M. Kemal Aydın'la 'Ada' söyleşisi

Yazar Fahri Tuna, SAÜ Öğretim üyesi Doç. Dr. M. Kemal Aydın'la Adapazarı'nı konuştu..

Haber Resmi
Haber Resmi
+2
Haber albümü için resme tıklayın

Gümrükönü Söyleşileri / Fahri Tuna
Doç.Dr. M. Kemal Aydın'la 40 Soruda 'Ada'

SAÜ'nün bilge kişilerinden
Doç.Dr. M. Kemal Aydın'la
şiir tadında bir Adapazarı söyleşisi.
40 soruda M. Kemal Aydın'ın 'Ada'sı

1. Mustafa?
Oflu dedemin (annemin babası merhum Osman Türkyılmaz) ilk torununa yani bana koyduğu isim... Malum, 'Mustafa', Peygamber'imizin ismidir ve 'seçkin', 'seçilmiş' anlamına gelir.

2. Mustafa Kemal?
Artvinli dedem (rahmetli Pertev Aydın) Mustafa'ya Kemal'i ekliyor ve ismim 'Mustafa Kemal' oluyor. İsmim, dünürler arasındaki 'politik mutabakat'ın bir tezahürü aslında...Oflu dedem (Demokrat Parti geleneğinden) babasının ismini (Mustafa) torununa verdiği için mutludur. Artvinli dedem (o bir Halk Partili) ise 'Mustafa Kemal' adında bir torun sahibi olmanın keyfini yaşamaktadır.Çocukluğum iki dedem arasındaki politik tartışmaları izleyerek geçmiştir. İki 'gelenek' arasındaki gerilimden / çatışmadan çok erken haberdar olmuşlardanım ben.

3. M. Kemal Aydın?

2 Aralık 1961'de Adapazarı'nda doğmuşum. Devlet memuru Osman Zeki'yle ev hanımı Zülfiye'nin iki çocuğundan ilkiyim. Nüfusa kayıtlı olduğumuz yer, Eski Reji Sokağının Cumhuriyet Mahallesi tarafıdır. Fakat çocukluğum ve daha sonraki yıllarım Eski Reji Sokağının Kurtuluş Mahallesi tarafında geçti.

4. Adapazarlı M. Kemal Aydın?

'Nerelisin' sorusuna muhatap olduğumda hep aynı cevabı veririm: 'Adapazarlıyım'. Dilim bir türlü ısınmadı 'Sakaryalıyım' demeye. Bu tür diyaloglarda ikinci bir sual gelir: 'Tamam da köken neresi, deden ya da baban nereden gelmiş Adapazarı'na?' O zaman 'Artvin' derim. Demem şu ki ben 'Adapazarlı M. Kemal Aydın'ım.

5. Ada?

Çocukluğumdan hatırladım bir şey var: İstanbul dönüşlerinde Harem'e gelirdik. Vapurdan iner inmez, martı çığlıklarına karışan bağırışlar duyardım: 'Ada'ya, Ada'ya, Ada'ya...' Bu bağırışlar içimi ısıtırdı. Bilirdim ki 'Ada'dan kasıt 'özlediğim Adapazarı'dır.

6. Adapazarı?
Deprem koşullarında / 'kâbus' yıllarında bile bir başka yere gitmeyi düşündürtmeyecek kadar bana güzel gelen ve sevdiğim şehir...

7. Eski Reji?

Bütün samimiyetimle söylüyorum, Eski Reji Sokağındaki 'medrese'den aldığım 'icazet', cebimdeki doçentlik belgesinden daha kıymetlidir. O 'sokak'ta çok şey öğrendim. Adapazarı kültürünü bire bir temsil eden bir 'sokak'tır bu Eski Reji... Farklı hayat tarzlarını birleştiren bir 'koridor'dur; paralelinde Çark Caddesi uzanır. Bir ucu Şeker Mahalle'ye açılır, yani 'varoş'a / 'çevre'ye... Diğer ucu 'çarşı'ya / 'merkez'e sınırdır. Şunu mutlaka demeliyim: 'Steril' olduğu söylenemez. Şeker Mahalle ya da Çark Caddesi ne kadar 'kirli' ise Reji Sokağı da o kadar 'kirli'dir. O 'sokak'ta 'arka mahalle' kültürü ile 'çarşı' kültürü harmanlanır ve 'demlenmiş', dahası 'imbikten geçirilmiş' / 'damıtılmış' farklı bir kültür neşet eder. Evet, tam da böyle... Ne şanslıyım ki, bir tarafı 'varoş'tan beslenen, diğer tarafı 'çarşı' ile alış-veriş eden o 'sokak'ta yetiştim.

