Bir tuhaf hikaye

Dünya’da olduğu gibi Türkiye’de de ve elbette Sakarya’da da kültür, edebiyat ve sanat alanlarında yarışmalar düzenleniyor.

Temel amacı “nitelikli” eserlerin teşviki ve geniş kitlelere ulaşılması olan bu yarışmaları elbette ben de destekliyorum. İşte onlardan bir tanesi de Sakarya Büyükşehir Belediyesi’nin 1. Ulusal Sait Faik Abasıyanık hikaye yarışması oldu. Ancak yarışmayı nasıl değerlendirdiler, puanlama nasıl gibi konularda katılımcılara bir elektronik mail bile atılmadı.

Modern Türk öykü ve roman yazarı, ayrıca şair olan Sait Faik Abasıyanık’a yönelik bugüne kadar kayda değer pek de bir çalışma olmamıştı.

Neler yapılmıştı;

bir sokağa adı verilmişti.

Bakımsız bir parka da adı verilmişti.

Bir de gençliğimizde ASM olarak bilinen Abasıyanık Sanat Merkezi ve Sinema Salonu vardı tabi. Uğrak mekanlarımızdan biriydi. Belki yazının bağlamından kopacağım ama ASM günlerini özlüyorum. Sezon filmlerini kaçırmazdık. Orta katta küçük masalarda sohbet eder, birkaç arkadaşımız daha geldiğinde yandaki boş masaları çekip halkayı genişletirdik. Satranç oynayıp üniversiteden gelen ağabeylerin keyifli sohbetleriyle renklenir, yeni müzik albümlerini, kitaplarını konuşurduk. Yıllar sonra belediye tarafından bir markete devredildi.

Şöyle dolu dolu sahip çıkılamamasının birkaç nedeni var, onlardan bir tanesi de şehrin kültür, edebiyat ve sanat faaliyetlerine olan ilgisizliği, bu alanlara ilgi duyanlara da ilgili kuruluşların ilgisizliği söz konusu.

Ben, merhum eğitimci babam Ali Özçelik’in 1987 yılında Adapazarı’na tayini çıkmasıyla birlikte Adapazarı’na yerleşenlerdenim. İlkokul, ortaokul, lise eğitimlerimi bu şehirde tamamladım. Bu şehrin sokaklarında çocukluğumu ve gençliğimi yaşadım. Her ne kadar Trabzon doğumlu olsam da bu şehirde yoğruldum. Acısında buradaydım, sevincinde de buradaydım.

Şehrim güçlensin, büyüsün, insanlarımız nitelikli hizmetlerle buluşsun diye gayret gösterdim. Şehrime emek veren, emek vermeye hevesli olduğunu düşündüğüm herkese katkı gösterdim. Bazen yanıldım, bazen de yanlışa yanlış dedim diye uzaklaştırıldım. Umursamadım. Zira sevdamız kişiler değil, sevdamız Sakarya.

İşte tüm bu duygularla böylesine bir yarışmayı görünce ben de bir hikayeyle yer alayım istedim. Hikayemin adı da “ Kar yağarken ıhlamur kokusu” oldu. Hikayenin kahramanı Seyit, deprem sonrası kendi iç muhasebesini çevresindeki olaylarla birlikte yansıtıyor.

Yaşadığım şehre yönelik bir hikaye yazmaktan büyük mutluluk duymuştum. Tıpkı depremden sonra pek bir edebi kıymeti olmasa da yazdığım şiir gibi. Olsun, ben duygularımı kaleme almanın, bir anı oluşturmanın memnuniyetini yaşıyorum. Tıpkı köşe yazılarım gibi.

Seçici kurul ödül verir veya vermez çok da önemli değil. Bu süreci yaşamak güzel ve belki de tüm hikayelerin basılacağı kitapta yer almak daha da güzel bir anı olacak.

Ama gel gelelim yarışma sonuçlarının açıklandığını yerel basından öğrendim, falanca kişi birinci, filanca ikinci vesaire. Haberin devamında, işte 749 başvuru yapılmış 710 hikaye değerlendirmeye alınmış…

Eeee?

