Dijital Darbe

DİJİTAL DARBE

Bu aralar yaşı 40’ın altında olanlara yönelik güzellemeler yapılarak, onların daha akıllı, daha bilinçli olduğu yağlamalarından sonra sözde gerçekler tüm detaylarıyla sosyal medya hesaplarından sunuluyor.

Yıllar ve teknoloji değişiyor ancak “amaca ulaşan her yol geçerlidir.” anlayışı değişmiyor, değişmeyecek de…

Amerika’nın önemli bir kültür endüstrisi olan Hollywood filmlerinde yıllardır Amerika’nın gücünü, demokrasisini ve “iyi” insanlarını izledik durduk. Hayran hayran bakıp kendi kültürümüze, imkanlarımıza burun kıvırmaya başladık.

Tek taraflı yapılan haberler, gerçekleri saptıran filmlerle uyutulun toplumlar bir gün bir baktı ki Amerika, Irak’tan esir ettiklerine insanlık dışı muameleler yaparak veya sokak ortasında bir insanın boğazına dizini dayayarak onları öldürebiliyor! Başka ülkelere ekonomik, siyasi veya değişik imkanlarla müdahale edebiliyor.

Eskiden olmayana inandırma stratejisi vardı ve bu çok da işe yarardı. Yalanlama veya gerçeği saptırma yöntemiyle toplumların algılarıyla oynanırdı.

Bundan 80 yıl önce Amerika’da birçok evde radyo dinlemek ayrıcalıklıydı. İnsanlar radyoda dinledikleri programları kaçırmamak üzere günlük işlerini planlardı.  Bir gün radyoda bir tiyatrodan uyarlanan sahne seslendirildi. Programda Marslıların Dünya’yı istila ettiği anlatılıyordu. Dinleyenler bu anlatımdan o kadar çok etkilenmişti ki panikle yakınlarına ulaşmaya çalışıyor, sokaklara dökülüyordu. Durum çok ciddileşmeye başlayınca radyo yetkilileri Orson Welles’e gerçeği anlatması gerektiğini bildirir ve bu anlatılanların bir Cadılar Bayramı Hediyesi olduğu açıklanır.

Medyanın gücüne komik bir örnek olarak verilen bu olaydan sonra da benzer haberler, programlar benzer etkiler oluşturdu.

Ancak her haber, komik sonuçlar oluşturmayabilir.

Türkiye’de de medyanın aracı olduğu önemli gelişmeler yaşadık. 1955 yılında 6-7 Eylül olayları olarak tarihe geçen o “bilinmez el”, Londra Konferansı’ndan sonuç alamayan ve Kıbrıs’taki Türklere yönelik baskıların Türkiye kamuoyunu iyice kızdırdığı bir dönemde ortaya çıktı.  

Radyodan şu anons yapıldı:

“Selanik‟te Aziz Atatürk‟ün doğduğu ev ile Türk Konsolosluğu binasında bahçede saat gece yarısını dört geçe bir bomba patlamış ve bu infilak neticesinde Aziz Atatürk‟ün doğduğu evin pencereleriyle Konsoloshanenin camları hasara uğramıştır. İnfilak esnasında insanca zayiat olmamıştı.”

Radyonun ardından gazeteler de olayı manşete taşıdılar. İlk başta toplumsal bilinç oluşturulmak istenen bu haberlerin ardından bilinmez o “el” yine devreye girdi. Nereden getirildiği belli olmayan, kamyonların kasasında Taksime taşınan kişiler, aynı boy ve renkteki sopalarla Beyoğlu’ndaki gayrimüslimlerin dükkanlarının camlarını indirmeye başladı. Bununla da yetinmeyen kalabalık evlere baskınlar da düzenledi. O gizli el, Atatürk’ün evine bomba attıran, sonra da Taksimi yakıp yıktırandı.

Olayın sonraları basına sansür uygulansa da iş işten geçmişti. Hükümet, Kıbrıs duyarlılığının artmasını amaçlarken düştüğü tuzakla elde edebileceği kazanımlardan da oldu. Avrupa, Türklerin gayrimüslimlere yaptıkları yağmalama ve ev baskınlarını günlerce haberlerden okudu.

