Demir eksikliğinden kurtulmanın yolları

İnsanlar hayatta kalabilmek için demire ihtiyaç duyar. Demir yaşayan tüm organizmalar için mutlaka gerekli bir mineraldir. Çünkü demir kan ve hayati önem taşıyan enzimlerin yapısında bulunmaktadır.

Demiriniz eksikse eğer bellek zayıflar. Odaklanma, öğrenme ve öğrendiklerinizi anımsamada güçlükler başlar. Demiri azalan çocuklarda beden ve beynin gelişmesi yavaşlar, okul başarıları düşer. Bağışıklık sistemi de etkilenir; gripler, nezleler, farenjitler, sinüzitler sıklaşmaya başlar. Demir eksikliğinde tırnaklar düzleşip çukurlaşır, kolay kırılır, saçlar kırılır, matlaşır, dökülür, dilin üzeri düzleşir, ağrılı hale gelir, ağız köşelerinde çatlaklar yaralar oluşur, yorgunluk, halsizlik başlar, depresyon ihtimali artar, çarpıntı, nefes darlığı sıklaşır, uyku kalitesi bozulur, soluk, kuru bir cilt ortaya çıkar. Yemek olmayan maddelerin tüketimi yani pika veya buz tüketilmesi yani fagofaji demir eksikliğinin belirtileri olarak dikkate değer durumlardır.

Erişkinde vücutta ortalama 4-5 gr kadar demir bulunmakta, miktar diyetle alım ve kayıplar arasındaki hassas bir denge ile düzenlenmektedir. Vücut demirinin hemen tamamı hemoglobin içinde bulunur, karaciğer en önemli demir deposudur. Demir vücuda dışarıdan alınır. Alınan demirin yolculuğu uzun ve karmaşık bir süreçtir ve özel mekanizmalarla kontrol edilir. Vücuttan atılması ise doğrudan deri ve epitel denen yüzey örtücü hücrelerin dökülmesi ile gerçekleşir. Kadınlarda gebelik, emzirme ve menstruasyon dönemleri de fizyolojik kayıplara sebep olur. Çocuk ya da büyüklerde hastalık nedeniyle mide-barsak sistemi ya da idrar yollarından kanama yoluyla kayıp olabilir.

Demir eksikliği kansızlığın en sık nedenidir. Demirin beslenme biçimi veya sosyoekonomik nedenlerle yetersiz alımı, düşük doğum ağırlıklı olarak doğum, barsaklardan emilim veya depolanmada aksama; normalden fazla kayıp ve sık enfeksiyon geçirmek demir eksikliğine yol açar.

Gebelik sırasında bebeğin demir depoları son üç ayda dolacaktır. Dolayısı ile prematürite yani erken doğum olması durumunda bebek düşük demir rezervi ile dünyaya gelir. İlaveten barsaklardan demir emilimi hayatın ilk iki ayında daha yavaştır. Bu nedenlerle prematüre bebeklere zamanında doğan bebeklere nazaran daha erken ve daha uzun süre demir desteği yapmak gereklidir.

Demir eksikliği çocuklarda hızlı büyüme dönemlerinde daha sık görülür. Bebekler büyüme sırasında erişkinlere göre oransal olarak daha fazla demire ihtiyaç duyarlar. Özellikle 0-2 yaş arası yaştaki bebeklerin inek sütü tüketimlerinin fazla olması ve altıncı aydan itibaren tamamlayıcı beslenmeye başlamada gecikilmesi demir eksikliğine neden olmaktadır. Bir diğer hızlı büyüme dönemi olan ergenlikte de demir ihtiyacı hayatın diğer dönemlerine oranla daha fazladır.

Beslenme öyküsü çok önemlidir. Çünkü yetersiz alım demir eksikliğinin en sık sebebidir Anne sütü miktar olarak inek sütüne göre daha az demir içerse de biyoyararlanımı ve emilimi çok daha iyi olduğu için yaşamın ilk altı ayında anne sütü bebek için gerekli demiri karşılar. Annenin kendisine yetecek kadar demiri olmasa da anne sütünde bebeğe yetecek kadar demir bulunmaya devam eder. Böylece bebek yeterli demiri alır ama anneden devamlı bir kayıp söz konusu olacaktır.