8. Kahvehaneler?

Benim çocukluktan çıkışım, '70'li yılların ikinci yarısına tekabül eder. O yıllarda benim yaşımdaki insanların 'sosyal hayat'ın içinde kendini var etmesini mümkün kılan yegâne 'mekân' kahvehanelerdi. Orada sınardık kendimizi... Adamlığımız orada tescil edilirdi...

9. Fahrettin Abinin Kahvesi?

Bankalar Caddesi'nden Eski Reji Sokağı'na girin. Başak Camii'ne doğru yürüyün. Yol üzerindeki son 'kahvehane'dir rahmetli Fahrettin (Akkaş) abininki... Doğu Karadeniz Fırını'nın çapraz karşısı... Bildim bileli 'kahvehane'dir orası. Halen faaldir.Reji Sokağı'ndaki 'medrese'ye o 'mekân'da kaydoldum ben. Allah rahmet etsin, Deprem'de vefat etti Eski Reji Sokağı'nın Fahrettin Abisi...

10. Sohbet Bilardo?

90'lı yıllardaki 'mekân'ımız... Yine Reji Sokağı'nda... Fahrettin Abi çoktan 'kahvecilik'i bırakmış. İki arkadaşımız (Macit Yalçın'la Alaattin Terzi) açmış bu yeni 'mekân'ı... Artık 'üç top' bilardo oynuyoruz ve 'arka mahalle' kültüründen 'çarşı' kültürüne geçişin sancılarını, sıkıntılarını yaşıyoruz. Bir taraftan da arkadaşlarımın politik / ideolojik duruşu değişiyor. Yükselen 'Refah' dalgası onları da etkiliyor. Politik vurgusu daha güçlü ve daha dindar bir kültür, geleneksel 'kahvehane kültürü'nü ikame ediyor.

11. Cumhuriyet Mahallesi Koruma Derneği?

Deprem'den sonra Reji Sokağı'nın diğer tarafına, yani Cumhuriyet Mahallesi'ne geçiyoruz. Yeni 'mekân'ımız Macit'in... Masalar, sandalyeler ve bir tabela:
'Cumhuriyet Mahallesi Koruma Derneği'. Kahveci Fahrettin Abimiz yok ama Macit var... Deprem koşullarında her bir tarafa uzanan elleri sayesinde 'reis'liki tescil edilmiş Macit Yalçın... Evet, Macit'e artık 'reis' diyoruz. Koşan o, yoksulu / düşkünü kollayan o, 'racon kesen' o, örgütleyen o...

12. Çoruh Fırını?

Eski Reji Sokağı'nın, yani 'koridor'un tam ortası... Devlet Su İşleri'nden Fırın'a kadar bir dünya, Fırın'dan Bankalar Caddesi'ne kadar farklı bir dünya... Fırın, 'arka mahalle' kültürü ile 'çarşı' kültürünün bazen buluştuğu, bazen tokuştuğu yerdir aslında. Fırın'dan sonrası 'biz'e göre biraz daha 'çarşılı'dır / 'eşraf'tır.

13. Limonlu Kahve?

Bankalar Caddesi ile Reji Sokağı'nın birleştiği köşe... Fırın'ın ötesindekilerin 'mekân'ı... Fahrettin Abinin 'kahve'sine göre daha kozmopolit. Bildiğimiz mahalle kahvesi değil çünkü... Çarşılardan besleniyor.

