Kontrollü anormallik

Koronavirüsle mücadele ederken hepimizin algıları, ayarları, normalleri değişir oldu. “ Bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete” atasözü misali neye bindiğimizi ve nereye gittiğimizi bilemez olduk.

En çok bilime ve onun yaydığı ışığa güvenip yürümeyi telkin eden biz akademisyenler de her gün değişen yeni “bilimsel” açıklamaları anlamaya çalışıyoruz.

Evde kal dediler, kaldık. Acaba evin bahçesine çıksak, oradan biri geçerken hapşırsa, biz de virüsü kapıp ölürsek diye düşünürken, sonra evi bol bol havalandır, kapalı mekanlarda bir arada olmayın dediler, onu da yaptık.

Sosyal mesafe dediler, bırakın arkadaşları, anamızdan babamızdan, eşimizden çocuğumuzdan da ayrı kaldık. Hatta hiç unutmuyorum uzmanlar(!) evde herkes ayrı odada kendini izole etmeli bile dedi.

Haritalarda kırmızılara boyandık, birbirimize düştük, senin yüzünden kırmızı olduk, dükkan açamıyoruz, gezemiyoruz diye söylendik.

Önce dediler ki:

Virüs yaşlıları ve kronik hastaları öldürebiliyor.

Sonra, virüs şimdi orta yaşlardakileri de etkiliyor, dediler.

Durun durun, bu virüs mutasyon geçirdi. Yeni koronavirüsün yeni mutasyonlu koronavirüsü yani. O da gençleri öldürüyor.

Bitmedi, bu da başka bir yeni mutant virüs. O da bebek, çocuk, genç, yaşlı öldürüyor.

Eeee, ne yapalım peki, ne olalım isteniyor?

Cevap: aşı.

Ama aşı olup da virüs kapanların haberleri ne olacak?

Cevap: Aşı olun ama tek başına yeterli değil. Sen maskeni ikişer, üçer takmaya ve insanlarla yan yana gelmemeye devam et. Biz sana internetten sosyalleşme imkanlarını bedavaya sunuyoruz. Milyar dolarlık sosyal medya uygulamalarını ücretsiz, hayır işi olsun diye sana sunuyoruz. Üstelik ne kadar saçmalarsan o kadar da izlenip para kazanıyorsun!

Dünya Sağlık Örgütü’nün tutarsız açıklamaları, Bilim Kurulu’nun kapanma önerileriyle geçen kontrollü anormalliklerle bir yılı geride bıraktık.

BAKANLIKLARDAKİ METAL YORGUNLUK

Türkiye de tüm dünya ülkeleri gibi Dünya Sağlık Örgütü’nün önerileri doğrultusunda hareket etmeye çalışıyor. Başka da bir seçeneği yok. Eğer rest çekerse muhtemelen tüm dünya, bu virüsün Çin’den değil Türkiye’den tüm dünyaya yayıldığını düşünecek bir propagandayla ve dahası yaptırımlarla karşı karşıya kalacak.

Hatırlayacaksınız, geçen yıl Mart, Nisan aylarında koca koca uluslararası haber merkezleri virüsle mücadele haberlerinde İstanbul’umuzun ve cami içi dezenfekte çalışmalarının fotoğraflarını haber metninde Türkiye olmadığı halde paylaşıyordu.

Yani bir an şunu düşünün: Dünya Sağlık Örgütü Başkanı Tedros Adhanom Ghebreyesus, Türkiye, salgınla yeteri kadar mücadele etmiyor, virüsün Avrupa’ya sıçramasından kaygılıyız! Dese, gerisini siz düşünün.

Onun için devlet hem sağlık açısından hem de küresel saldırılara karşı belli kararları almak durumunda kalabiliyor.

Ancak uygulamaların eleştirilecek hiçbir tarafı yok mu? Var, hem de çok var. Mesela Datça’da denize giren birkaç turisti görüp kendini sulara atan o adamı hatırlayalım. Polis, denizdekilere seslendiğinde o kişi “what? I don’t understan, I am from Antartika” yani, “Ne? anlamıyorum, ben Antartikalıyım” deyip yüzmeye devam etse belki ceza yemeyecekti!

Neyse ki bizim Sakarya Valiliği’nin bu denli uygulamaları olmadı. Sakarya’da makul mantıklı hoşgörülü kısıtlama önlemleriyle hem vaka sayıları düştü, hem de kimse başka illerde yaşanılan “ pes” dedirten olayları izlemedi.

Sağlık Bakanlığının Çılgın Hırsız filmi karakteriyle yaptığı animasyon, Turizm Bakanlığının ben aşılıyım yazılı videoları, maskelerle yaptığı reklamlar adeta akıl tutulması gibiydi.