Ödül töreni yapılacakmış ama tam kapanma tedbirleri nedeniyle ileri bir tarihe ertelenmiş.

Eeee?

Hani bu 749 kişiye bilgi maili?

Sakarya Büyükşehir Belediyesi ve Sakarya İl Kültür Turizm İl Müdürlüğü işbirliğiyle yapılıyor. Yani şehrin kültür, sanat, edebiyat denilince en önemli iki kurumu.

İnsan biraz kültür ve sanat ruhuyla şöyle iki satır yazamaz mıydı?

“ Sayın falan filan,

Yarışmamıza gösterdiğiniz ilgi ve kıymetli emeklerinizden dolayı Sakarya Valimiz Sayın Çetin Oktay Kaldırım ve Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanızım Sayın Ekrem Yüce adına şükranlarımızı sunarız.

Yarışmamızın seçici kurul üyeleri tarafından yapılan değerlendirme neticesinde ortaya çıkan puan tablosu ve değerlendirmeye alınanların listesi ektedir.”

Ancak koskoca adı Büyükşehir Belediyesi, sadece kazananları web sitesinden açıklamakla yetindi.

Bu yarışmaya farklı illerden yüzlerce insan başvurmuş ve bunlar belki de bu şehrin kültür elçileri olarak şehirlerinde Sakarya’dan bahsedecekler. Sonuçlar ne zaman açıklandı diye sürekli web sitesini mi kontrol edecek veya yerel haber sitelerini mi inceleyecek? Bu kişilere ufak bir mesaj atmakla en azından değer verdiğinizi gösterebilirdiniz.

Aslında bu duruma dikkat çekmek için yarışma düzenleme Kurulu üyeleri olan Belediye’den Mustafa İsen ve Furkan Beşel’e, İl Müdürlüğü’nden de Süleyman Acar’a sormak lazımdı. Ben de işin tam da merkezinde olan kişiye Kültür ve Sosyal İşler Daire Başkanı Resul Narin’e, bir hafta önce kurumsal mailine bilgilendirme yapmaları yönünde mail yazdım, dönüş yok.  Kendisinin kibarlığından donanımından, gayretinden şüphem yok.

Haydi kendisi önemli biri, çok yoğundur, birçok kültür ve sosyal işler faaliyetiyle meşguldür, diye düşünüp bari şube müdürlüğünün mailine yazayım dedim, ona da cevap yok.

Zira benim mail yazmama da gerek yok!

Yok, yok kültürümüzde böyle olmamalı. İyi bir işe imza attınız ancak şeffaf olunmalı ve biraz da bu işlere kalem çalan insanlara yönelik doğru iletişim süreçleri işletilmeliydi.

Umarım önümüzdeki yıl çok daha hassas davranılır.

ÖRÜMCEK ADAMIN YAZARINDAN GENÇLERE TAVSİYE:

TRT’de yayınlanan 80’ler dizini bizim kuşak hoşnutlukla izler. Ben açıkçası öğrencilerime de bu diziyi izlemelerini özellikle tavsiye ederim. Nedeni de aslında cep telefonunun, özel televizyon ve radyoların olmadığı, internetsiz bir Türkiye’nin çok yakın zamana kadar yaşanan bir gerçek olduğunu görmelerini isterdim. Bir taraftan da aile ve mahalle kültürü tabi. Önemli bir başka konu ise askeri darbenin ve onun acı izlerinin bir dizi tadındaki yansımalarını izlemelerini isterdim.

Bizler, merhum Rasim Öztekin’in canlandırdığı Fehmi Amca’nın “ icat çıkarma” repliğinin aslında o dönemi yansıtan bir ironisi olarak düşünebiliriz.  Sıkıyönetimin soğukluğu topluma şunu diyordu: “düzene karşı gelme, yeni şeyler söyleme, eski köye yeni adet getirme yani Fehmi Amca’nın üstü kapalı sözü, icat çıkarma” diyordu.

Örümcek Adam’ın yazarı Stan Lee’yi belki birçoğumuz ölünce öğrendik. Ama 7’den 70’e herkes mutlaka “örümcek adamı” bilir.

Youtube da veya sosyal medya hesaplarında denk gelebileceğiniz Stan Lee’nin gençlerle yaptığı söyleşide, Lee, örümcek adamın hikayesini anlatıyor.