14. Alican'ların Evleri?
Bankalar Caddesi'ne çıkmadan yaklaşık 100 metre beride sağlı-sollu iki ahşap konak... Sağdaki Deprem'de yıkıldı. Soldaki duruyor ama metruk... Her gün önünden geçerdim bu konakların... Şimdi Büyükşehir Belediyesi tarafından kullanılan 'ortaokul'uma gidip-gelirken... Ne kadar 'ulaşılmaz' ve 'zengin' dururlardı? Ve ne kadar benzerlerdi Pertev dedemin 'memleket'teki Ermeni'den kalma konağına...

15. Cihan Gençlik?

Reji Sokağı'nın 'biz'e ait tarafının futbol takımı... Ben de oynardım. Kulüp binası olarak Fahrettin Abinin 'kahve'sini kullanırdık. Her pazar maç... Karaaptiler, Budaklar, Karakamış, Erenler, Arabacıalanı sahalarında biraz futbol, biraz kavga-dövüş... Recep Zafer (hem başkan, hem antrenör, hem kaptan) bana ilk forma verdiğinde henüz 14 yaşımdaydım. Recep Zafer'den önceki başkan ('kurucu başkan' demek daha doğru) Bela Mustafa (Gürdağcık)... Rahmetli Daver (İlaçan) Abi vardı... Kardeşi Tamer, İsmail Kurt, Ayhan Kılıç, Erol Aydın, Erol Kolcu, Macit Yalçın, Marmara Salim (Özcan), Rahmetli Arap Ayhan ve daha birçok arkadaş... Mahalle kültürünün önemli bir parçasıydı o dönemin gayrı-federe takımları... Aidiyet duygusu o yapılarda içselleştirilirdi.

16. Tava Mustafa?

Ahhh. Mustafa Özdemir... Onu Deprem'de kaybettik. En iyi arkadaşımdı. Hani şimdi 'kanka' diyorlar ya... Öyleydik biz. Bir Sacit (Yalçın) vardı (çok şükür o hâlâ var), bir de 'Tava'. Tam bir liderdi Mustafa, Macit'ten önceki 'reis'ti... Çağır, iki eli kanda olsa, gelir seni bulur... Herkesin durakladığı yerde yürür... Herkesin sustuğu yerde konuşur... Kısa ömrünü 'paylaş'makla geçirmiş bir gönül adamı. Yoğurt imalatçısıydı. Her gün, sabah dolu akşam boş 'Tava' taşırdı. Ve Reji Sokağı ona 'Tava' derdi. Nur içinde yatsın...

17. Arto?
Çocukluk yıllarımda Reji Sokağı'nın verdiği bir 'isim'dir bu. Sıfat filan değil, basbayağı isim... Öyle sanıyorum ki dedemin memleketine / Art-vin'e gönderme yapıyor. 'Artvinli'den 'kodlama'... Arto'nun bir Ermeni ismi olduğunu çok sonra öğrendim. İşin doğrusu, biraz 'asi'dir Arto, biraz 'maço'dur, 'arka mahalle' kültürünü çok fazla benimsemiştir. Kırıp döker... Onaran / düzelten M. Kemal Aydın olur. Gelgelelim Arto'dan beslenmeyen M. Kemal Aydın'ın 'kıymet-i harbiye'si yoktur.

18. Ekrem Çepni?

Reji Sokağı'nın yani 'bizim mahalle'nin karizmatik abisi... Sevdiği kızı yıllarca beklemiş, 'vuslat'ı ancak yaşı kemale erdiğinde yaşayabilmiş, şair ruhlu bir adam... Sandalye Fabrikası'nın sahibi Ekrem Çepni... 'Sağcı'yım der, Marx'tan alıntılar yapar: 'Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir'. Bu 'söz'ü ondan duyduğumda henüz ortaokul öğrencisiydim...

19. Çark Caddesi?

Eski Reji kültüründen farklı bir kültürü temsil ediyor orası... Aramızda iki adımlık mesafe olmasına rağmen, 'takılmak'tan imtina ettiğimiz 'cadde'... 'Biz'e göre 'Etiler'... Daha 'burjuva', daha 'aristokrat', ama nedense daha 'lümpen'... Aramızdan bir tek Erol Kolcu 'takıldı' oraya. Hâlâ iki tarafı birden idare etmeyi sürdürüyor. Bir şey daha: Çocukluk yıllarımdan süzülerek gelen ve bugün bile izah gücünü muhafaza eden bir ayrım var zihnimde... 'Avukat' amcam (Haşim Aydın) Çark Caddesi'nde oturmuştur, 'memur' babam Reji Sokağı'nda...