Bebek altı aylık olduktan sonra anne sütü yanında bebeğe demirden zengin besinler verilmeye başlanmalıdır. Bebeğin diyetinin demir içeren besinlerle desteklenmeyip, inek sütü ile desteklenmesi altıncı ay ile 2 yaş arasında demir eksikliğine sıkça neden olmaktadır. Günlük inek sütü tüketimi 750 ml yi geçmemelidir. İnek sütü mide boşalma zamanını uzatarak demirin diğer besinlerle etkileşimine sebep olur ve emilimini azaltır. Ek olarak içerdiği bazı yapısal bileşimler barsaklardan gizli kanamaya yol açarak demir kaybına yol açar. İnek sütü proteini allerjisi olan bebeklerde kansızlığın yanısıra büyümede duraklama ve ciltte egzematöz döküntüler de izlenebilir. Barsaklardan inek sütüne bağlı gizli kanama devam ettiği sürece ağızdan demir tedavisinden fayda sağlanamayacaktır. İnek sütünün yasaklanması hafif dereceli kansızlıkta etkili olabilir ama ağır durumlarda damardan tedavi gerekebilir.

Reflü yani mideden yemek borusuna besinlerin geri kaçışı saptanırsa uygun şekilde tedavi edilmeli veya barsaklardaki anormal doğumsal yapılardan kanamalara bağlı olan kansızlıklarda cerrahi tedavi uygulanmalıdır.

Ağrı kesici ateş düşürücü ilaçların bazıları mide barsak kanamalarına yol açabilir. Gizliden gizliye kanatarak ya da ani bol miktardaki kanama gözlenebilir. Ateş ölçümü yapılıp mutlak gereklilik olmadan ağrı kesici ateş düşürücüler kullanılmamalı, mümkünse yan etkisi az olanlar tercih edilmeli, mutlaka tok karnına uygulanmalıdır.

Çölyak hastalığı diğer adıyla glütene duyarlı barsak bozukluğu emilimini bozarak demir eksikliğine yol açar. Glüteni kısıtlı diyetle tedavi edilmeden sadece ilaç vererek demir eksikliği düzelmeyecektir.

Mide ülseri etkeni de olan bazı bakteriyel enfeksiyonlar ve barsak enfeksiyonları demirin emilimine zarar vererek eksikliğine neden olabilirler. Bu enfeksiyonların varlığında demir tedavisi dahi sonuçsuz kalmaktadır.

Saydığımız bu nedenlerle, demir eksikliği tedavi edilmeden önce nedeninin ortaya konması tedavinin başarısı için çok önemlidir.

Demir eksikliği ve demir eksikliğine bağlı kansızlığı önlemek için neler yapabiliriz ?

Şu anki bilgilerimize göre besin temelli yaklaşımlar demir gibi mikrobesinlerin eksikliğinin önlenmesinde en etkili ve kalıcı girişimlerdir.

Demir diyette hem (organik, hayvansal) ve nonhem (inorganik, bitkisel) demir biçiminde bulunur. Hem demiri doğrudan hücre zarlarındaki özel reseptörlerce alınır, emilimi daha etkindir ve barsakların iç özelliklerinden etkilenmez.

Diyetteki demirin % 90’ı hem olmayan demir (non-hem) şeklindedir. Bitkisel besinler, süt ve yumurtanın bileşiminde hem olmayan demir bulunur ve ancak %4-15 i emilir. Baklagillerdeki demir içeriği ve emilim oranı tahıllardan fazladır. Bu demirin vücuda faydalı olacak hale dönüşmesi için ortam ph’sının asidik olması gereklidir, yani mide asidine ihtiyaç vardır. Ayrıca C vitamini, sitrat gibi maddelerin varlığı faydalanımı arttırır. Fosfat, tannat, oksalat, fitat ise tersine etki ederek faydalanımı azaltır.

