Haramdan kaçınmak...

“Allah'ın size rızık verdiği şeylerden helâl ve temiz olarak yeyin.

Eğer (gerçekten) yalnız Allah'a ibadet ediyorsanız, onun nimetine şükredin.”

Haram, Allah'ın yasak kıldığı şeydir. 

Selmân-i Fârisî der ki,

Bir gün Rasûlüllah (s.a.v.) yağ, peynir ve yabanî merkebin hükmü hakkında sorulan soruya şu cevâbı vermiştir: 

"Helâl, Allah'ın Kur'an'da helâl kıldığı şeydir. Haram ise, Allah'ın Kur'an'da yasakladığı şeydir. Hakkında hiçbir hüküm vermediği şeyden ise sizi muâf tutmuştur.”

Helâl ve haram kılma hükmünü Allah verir.

Her şeyi yaratan, yarattığı kullarına nelerin zararlı olup olmadığını da bilir. Bunun için hüküm vermek de Allah'a aittir.

Helâl ve haram kılma yetkisi yalnız Allah'a aittir. Ne idarecilerin ne de âlimlerin helâl ve haram hükmü koymaya yetkileri yoktur.

Bu haram hükmünü veren kimse, Allah'ın hakkına tecavüz etmiş ve yalnız Allah'a ait olan bu teşri hükmünde haddini aşmış olur. bu hükümleri vazeden insanların hükmünü kabul edip, ona göre hareket eden insan da; onları Allah'ın ortağı kabul etmiş sayılır ve bu hareketi de küfür kabul edilir.

“Yoksa, Allah'ın dinde izin vermediği bir şeyi onlara meşru olacak ortakları mı vardır?”

Kur'an-ı Kerim, hahamların ve papazların helâl ve haram hükmü verdiklerini haber vererek onları kınamaktadır.

Buyuruluyor ki:

“Onlar Allah'ı bırakıp hahamlarını, papazlarını ve Meryem oğlu Mesih'i Rableri olarak kabul ettiler. Oysa tek Allah'tan başkasına kulluk etmemekle emrolunmuşlardır. Ondan başka ilâh yoktur. Allah, koştukları eşlerden münezzehtir.”

Peygamber (s.a.v.) bu âyeti okuduğu bir sırada yanında Adiy bin Hatem de bulunmaktaydı. Adiy müslüman olmadan önce hıristiyan idi. Hazret-i Peygamberin bu âyeti okuduğunu duyunca dedi ki:

- Ya RasâlAllah! Hristiyanlar haham ve papazlara ibâdet etmiyorlar ki 

Bunun üzerine Allah Rasûlü (s.a.v.)şöyle buyurmuştur.

- “Evet... Onlar helâli haram haramı da helâl yaptılar. Hristiyanlar da onlara tâbi oldular. İşte bu, onlara ibâdet etmeleridir."

Diğerbir rivayette Hz. Peygamber (a.s.) bu âyetin tefsirinde şöyle buyurmuştur:

“Onlar, papazlara ibadet etmiyorlardı. Fakat haham ve papazlar bir haramı helâl, helâlı da haram saydıkları zaman onlar kabul ediyorlar ve buna göre hareket ediyorlardı.”

Helâl ve haram kılma yetkisi Allah'ındır. Bu hükmü tebliğ vazifesi de peygamberlerin görevidir.

"Allah size haram olanları uzun uzun beyan buyurmuştur.”

Yüce Allah, helâl ve haram hükümlerini kitâb-ı keriminde apaçık beyan etmiştir.

Sevgili peygamberimiz (s.a.v.) buyurur:

“Helâl olan şeyler bellidir. Haram olanlar da bellidir. Fakat helâl ile haram arasında birtakım şüpheli şeyler vardır.

Kim ki, kendisince günah olması sezilen bir şeyi terk ederse o, hürmeti âşikâr olan şeyi çoktan bırakmış demektir.

Kim ki günah olması şüpheli olan şeye cür'et ederse, bu da haramlığı kesin olan haramlara dalmağa yaklaşmıştır.

Haramlar, Allah'ın korusudur. Yasak bölgesidir.

Hangi çoban ki, davarlarını koru etrafında otlatırsa, çok sürmeden o koruya dalabilir.”

Helâl ve haram bellidir...