Türkiye, uzun yıllar medya aracılığıyla algı operasyonlarına maruz kaldı. Gazetecilik açısından karanlık yıl olarak da nitelendirilen 90’lı yıllarda da karanlık el işbaşındaydı. Birçok gazetecinin suikasta uğradığı, sonrasında 28 Şubat sürecinin yaşandığı bir dönemdi. Medyanın hedef gösterdiği muhafazakar yaşam tarzındaki insanlar için kabus dolu yıllardı.

2000’li yıllara gelindiğinde post-truth, farklı çeviriler olsa da yaygın olarak hakikatin ötesi, hakikatin önemsizleştirilmesi kavramı iyiden iyiye uygulanmaya başlandı.

Ancak asıl tehlike bundan sonra dizayn edildi. Artık insanların gerçekle değil algıladıklarıyla, algılatılanlarla hareket ettiği, düşünce ürettiği bir dönem yaşıyoruz.

Gezi Parkı’ndaki ağaçları korumaya gidenler, kendilerini terör örgütlerinin flamalarının gölgesinde buldular. O bilinmez el, bu defa yeni strateji olan post truth’u uyguladı. En önemli medya aracı ise twitter oldu.

Hakikat çevreydi… Ancak çevreye verilen zarar, başlangıçta niyeti çevre olan insanların istismarıyla devlete isyana dönüştürüldü. 

Bilinmez el, bu yeni kavramı çok sevmişti.  Ordu içinde işine yaramayacak olan askerleri tasfiyede de bu yöntemi kullandılar. Tıpkı Amerikalıların Marslı istilasını dinler gibi gazetelerde ve televizyonlarda aşama aşama işlettirilen planlarla birçoğumuz hakikati göremez olduk.

O bilinmez el, yeni oyununu o kadar iyi oynuyordu ki dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan büyük bir risk alıp bu eli kırmak istediğinde, paralel yapı dediğinde, kamuoyu uzun zaman gerçeği anlayamadı.  

Ancak, 15 Temmuz’da girişilen darbe girişimi bilinmez elin ilk defa gerçekliğini ortaya çıkardı. Halkın bu denli cesaretle ve kalabalık bir şekilde sokağa dökülüp silahtan, tanktan korkmayacağını hesaba katamayan o bilinmez el, yine sosyal medyadan ve özellikle twitterdan hakikati önemsizleştirme stratejilerini uygulamaya devam etti. 237 sivil vatandaşımız kurşunlara ve tanklara hedef olup şehit edildiği halde gelişmeleri iktidarın oyunu şeklinde yansıtmaya çalıştı.

O bilinmez el kırıldı, ancak tek elli olacak değil ya!

Bir taraftan ekonomik saldırılar, bir taraftan da koronovirüs sürecinin de etkisiyle herkesin sıkıntısını yaşadığı ekonomik kriz bahane edilerek Türkiye Devleti’ne ve onun değerlerine yönelik yıpratma çalışmaları var.

İtibarsızlığın, hukuksuzluğun, ahlaksızlığın sorun olmadığı her türlü kirli işlerden geçmiş insanların kullanıldığı bu yeni post truth süreci kitleleri etkilemeye devam ediyor olsa da toplumun geçmiş deneyimleri dijital darbelere de geçit vermeyecektir.

Gösterilen hedeflere odaklanmadan önce, gösterenin kim olduğuna bakmak lazım. Bir haber izlediğinizde mutlaka başka kaynaklardan da doğru olup olmadığını teyit edin. Hakikat sadece görünen değildir. Algılanan da gerçek olmayabilir.

Bu coğrafyada değerlerimizle yaşadığımız her saniye, karanlık odakların kinini arttırmaktadır.

Onun için pireye kızıp da yorgan yaktırmak isteyenlere karşı uyanık olmalıyız.

15 Temmuz’da 40 yaşın altındakiler de üstündekiler de sokaklardaydı. Şehitlerimizin emaneti vatanımızı sokakta da sosyal medyada da savunmaya devam edeceğiz.

15 Temmuz şehitlerimizi rahmetle anıyorum.

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Zülfikar Özçelik - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Medyabar Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Medyabar hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Medyabar editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Medyabar değil haberi geçen ajanstır.



Anket Korona aşısı olacak mısınız?