Diyetteki demirin % 10’u hem demiri şeklindedir. Et ve et ürünlerinde bulunur. Barsaklardan emilebilme oranı çok yüksektir. Alkali ph’da çözündüğü için çevre şartlarından çok az etkilenir. Hem içeriği zengin yiyeceklerin diyette bulunması demir eksikliğini önlemede çok faydalıdır. Emilimi en yüksek olan demir kaynağı, koyun ve sığır etidir. Tavuk ve balıkta bu oran daha düşüktür. Hayvansal gıdalardaki hem şeklindeki demirin kendi biyoyararlılığının yüksek olmasının yanında hem olmayan gıdalardaki demirin yararlılığını arttırmak gibi de olumlu bir etkisi vardır. Hayvansal besinlerin tüketiminin arttırılması ile besin niteliğinin iyileştirilmesi sonucu başta demir olmak üzere pek çok mikrobesin eksikliği karşılanır.

Anne sütü ile beslenen bebeklere anne sütü ile beraber ek besinler verilirse anne sütündeki demirin emilimi azalır. Anne sütü ile beslenen bebeklere ek besin başlanacak olursa, anne sütü ve ek besinler ayrı öğünlerde verilmelidir.

Prematüreler, düşük doğum ağırlıklı bebekler, anne sütü ile beslenemeyenler, altı aydan uzun süre tek başına anne sütü alanlar, bir yaşından önce inek sütü ile beslenenler, demir içeriği ya da biyoyararlanımı düşük yiyeceklerle beslenenler ve sık enfeksiyon yada parazit hastalığı geçiren bebekler demir eksikliği anemisi için risk gruplarını oluşturur. Anne sütündeki demirin emilimi yüksektir, ancak yine de anne sütü ile beslenen prematüre ve düşük doğum ağırlıklı bebeklere ikinci ay, zamanında doğmuş bebeklere dördüncü aydan başlayarak demir desteği gerekmektedir.

Anne sütü yetersiz ise inek sütü bir yaşından önce verilmemelidir. Çünkü inek sütündeki demirin emilimi düşüktür, barsaklardan gizli kan kaybı da yapabilir. Bu yüzden, inek sütü ile beslenme kaçınılmazsa, yeterli demir desteği eklenmelidir ya da olanaklar elveriyorsa demirden zengin mamalar önerilmelidir. Bir yaşından sonra da inek sütünün günlük verilme miktarı 750 ml’yi geçmemelidir.

Tek başına anne sütü yaşamın ilk altı ayından sonra, tüm besin ögesi gereksinimlerini karşılayamaz, doğumdaki demir ve çinko depoları altıncı ayda tükenir. Altıncı ayından sonra her çocuğa uygun tamamlayıcı besinlerin başlanması gerekir. Kırmızı et, tavuk, balık ya da yumurta her gün ya da olabildiğince sık diyette bulundurulmalıdır. Özellikle son yıllarda sık karşılaşılan vejeteryan diyet, destek ya da zenginleştirilmiş ürün kullanılmadıkça demir gereksinimlerini karşılayamaz.

Süt çocuğu beslenmesinde kullanılması önerilen besinlerden tahıl-pirinç, buğday, mısır, darı ya da kök patates enerji sağlar, protein içerir, ancak demir, çinko, kalsiyum kaynakları yetersizdir ve ayrıca fitat içerdiği için diyetteki bu mikrobesinlerin emilimi de engellenir. Bu nedenle, hem demiri içeren hayvansal besinlerle birlikte tüketilmesi daha iyi olur. Hayvansal besin tüketimi herhangi bir nedenle mümkün olamıyorsa o zaman bu gıdaların tüketildiği öğünlerde asitli besin eklemesi yapılmalıdır. Basitçe yemeğe limon sıkarak bunu sağlayabiliriz.

Demir emilimini azaltan etkenler; diyetteki fitatlar, okzalatlar, taninler, emilim bozukluğuna yol açan hastalıklar, demiri bağladıkları için antasit grubu mide ilaçları, diyette posanın yüksekliği, proteinin düşüklüğü, aluminyum, kalsiyum, fosfor, magnezyum ve çinkonun ortamda fazla bulunması olarak sıralanabilir.