Bunca yıl eserleriyle, düzenlemeleriyle, icraatlarıyla Türkiye’de bir devri kapatıp bir devri açan Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a vatandaş olarak bir önerim var. Nasıl ki bir dönem metal yorgunluk diyerek teşkilatlarınızı şöyle bir elekten geçirdiyseniz, şimdi de Bakanlıklardaki ve onların illerdeki uzantılarını, doğrudan halkla teması olanları ve özellikle iletişim ve medya birimlerini, işbirliğinde oldukları şirketleri de elekten geçiriniz.

Bu milletin Recep Tayyip Erdoğan’a olan sevgisini veya saygısını zedeleyebilecek yaklaşım üretenler ya art niyetli, ya da çok bilmişliklerinden muhakeme kabiliyetini yitirmiş olsa gerekler.

MESELE SADECE SAĞLIK MI?

Koronavirüs ve yeni yeni hortlayan mutantları salt bir sağlık tehlikesi olarak görmek en hafif benzetmeyle at gözlüğü takmak gibidir.

Bu salgının sonuçlarına baktığımızda ölüm, hastalık, kültürel, inançsal, sosyolojik ve psikolojik etkiler, ekonomik çöküş ve dijitalleşme var.

Virüs var, ama kanser vakaları da var. Hem de milyonlarca, hatta bu virüs illeti yüzünden kanser taramaları da yapılamaz hale geldi. Biraz da toplumu kanser yapan noktalara yoğunlaşmak doğru değil mi? Dünya Sağlık Örgütü ve Bilim Kurulları bunlarla da uğraşsın. Mesela kanser yapan gıda ürünlerine tam kapama yapılsın, kanser yapan maddelerin kullanıldığı tekstil veya araç gereçlere müdahale edilsin. Madde bağımlılığıyla mücadele edilsin.

Dünya’ya “great reset” yani büyük sıfırlama atmak isteyenler harıl harıl çalışıyor. Belli ki bu virüs çocuk, genç, yetişkin, yaşlı herkese bulaşacak. Kimimiz ölecek, kimimiz sürünecek, kimimiz iki öksürükle geçirecek. Virüsü kapan, kapmayan herkesi de aşılayacaklar.

Maske, mesafe, temizlik sloganının altında yatanlar belki de

Maske: Artık sen olma

Mesafe: Yalnız kal

Temizlik: Obsesif Kompulsif, yani temizlik hastası ol.

Mesele sadece virüs ve aşı arasında da kalmıyor, kalmayacak. Yeni tip insan ve onun algısı ile davranışı da şekillendirilmeye devam edilecek.

Bize düşen bu cendereden fazla zarar görmeden hem fiziksel hem zihinsel hem de duygusal sağlımızı korumaya çalışmak.

BURUK BAYRAM

Tam kapanma tedbirleri ve elbette salgın riskinden dolayı akraba ve dost ziyaretleri dijital yavanlığa devredilmek zorunda kaldı. Çocukların harçlık, şeker ve çikolata toplama hevesleri de bir sonraki yıla taşındı. İftar saatlerinde top patlamadığı gibi Ramazan Davulcuları da sessizliğe büründü.  Yani Bayram 4.0 uygulamasına geçtik.

Tüm bunların da üstüne İsrail askerlerinin Mescidi Aksa’ya  ve namaz kılanlara yaptığı saldırı ise hepimizin tadını kaçırdı. Kuran’da mübarek mekan olarak nitelendirilen, Müslümanların ilk kıblesi Mescid-i Aksa da yaşanılanlar asla kabul edilemez. İnşallah Türkiye’nin öncülüğünde Mescid-i Aksa’ya yani İslam’a yapılan saldırıların son bulacağı bir çözüm kısa sürede hayata geçer.

Sağlıcakla kalın.

https://twitter.com/zulfikarozcelik

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Zülfikar Özçelik - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Medyabar Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Medyabar hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Medyabar editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Medyabar değil haberi geçen ajanstır.

01

Asi Ruh - çok doğru şeylere değinmişsiniz gerçekten kutlarım sizi. bakıyorum da bu doğrulara , bu eleştrisel düşünceye, insanı düşünmeye teşvik eden bu yazdıklarınıza kimse bir yorum yapmamış. bu çok üzücü gerçekten.

halkımızın çoğu uyuyor demektir :( umarım gerçekleri biran önce görüp oyunları bozarız

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 11 Haziran 08:58


Anket Covid-19 vakalarının arttığı Sakarya'da sizce ne yapılmalı!