Bir çizgi yazı dizisi bitmiş, yeni serinin nasıl olacağını ve nasıl bir kahraman oluşturacağını düşünürken Spider Man karakterini oluşturmuş. Çok heyecanlı bir şekilde yayıncının yanına gitmiş ve kendi ifadesiyle harika fikirlerini yayıncıya sunmuş.

Yayıncı: Stan, bu duyduğum en kötü fikir. Öncelikle insanlar örümceklerden nefret eder. O yüzden bir kahramana örümcek adam diyemezsin. Genç mi olacak bir de ? Gençlerden anca yardımcı olur. Kişisel sorunlar mı? Stan süper kahramanları bilmiyorsun galiba. Onların kişisel sorunları olmaz.”

Tabi büyük bir hayal kırıklığıyla odadan ayrılır Stan, ancak içini kemiren örümcek adam hevesini çöpe atamaz. Serinin önemsiz gördüğü son sayısına spider man’i ekler. Satış rakamları geldiğinde yayıncı Stan’ın ofisine gelir ve “ ikimizin de bayıldığı karakter çok ilgi görmüş, serisini çıkaralım” der.

Stan Lee bu diyalogu aktardıktan sonra şöyle bir tavsiyede bulunuyor: İyi olduğunu gerçekten bildiğiniz bir fikriniz varsa onu “anlamayan” (kelimenin orijinal anlamı için videoyu izleyiniz) birinin sizi vazgeçirmesine izin vermeyin.

Onun için başta gençler olmak üzere şehrimizin ve ülkemiz için hepimiz icat çıkarmaya, yazmaya, çizmeye devam etmeliyiz.

 

 

 

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Zülfikar Özçelik - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Medyabar Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Medyabar hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Medyabar editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Medyabar değil haberi geçen ajanstır.

04

ahmet dursun - Sakarya'da kültür faaliyetler en son Fahri Tuna daire başkanıyken vardı. Ondan sonraki hizmetler yetersiz. Evet birtakım faaliyetler ve organizasyonlar oldu ama yetersiz!!! O dönemde etkinlikler fazlaydı dolayısıyla kültür ve sanat aşığı olan bizler durumdan çok memnunduk. Resul Narin daire başkanı olmuş. Az çok tanıyoruz. Umutluyuz. İnşallah şu korona belasından kurtulunca yeterli etkinlikler görürüz.

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 20 Mayıs 13:47
02

Yeme Bizi Hafız - Yarışmaya girmişsin kazanamayınca da uzanamadığın ciğere pis diyorsun hafızzzzz.

Yanıtla . 5Beğen . 6Beğenme 17 Mayıs 21:46
03

SAÜ Sakaryanındır - @Yeme Bizi Hafız 02 nolu yoruma cevabı: Sevgili her kimseniz... Olay tam da sizin kimliğinizde ortaya çıkıyor. Yazar arkadaşımız ne diyor. Siz ne anlayabiliyor, ne sonuç çıkarabiliyorsunuz. Tamda bu yüzden ve sizin gibiler yüzünden SAKARYALIYA ( İstisnalar hariç ) her şey fazla.

Yanıtla . 3Beğen . 2Beğenme 19 Mayıs 11:57
01

E.y - Büyük bir heves ve emekle yoğrulan değerlerin sessizce kaybolması ne yazık. Yaşanılan şehre güzel bir katkı sağlamak, sesini duyurmak, sanatını göstermek isterken kıymetin bilinememesi çok acı. Yarışmacıların kazanan mı kaybeden mi olduğu ya da nasıl değerlendirildiği hakkında kendilerine herhangi bir bilgi verilmemesi gerçekten acemice olmuş. Yazarı takip etmesem bu yazıdan haberim olmayacaktı, keşke ana sayfada da görebilseydik bu yazıyı. Böylece bu durumdan muzdarip olanlar da kendilerine bir destek bulmuş olurlardı.

Yanıtla . 4Beğen . 1Beğenme 17 Mayıs 18:02


Anket Covid-19 vakalarının arttığı Sakarya'da sizce ne yapılmalı!