Demir emilimini azaltan etkenlerden okzalatlar ıspanak, bezelye, pazı, biber, yeşil fasulye, pancar, sap kereviz, patlıcan, karalahana, pırasa, bamya, maydanoz, şalgam, domates, balkabağı, salatalık gibi sebzelerde bulunurlar. Sebzeler pişirilirken önce suda haşlanıp, haşlama suyu döküldükten sonra yemek yapılması besinin oksalat içeriğini azaltır. Leblebi, fıstık, fındık, kuş üzümü ve kuruyemiş çeşitleri, susam, tahin, meyvelerden kivi, çilek, erik, incir, bazı üzüm çeşitleri de oksalattan zengindir. Tam buğday ekmeği, beyaz mısır, yulaf ezmesi, kepekli ürünler, patlamış mısır da oksalattan zengindir. Hazır kahve (günde 200ml den fazlası), ihtiyaçtan fazla C vitamini alımı da oksalat oluşumunu arttırmaktadır. Destek olarak alınacak tüm vitaminler doktor kontrolünde kullanılmalı ve gerekli olmadıkça alınmamalıdır.

Buruk lezzet tanin

Demir emilimine zarar veren bitkisel yapılardan taninler pek çok yiyecek ve içecekte bulunan karakteristik buruk tadın kazandırılmasından sorumludurlar. Uzunca bir süre için taninlerin herhangi bir besin faydaları olmadığı kabul edilirdi. Artık bu antioksidanların varlığının, insan sağlığını koruduğu ve hastalıklara engel olduğu, ayrıca damar sertleşmesini engelledikleri için faydalı oldukları biliniyor. Taninler bitkiler, ağaç kabukları, tohumlar, meyve kabuklarında çay, kahve, kakao, bitkisel çaylar, meşrubatlar ve bazı baharatlarda, çikolatalar ve kakaoda bulunurlar. Şarap ve çay haricinde tanin içeren diğer içecekler elma sirkesi, elma suyu, bira, üzüm sularıdır. Nohut, fasulye, börülce ve mercimek, bezelye gibi baklagiller düşük miktarda yağ, aynı zamanda yüksek düzeyde tanin içerirler. Diğer açık renkli baklagiller ile karşılaştırıldığında, kırmızı fasulye ya da siyah fasulye gibi koyu-renkli baklagiller daha fazla tanin içermektedir.

Taninler meyvelere buruk tat yanında renk de verirler, meyvelerin kabuğunda yoğun olarak bulunurlar. Yani kabuğu ile yenen bir elmadaki taninlerin konsantrasyonu kabuğu olmadan yenilenden çok daha fazladır. Tanin içeren başlıca meyveleri üzüm, elma, nar, Trabzon hurması, yaban mersini, böğürtlen, kiraz, kızılcık olarak sıralayabiliriz.

Fıstık, ceviz, fındık gibi çiğ tüketilebilen kuru yemişlerde de yüksek miktarda tanin bulunur. Islatılmış kuru yemişlerde taninlerin o buruk tadı yoktur. Bunun nedeni ıslatıldıkları zaman toz ve kalıntılar ile birlikte kuru yemişlerin kabuğunda bulunan taninlerin de yok olmasıdır.

Taninler, bazı tahıl ve hububatların kepeğinde yoğunlaşmıştır. Genellikle arpa ve sorgum gibi tahıllarda yüksek seviyelerde tanin bulunmaktadır.

Yukarıda bahsedilen yiyecek ve içeceklerin dışında taninler aynı zamanda kabak veya ravent (ışgın) gibi sebzelerde, tarçın, kekik, karanfil ve vanilya gibi baharatlarda mevcuttur.

Demir emilimini engelleyici etkileri yanında migren ve benzeri baş ağrılarını ise tetikleyebilme özellikleri olan tanin içeren gıdaları ılımlı miktarlarda tüketmek tavsiye edilir.

Demir emilimini engelleyen diğer besinsel madde olan fitatlar demirle birleşip suda erimez bileşikler oluşturarak demir emilimini engellerler. Tahıllar, unlar, çerezler ve iyi pişirilmemiş kuru baklagiller fitat kaynaklarıdır. Besinlerde bulunan demirin biyolojik yararlanımını arttırmak ve fitat miktarını azaltmak için germinasyon, fermentasyon, suda bırakma yöntemleri uygulanabilir.