20. Adapazarı Çarşıları?

Gençlik yıllarımızda Uzunçarşı - Gümrükönü hattında volta atardık, 'piyasa yapardık'. Adapazarı o hattan ibaret gibiydi. Sevinçliyken de oraya giderdik, üzüntülüyken de... Çocukluğumun yaz tatillerinde Kapalı Çarşı'da 'çıraklık' etmişliğim var, her çocuk gibi... Ne kadar cıvıl-cıvıl, ne kadar canlı olduğunu görürdüm o çarşının. Eve gidip gelirken içinden geçtiğim Uzun Çarşı da öyleydi. Artık iki 'çarşı' da tık nefes... Adeta can çekişiyorlar. Sebep 'esnaf'ın iş bilmezliği, beceriksizliği filan değil elbette... Kapitalizm format değiştiriyor ve eski yapıları yıpratıyor.

21. Eniştenin Ayranı?

Orhan Cami'nin kıblesindeki küçük dükkân... Ali Dilmen Lisesi'nde okuduğum yıllarda 'takılırdık' oraya. Köpüklü ayran ve poğaça... Ne kadar da lezzetliydiler!

22. Islama Köfte?

Uzun Çarşı'nın başı... Rumeli Köftecisi... Çocukluk yıllarımda halamın oğlu Cantürk'le (Çakalağaoğlu, Kalp Damar Cerrahı) giderdim o 'köfteci'ye. Her defasında 'altı dilim ilave ekmek'... Köfteden çok ekmeğe bayılırdım. Hâlâ daha öyledir. Sacit Yalçın iyi bilir.

23. Aziz Duran?

Adapazarı Ticaret ve Sanayi Odası'nın Genel Sekreteri (Sonrası malum, Büyükşehir Belediye Başkanı)... Beni 'iş-güç sahibi' yapan adam... Askerden terhis olduğumun ertesi günü birlikte çalışmaya başladık. Neden böyle bir 'güzellik' yaptı bana Aziz Duran? Baba evlerimiz sırt-sırta... Komşuyuz. Üstelik anam tarafından 'yakınlığımız' var. Ehhh, bendeki 'yetenek'i, 'cevher'i de fark etmiş; 'gel beraber çalışalım' dedi. Nitekim kısa bir müddet sonra da bacanak olduk. Birlikte çalışmaya başladığımız ilk gün (1987 Ağustosu) yaptığı ikazı unutamam: "Aman gözünü seveyim. Burası 'patron'ların örgütüdür. Komünist olduğunu belli etme..." Aziz Duran'la çatıştığımız, 'ayran içip ayrı düştüğümüz', dargın kaldığımız zamanlar olmadı değil. Ama kendisine ve eşine müteşekkirim.

24. Adapazarı ve Ticaret?

Demin söyledim: 1987'den itibaren beş yıl boyunca Adapazarı Ticaret ve Sanayi Odası'nda çalışmışlığım var. Şöyle söylemek daha doğru: 'sivil' olmayan bir 'örgüt'. Orada 'ilm-i siyasete giriş' dersleri aldım. Çok şey öğrendim. Tanımaktan memnuniyet duyduğum ve istifade ettiğim insanlar da oldu, elbette. Burhan Rençberoğlu, Tarık Pekerken, Mustafa Ak gibi...

25. Adapazarı ve Sanayi?

'90'ların başıydı. Çok net hatırladığım ve gerçekten takdir ettiğim bir şey var: Fethi Sarıoğlu'nun bir cengâver gibi 'organize sanayi bölgesi' için verdiği mücadele... Adamcağız, kelimenin tam anlamı ile odaklanmış. Yatıyor kalkıyor, OSB diyor. Ve sonunda başardı.