Kur'anın müsâde ettikleri helâl, yasakladıkları da haramdır. İbn-i Teymiye der ki:

- "Selef  yâni önceki âlimler, haram olduğu kesin olarak bilinmeyen şeye haram damgası vurmazdı."

Kur'an, Allah'ın izni olmadan helâl ve haram hükümlerini kendi kafalarına göre veren müşrikleri de haber vermişti

“De ki: 'Bana söyleyin, Allah'ın size indirdiği rızkın bir kısmını haram, bir kısmını helâl kıldınız', 'bunu size Allah mı bildirdi, yoksa Allah'a karşı yalan mı uyduruyorsunuz.”

Kesin olarak bilinmesi gerekir ki hüküm veren yalnız ve ancak Allahü Taalâdır.

Kulların böyle bir selâhiyetleri yoktur.

İnsanlar, hakkında kesin bilgi olmadığı halde helâl ve haram konusunda da fetva vermeğe yetkili kılınmamışlardır.

İmâm-ı Ebu Yusuf der ki:

“İlim ehlinden olan hocalarımı fetvadan nefret eder gördüm. Onlar tefsirsiz olarak Kur'an-ı Kerîm’de açık bir delile dayanmadan şu helâldır, bu haramdır demekten çok kaçınırlardı."

Kur'an-ı kerim bu konuda uyarıyor: 

“Diliniz yalana alışmış olduğu için herşeye; - Su haram, bu helâldır! demeyin. Allah'a karşı yalan uydurmuş olursunuz. Allah'a karşı yalan uyduranlar ise saadete erişemezler.”

Bir kısım Araplar, kendi kendilerine hüküm veriyorlardı. Bazı şeyleri helâl, bazılarını haram kılıyorlardı.

Bazı hayvanları erkeklere mahsus görüp kadınlara yasaklıyorlardı. Helal ve haram kılma yetkisini kendilerinde görüyorlardı. Bu âyet-i celile onların yanlış hareketlerini haber vermektedir. etlerini haber vermektedir. 

Bu, mü'minlere de bir uyarıdır...

Bilmeden haram-helâl damgası vurmak kimsenin yetkisinde değildir. 

Râbî bin Heysem diyor ki:

- Herhangi birinizin:

“Allah şunu helâl kılmıştır, buna da râzı olmuştur.” Şeklinde fetva vermesinden sakınınız. Zirâ böyle fetva verene neticede Allah diyecek ki:

- Allah bunu niçin helâl kılmış? Bundan da niçin râzı olmuştur? 

Yahud herhangibiriniz:

- Allah bunu haram kılmıştır. Dediği zaman, Allah (c.c.) cevap olarak şöyle diyecektir:

- Yalan söylüyorsun!

Niçin bunu haram kıldım da nehyetmedim? 

 Büyük âlimler, fıkıhçılar:

- Şu helâldır, şu da haram! Şeklinde hüküm vermenin çok büyük bir şey olduğunu kabul ederlerdi.

Ellerinde hiçbir delil olmadan, kesin bir hüküm bulunmayan konularda şu helâldir, bu haramdır diye fetva vermeleri yanlıştır.

Bu, büyük bir vebâl altına girmektir.

Herhangibir konuda hemen acele edecek haram veya helâl damgasını vurmak ilim ehline hiç uygun olmadığı gibi câhillerin de harcı değildir...

Büyük müctehidler, önderlik, imamlık sıfatı taşımalarına rağmen fetva vermekten çekinirlerdi. Allah'ın helâl ve haram hükümlerini de hataya düşmek korkusu ile birbirlerinin üzerlerine atarlardı.

Herhangibir konuda fetva verdikleri zaman

- Bu mekruhtur. Bu da zararsızdır. gibi ifâdeler kullanır hiçbir zaman Haram ve helâl damgasını kullanmazlardı...

İmâm-ı Mâlik, ehl-i kitâbin kiliseleri ve havraları için kestikleri hayvanlar hakkında bir soruya şu cevabı vermiştir:

- Onu haram görmem. Fakat hoş da görmem.

Bilenlerin bu gibi hassas konularda böyle davranmaları sorumluluktan kaçmaları sebebiyledir. Bu bakımdan bilmeden, iyi araştırmadan fetva verenlerin durumlarının ne derece acıklı olduğu anlaşılmaktadır.

Fetva vermek ilme dayanır. Bilmeden fetva verenler, kendilerini ateşe atmaya hazırlarlar.