Germinasyon için; kurubaklagil ve tohumlar 24 saat suda bırakılır, nemli bir bezle örtülerek 48 saatte filizlendirilir, filizlenmiş tohum kurutulur ve öğütülür ve un haline getirilir. Ayrıca, tahıllar pişirme öncesi en az 20 dakika suda bekletilir ve su atılırsa fitat içeriği yine azaltılmış olur. Fermentasyon ise ya sütün fermente edilmesi yani ekşitme ile yoğurt yapımı ya da tahıl ununun suyla karıştırılarak 2-3 gün bırakılması ile sağlanır. Fermentasyon ile mikroorganizmalar nişastanın bir kısmını yararlı maddelere dönüştürür ve bulaş riski azalır, fitatlar yıkılır, daha çok demir, çinko, kalsiyum emilir, B grubu vitaminler artar. Ayrıca sitrik, malik, tartarik, laktik asit gibi organik asitler de fermentasyonla artar ve bu da demir emilimini arttırır.

Havuç, patates, domates, karnıbahar, lahananın yüksek oranda malik, sitrik ve askorbik asit içermeleri nedeniyle demir emilimleri iyidir.

Özetle; proteinden zengin besinler özellikle dana eti, koyun eti ve tavuk eti hem demirinden zengin besinlerdir. Ayrıca kuru baklagiller, soya fasulyesi, yumurta, başta üzüm ve kayısı olmak üzere kuru meyveler, pekmez, yeşil yapraklı sebzeler, fındık, fıstık, susam gibi çekirdek gıdalar demirden zengindir. Bazı besinler ise kendileri demir içermedikleri halde demirin emilimini arttırarak fayda ederler. C vitamininden zengin meyveler ve suları böyle etki ederler. Örneğin yumurtanın portakal suyu ile tüketilmesi, kuru baklagillerin turşu ya da salata ile tüketilmesi demir emilimi için çok iyidir. Uygun teknik ve yöntemlerle hazırlayarak besinlerden maksimum faydalar elde edilebilir.

Demirde belki altının görkemi ya da gümüşün parlaklığı yoktur ama onlardan çok daha önemli biyolojik özellikleri vardır.

Sağlıklı günler dilerim….

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Dr. Zeynep Öz - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Medyabar Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Medyabar hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Medyabar editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Medyabar değil haberi geçen ajanstır.

06

Vatandaş - On numara bir doktorsunuz! ben bir baba olarak çocuğuma göstermiş olduğunuz ilgi şevkat ve tedavileriniz için teşekkür ederim.

Yanıtla . 4Beğen . 0Beğenme 11 Mart 16:16
03

Byzz - Doktor hanım elinize sağlık gayet faydalı bir bilgilendirme olmuş devamını dileriz

Yanıtla . 5Beğen . 0Beğenme 11 Mart 15:22
02

Pinar - Bilgilendirme için teşekkür ederiz sevgiler saygılar sunuyoruz ?

Yanıtla . 4Beğen . 0Beğenme 11 Mart 14:04
01

Yavuz Yazici - hocam bu ne bicim yazi oku oku bitmek bilmedi daha kisa ve anlasilir olmali yazilariniz tsk

Yanıtla . 5Beğen . 5Beğenme 11 Mart 12:36
05

Mustafa Karakolcu - @Yavuz Yazici 01 nolu yoruma cevabı: hocam çok güzel bilgilendirmelerde bulundunuz ,

teşekkür ederiz

Yanıtla . 2Beğen . 0Beğenme 11 Mart 16:12
04

Hastasıyım - @Yavuz Yazici 01 nolu yoruma cevabı: Dr.Zeynep hanım güzel bir şekilde bilgilendirmiş yani eksik bilgimi verseydi dahamı iyi olurdu?

Yanıtla . 5Beğen . 0Beğenme 11 Mart 15:26


Anket Sakarya'ya hayvanat bahçesi yapılsın mı yapılmasın mı?