Bu da vicdan tutulması!

O gün tatilden dönmüş, ailem ile birlikte geç saatlere kadar sıcak yaz gecesinin tadını balkon sohbeti ile çıkarmıştık. Saat 2.30’u bulmuştu yatmamız.  Sıcaktan bir o taraf bir bu taraf derken ancak uykuya dalmıştık ki o korkunç gürültü ve sarsıntı ile yataktan fırladık.

Ancak ayakta durmak mümkün değil, sarsıntı bize bir o duvara, bir bu duvara savurup dururken, evin içinde yükselen çığlıklarımız birbirine karışıyordu.

Bir müddet sonra kendimizi ara koridorda bulduk. Elektrikler kesikti, ancak evin içerisinde kırmızı loş bir ışık, annem kardeşlerim birbirimize sarıldık.

Ne olduğunu hiçbirimiz anlayamamıştık, çünkü daha önceden yaşanmış bir deprem tecrübemiz yoktu. Böyle bir ses, sarsıntı kıyamet koptu sandık.

Sarsıntı durmuş gibiydi, hemen dışarıya çıkmak istedik. El ele tutuştuk, oturduğumuz üçüncü kattan aşağı nasıl indiğimizi hatırlamıyorum bile.

Komşular, tüm mahalleli sokakta, deprem olduğunu aşağıya indiğimizde öğrendik. Sarsıntılar yeniden başlayınca, binalardan uzaklaşıp, boş alanlara dağılmaya başladık. Tam o sırada oturduğumuz apartmanın arkasında alışveriş yaptığımız marketin üzerindeki beş katlı binanın olmadığını fark ettim. Bina yerle bir olmuştu. O an tek düşündüğüm herkes gibi yakınlarımız oldu. Canını kurtaran herkes gibi, bizde yakınlarımızı arama telaşına düştük. Şafak sökmeye başlarken, korkunç gerçekle yüz yüze geldik.

Şehir merkezi neredeyse yok olmuştu. Yıkılan binaların üzerinden yürüyerek geçmek zorunda kaldığımız yollarda, yükselen çığlıklar hala kulaklarımda.

Bu şehir asrın depremini yaşadı. Bunu 21-27 yaş aralığı bilmez. Ama 30 yaşın üzerindeki herkesin  bu felaketi çok net bir şekilde hatırlar. Bu yaşanılanlar unutulacak bir şey değil. Benim daha dün gibi hafızamda.

Bu şehri yönetenlerinde hafızasında olduğuna eminim. Çünkü bu unutulacak bir felaket değil. Bizimle birlikte sizlerde bu felaketi yaşadınız. Hepiniz bir yakınınızı, sevdiğiniz dostunuzu, arkadaşınızı, annenizi, babanızı, kardeşinizi, evladınızı kaybettiniz. Deprem hepimizden bir sevdiğimizi alıp götürmedi mi?

Günlerce sokakta kalmadık mı?, aylarca çadırlarda, yıllarca prefabrikelerde yaşamadık mı? Bunları gerçekten unuttuk mu?

Bütün bunlara rağmen aradan 21 yıl geçmiş ve depreme yönelik ciddi bir önlem alınmaması ne acı..

Halen depremde hasar gören 7 bin bina ayakta. Bu binaları bağımsız ele aldığımızda 20  bin dolayında daire yapıyor. Yani 20  bin dolayında beton tabutluk.

Bunlar depremden sonra yıkılmadı, ufak tefek tadilat ve makyajlarla çoğu dışardan gelen memur ve öğrencilere kiraya verildi. Yıkımı ise bir dahaki depreme bırakıldı.

Sadece konutlar mı?

Şehrin merkezinde hayalet gibi duran Hilmi Kayın İş Merkezi, Kundakçıoğlu Pasajı, Cevatbey Pasajları, hatta çocuklarımızı eğitime gönderdiğimiz  hasarlı okullarımız, kamu binalarımız bile var. Kimilerine göre insan hayatı bu kadar ucuz işte.

İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) Başkanı Hüsnü Gürpınar ile deprem üzerine yaptığımız sohbette şu cümleleri tam da benim anlatmak istediklerimi özetledi. “Her afetten sonra sık sık yapılan ‘yara sarma’ anlayışından kurtulup; bilimin, tekniğin ve aklın gerektirdiği işleri yapmak gerekir. Bunun için "risk yönetimini" hayata geçirmek zorunludur. Depremin bir doğa olayı olduğu kabul edilmeli ancak denetimsizliğin neden olduğu olumsuzlukları ‘kader’ gibi değerlendiren yaklaşımlar terk edilmelidir.”  Çok doğru bir söz.