Bir kilise için kesilip ona bağışlanan bir koçu Ebud-Derdâ'ya haber vererek:

- Ondan yiyelim mi? diye sorulduğu zaman şu cevabı verdi:

- Allahım affet! Onlar ehl-i kitaptır. Onların yemeği bize, bizim yemeğimiz de onlara helâldir. ve yenmesini emretti.

Kur'an-ı Kerim'de buyurulur:

“Bugün, size temiz olanlar helâl kılındı. Kitap verilenlerin yemeği size, sizin yemeğiniz de onlara helâldir.”

Bir topluluk peygamberimiz'e gelerek dediler ki:

- Bazıları bize et getiriyorlar. Bunun üzerine Allah'ın adını anıp anmadıklarını bilmiyoruz. Ondan yiyelim mi, yemiyelim mi?

rasûlüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu:


- “Allah'ın adını anınız ve yiyiniz.

Haram ve helâl hükmünü beyan buyuran Allah, bir şeyin çirkin ve zararlı oluşuna göre bu hükmü vermiştir.

Bir şey zararlı ise, çirkin ise o haramdır. 

Zarar,ı faydasından fazla olan her şey de haramdır. 

Faydası, zararından fazla alanlar da helâl kılınmıştır.

“Bugün size temiz ve iyi şeyler helâl kılınmıştır.”

Aynı âyetin bir öncesinde de yine şöyle buyurulur:

Kendileri için nelerin helâl kılındığını sana soruyorlar. De ki : - Bütün iyi ve temiz şeyler size helâl kılınmıştır...”

“Onlara temiz (ve güzel) şeyleri helâl, pis (ve zararlı) şeyleri haram kılar."

Haram kılınanlar zararlı ve çirkin olanlardır. Ferdin ve toplumun yararına, faydasına olanlar ise helâl kılınmıştır.

Haram kılınanlar zararlı olanlardır.

Vücuda zararlı olduğundan domuz eti ve içki haram kılınmıştır. Bunlar insanın maddi ve mânevi cihetine zararlıdır.

Hadis-i şerifde buyuruldu:

“Allah, şifânızı haram kıldığı şeylerde yaratmamıştır." Biri, içkiyi ilâç olarak kullandığını söyleyince Peygamberimiz (s.a.v.):

- “O, ilâç değil, hastalıktır.” buyurdu.

İçkinin zararları hakkında tıp ilmi geniş izahlarda bulunduğu gibi sosyal yaraları da her zaman görülmektedir.

Shakespare diyor ki: 

İçki dolu her kadeh lanetliktir.

-“İçindeki de şeytan."

“Bir uzman karınca yuvalarının önüne bir şeker parçası atıyor. Karıncalar bunun başına toplanıp yemeye başlıyorlar. Biraz sonra bu şekerin üzerine bir parça rakı döküyor. Rakıyı dökünce bir kısım karıncalar şekeri bırakıp kaçıyorlar. Birazları da yemeğe devam ediyorlar, Uzman, kaçanları da işâretliyor.

Biraz sonra rakı bulaşığı şekeri yiyenler sarhoş oluyorlar.

Bir müddet sonra, rakıdan kaçan karıncalar, başka karıncalarla geliyorlar. Sarhoş karıncaları öldürüyorlar.

Demek ki karınca topluluğunun kanunlarında zararlı gıdaları yemek haram oluyor. Ve cezası idam oluyor.

İşte karıncalar bu kadar zeki ve hayatlarını koruyan haşerât âleminin en akıllı mahlûklarıdr."

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Adem Şener - Mesaj Gönder 275 Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Medyabar Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Medyabar hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

01

Sedat Dagkesen - SAYIN ADEM SENER...SIZE BIR SORUM VAR FAKAT LUTFEN MAKUL VE NET BIR CEVAP ISTIYORUM...

DIYANETIN FAIZLE ALAKALI YORUMUNDAN SONRA NELER DUSUNDUNUZ VE PIYANGODAN SANS OYUNLARINDAN MAAS ALAN BIR HOCA DIYANETTEKILER...DIYANET ZATEN INSANLARI HARAMA TESFIK EDIYORMU ETMIYORMU ?

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 28 Ocak 03:34

Anket Sakarya'daki sağlık hizmetlerini yeterli buluyor musunuz ?