile olmaktadır.
Kişinin Allah yolunda ve Allah'ın rızası doğrultusunda canını feda etmesi olarak adlandırdığımız bu kutlu mertebe şehitlik makamıdır. Şehit, Allah rızası için O'nun yolunda canını feda eden Müslüman'dır.
Şehit olmada ölçü Allah'ın rızasıdır. Şehitlerin Allah katında kadir ve kıymetleri pek yücedir.
Ahirette en büyük rütbenin Peygamberlikten sonra şehitlik olduğu belirtilmiştir. Bunun içindir ki, şehitlerin bütün günah ve kusurları Allah tarafından affedilmektedir.
Tarihin en eski medeniyetleri arasında yer alan Türkler, gerek İslamiyet'ten önce Gök Tanrı inancına sahip oldukları dönemlerde gerek ise İslamiyet'le tanıştıktan sonra kendilerinin Tanrı tarafından dünya nizamı sağlamak için görevlendirildikleri inancını taşımışlardır.
Türker, İslamiyet'in kılıncını kuşanmaları ile birlikte İslam dünyasının hamiliğini üstlenmiş ve de İslam dünyasına batıdan yapılan Haçlı Seferlerine ve doğudan gelen Moğol istilasına karşı set oluşturmuştur. Gerek Türklerin İslamiyet için verdiği bu savaşlar gerek ise Türklerin cihan hâkimiyeti için yaptıkları fetihler gaza adını almıştır. Bu nedenle savaş meydanlarında hayatlarını kaybedenler şehitlikle taçlandırılmıştır. Türklerdeki bu inanç ve kudretli ruh Türk-İslam mefkûresini oluşturmuştur. Türk tarihine bakıldığında görülecektir ki; Malazgirt, Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı bu inancın ürünüdür. Sultan Alparslan'ın 26 Ağustos 1071'e rastlayan bir Cuma günü Bizans ordusuna karşı yapılacak olan savaştan önce ordusunda yapmış olduğu veciz konuşma bunun en somut örneğidir. Alparslan ordusuna şöyle seslenmektedir:
"Biz ne kadar az olursak olalım, onlar (Bizanslılar) ne kadar çok olurlarsa olsunlar, bütün Müslümanların minberlerde bizim için dua ettikleri şu saatte, kendimi düşman üzerine atmak istiyorum. Ya muzaffer olur, gayeme ulaşırım; ya da şehit olur, Cennet'e giderim. Sizlerden beni takip etmeyi tercih edenler takip etsin. Ayrılmayı tercih edenler gitsinler. Burada sultan ve emredilen asker yoktur. Zira, bugün ben de ancak sizlerden biriyim, sizlerle birlikte savaşan bir gaziyim. Beni takip edenler ve nefislerini Yüce Allah'a adayanlardan şehit
Olanlar Cennet'e, sağ kalanlar ise ganimete kavuşacaklardır. Ayrılanları ahirette ateş; dünyada alçaklık beklemektedir."
Malazgirt savaşını kazandıran, Anadolu'nun kapılarını Müslüman Türk'e açan ve Türk tarihinde dönüm noktası olan birçok savaşı kazandıran bu kudretli ruhtur. Bu ruhun temelinde‘Ölürsem şehit; kalırsam gazi' inancı yatmaktadır. Türkler asırlarca bu inancı yaşatmış ve Türkiye Cumhuriyeti'nin temellerinin atıldığı Kurtuluş savaşı da bu yüksek iman ve inançla kazanılmıştır.
Günümüzde de vatani görevini yapan Mehmetçikler atalarından aldığı bu imanla korkusuzca, cesurca canlarını pahasına vatan savunmalarını sürdürmektedir. Ve dillerinde tek bir cümle mevcuttur:''Vatan Sana Canım Feda.'',evlatlarını peygamber ocağına gönderen anaların ağzında:‘'Vatan Sağ Olsun'' cümlesi vardır. İşte bu inanç, vatan ve millet konusunda canlarını vermekten çekinmeyen Mehmetçiklerimiz ve asker ocağına evlatlarını gözleri arkada kalmadan gönderen annelerin şehitlik mertebesinin kutsallığını bilmesindendir.
Fakat son 5-6 yıla bakıldığında görülecektir ki bir takım manevi değerler yok edilmek istenmektedir. Şehitlik mertebesi de tüm kutsaliyetine rağmen tahrip edilen milli ve manevi değerler arasında yerini almıştır. Bunun en somut örneği mevcut hükümetin son dönemde ki açılım başlığı altında, milletimiz için çok büyük öneme sahip olan şehitlerimizi ve gazilerimizi bir kenarı iterek hamleler yapmasıdır. Hükümetin; ‘'Analar ağlamasın'' başlığı altında şehit anneleri ile terörist annelerinin bir araya getirilmesi milletimiz için büyük bir hayal kırıklığına sebep olmuştur. Şöyle ki; Ankara'dan kalkıp birkaç şehit ailesinin hükümet tarafından Diyarbakır'a götürülerek özür dileme havası yaratılmıştır. Vatani görevini yaparken alçakça şehit edilerek kara toprağın bağrına giren vatan evlatları hangi suçu işlemişlerdir ki, elleri öpülesi şehit anneleri çocuklarını hunharca katleden PKK'lı hainlerin ayağına kadar getirilmişlerdir.
Vatan uğruna toprağa düşmüş şehitlerimiz nasıl olur da teröristlerle aynı kefeye konmuştur, analar aynı çatı altında birleştirilmeye çalışırlar. Lakin diğer şehit analarımız bu oyuna gelmemiş ve bu topraklar uğruna şehit olmuş vatan evlatlarının kemiklerini sızlatmamışlardır.
Sözde açılım sürecinde hükümet, bölücülere bir de Habur karşılaması yapmıştır.34 bölücü örgüt üyesi sınır kapısında davulla zurnayla hükümetin bürokrat yetkilileriyle, devletin savcısıyla karşılanmış ve ifadeleri alındıktan sonra salıvermişlerdir. Hükümet yetkilileri burada olduğu gibi açılım sürecinde teslimiyetçi bir yapı izlemiş, kendilerine farklı muhataplar seçerek milletimizin düşmanlarına birçok taviz verilmiş şehitlerimizin ruhlarını, gazilerimizin yüreklerini incitmişlerdir.
Görüldüğü gibi sözde açılım sürecinde hükümet yetkilileri teslimiyetçi bir tutumla kendisine farklı muhataplar seçmesi milletimizin düşmanlarına birçok taviz verilmesi, sözde iyileştirmelerin şehitlerimizin ve gazilerimizin onurlarıyla çakışması bölücü zihniyete güç kazandırılırken milletimizin tüm manevi değerleri göz aradı edilmiştir. Şehitlik ve gazilik mertebesine ulaşmış binlerce vatan evladı bir kenara itilmiştir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Alaattin Onur - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Medyabar Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Medyabar hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.