Ne önlem, ne denetim. Deprem oldu, ‘takdiri ilahi’ Kaderciliği terk edelim artık. Günümüzde, kaderlerimizi değiştirecek her türlü imkanı Rabbim bizlere sunmuş. Sadece Rabbimin bizlere bahşettiği aklı yerinde kullanalım yeter..

Can ve mal güvenliğinin sağlanması için depreme dayanıklı yapı üretmekten başka bir yol yok.  Geleceğimizi kadere bağlamak yerine; bilime, bilgiye, mühendisliğe, akla ve insana önem veren uygulamalar yaparsak, can ve mal güvenliğimizi riske etmemiş oluruz.

Ancak görüyorum ki  denetimsizlikler, göz yummalar, ahbap-çavuş ilişkileri, para hırsı yine ön plana çıkmış, yaşanılan acılar unutulmuş. Çok katlı binalar, asmolen döşemeli yapılar boy göstermeye başladı. Hele ki Erenler’de ‘yok artık’ dedirten Yeşiltepe’de yapılan 9 katlı inşaat gelinen noktayı çok güzel ortaya koydu.

Bu inşaata kim 9 kat ruhsatı verdi? Denetimini kim yaptı? Ruhsat verilmedi diyelim, 9 kat bina dikilirken hiç mi gören olmadı? Serdivan’da yapılan 4-5 katlı binalar..

Ya devletin göz yumdukları..

24 Haziran 2018 seçimleri öncesi oy alma uğruna Çevre ve Şehircilik Bakanlığı`nın öncülüğünde, TBMM tarafından oybirliği ile çıkartılan imar affı! Mimar, mühendis görmemiş, denetimsiz kaçak yapılara ruhsat veren af.. Bunların her biri yarın tabutluk olarak yine canlarımızı alacak. Buna izin verenlerin vicdanları hiç mi sızlamayacak? Gerçi vicdan olsa buna izin verir mi diye de sormadan edemiyor insan.. Buda vicdan tutulması olsa gerek.

Asrın felaketinin üzerinden geçen 21 yılda geldiğimiz nokta. Deprem yönetmeliği çıkartılmış, ancak bu yönetmeliğe uygun ortada ne bina, ne denetim var..

Ülkemiz deprem kuşağında, doğudan batıya, batıdan doğuya sürekli bir sallantı içindeyiz ama her şeyi Allah’a bırakıyoruz. Rabbimin bize verdiği akıl mı? Onun hesabını öbür dünyada vereceğiz..  “Sesimizi duyan var mı?” duymayanları  Allah’a havale ediyorum.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Günay Yazıcıoğlu - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Medyabar Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Medyabar hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Medyabar editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Medyabar değil haberi geçen ajanstır.

06

DELİ MURTAZA :) - YA TAMAM DA TÜRKİYE BURASI... ÇOK DA ŞAAPMAMAK LAZIM

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 21 Ağustos 15:46
05

Mustafa - İŞTE BUDUR.HERŞEY ANLATILMIŞ..GÜNAY HANIM KUTLARIM,TEŞEKKÜRLER.

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 18 Ağustos 08:10
02

Hüsnü Gürpinar - Gerçekleri ve yapılması gerekenleri çok güzel dile getirmişsiniz. Anlayana saz,anlamayana davul zurna az.Kaleminize sağlık.

Yanıtla . 5Beğen . 0Beğenme 17 Ağustos 22:02
03

Günay Yazıcıoğlu - @Hüsnü Gürpinar 02 nolu yoruma cevabı: Teşekkür ederim başkanım.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 17 Ağustos 22:35
01

Yazdım Gitti - Tabutluk değilde tabut yazılabilir, tabutluk camide tabutun koyulduğu yerdir. Tabutların saklandığı yer olarak da burada bir anlamı yok. Yada eskiler hücre için kullanırdı ama onunda burada bir anlamı yok.

Yanıtla . 2Beğen . 5Beğenme 17 Ağustos 20:33
04

Günay Yazıcıoğlu - @Yazdım Gitti 01 nolu yoruma cevabı: Bu binalara tabutluk ismini ben vermedim. Deprem sonrasında hasarlı binalara genel verilen isim bu. Google üzerinde 'beton tabutluk' yazıp aratırsanız, yanlış bir ifade kullanmadığını görmüş olacaksınız.

Yanıtla . 3Beğen . 0Beğenme 18 Ağustos 02:30


Anket Koronavirüs aşısı olacak mısınız?