26. M. Kemal Aydın ve İktisat?

Lise yıllarımda serseriydim. Bir yanda futbol tutkusu, diğer yanda gençlik özentileri... Sonuç malum: Üç kez 'sınav'a girmeme rağmen Ankara Hukuk'u veya Siyasal'ı kazanamadım. Ben de turizm işletmeciliği okudum. Aksi takdirde 'çevrimdışı' kalacaktım. ATSO'da bana tevdi edilen görev (iktisadi araştırma müdürü) iktisat bilgisi gerektiriyordu. Bu arada Ömer İnan'ın 'iteklemesi' ile İstanbul Üniversitesi'nde 'yüksek lisans'a başladım. İlginçtir, uzun bir aradan sonra 'serserilik' öncesi yıllara, 'parlak öğrenci' olduğum yıllara yani, geri dönmüştüm. Deliler gibi iktisat çalışıyordum. Nitekim daha sonra 'iktisat doktorası' yaptım, 'iktisat doçenti' oldum...

27. Sakarya Üniversitesi?

Yeni bir dönem başladı. Öğrenciler paranteze alınır ise, üniversitenin asli unsurunun 'öğretim kadrosu' olduğuna her vesile ile vurgu yapan, idari personele durması gereken yeri hatırlatan farklı bir söylem geliştiriliyor. İlginç olan şu ki, gerek Rektör (Muzaffer Elmas), gerekse Genel Sekreter (Metin Küçük) yeterince sert olmadıkları için tenkit ediliyor.

28. Prof. Dr. Ömer İnan?

Henüz Üniversite kurulmamış. Ömer Hoca, Endüstri Mühendisliği Bölümü'ndeki görevinin yanı sıra Ticaret ve Sanayi Odası'nın da ekonomi danışmanı... Bu vesile ile 'teşrik-i mesai'miz oluyor. Kafaya koymuş adam, beni oradan koparacak. 1992'de Sakarya Üniversitesi kuruluyor ve ben de İktisat Bölümü'nde Ömer İnan'ın 'asistan'ı olarak göreve başlıyorum. Evet, Prof. Dr. Ömer İnan beni 'akademi dünyası'na taşıyan adamdır... Birçok şeyimi ona borçluyum. Siyasete ve ekonomiye bakış itibariyle çok fazla benzeştiğimizi söyleyemem. Lakin 'insana bakış'ımız öylesine örtüşüyor ki! Fazla söze hacet yok... Ömer Hoca gerek düşünce dünyamı gerekse hayat pratiğimi fazlasıyla etkilemiş bir insandır. Bir not: 2010'da yayımlanan kitabım (Ekonomiye ve Siyasete 'Sol'dan Bakmak) Ömer İnan'a ithaf edilmiştir.

29. Prof. Dr. Salih Şimşek?

28 Şubat... Ömer İnan Sakarya Üniversitesi'nden gitmek zorunda kalıyor ve beni Prof. Dr. Salih Şimşek'e emanet ediyor. Yeni hocam artık o... Doktora tezini Salih Hoca'nın nezaretinde bitiriyorum.

30. Esat Pınarbaşı?

Üç-dört sene boyunca aynı 'oda'yı paylaştığım adam... İkimiz de doktora yapıyoruz (o 'siyaset bilimi'nde, ben 'iktisat'ta)... Adamda müthiş bir birikim var. Hafızalara 'radikal İslamcı' olarak kod-lanmış, aslında 'sol'dan bakıyor Esat Hoca... Hem birbirimizi taşıdık, hem de birikimlerimizi 'paylaştık'. Aldıklarım, verdiklerimin çok üzerindedir. Yani 'borçlu' olan benim.

31. SAÜ ve 28 Şubat?

Kâbus günleri... Şu tabiri daha fazla seviyorum: 'At izinin it izine karıştı-ğı', 'aslanın çakala boğdurulduğu' günler... Bütün kapılar kapatılmış. Kimseye derdini anlatamıyorsun. Ciğeri beş para etmez adamlar etiket üstüne etiket vuruyorlar: 'Komünisttir'... 'Şeriatçıdır'... 'Haindir'... Ve en çok üzüldüğüm şudur: 'Şehir' sana sahip çıkmıyor.

32. Kocaeli Üniversitesi?

Doktorayı bitirmişim, 'yardımcı doçent' olarak atamam yapılmıyor. Bölüm başkanım Salih Şimşek çırpınıyor bana bir 'kadro' koparmak için. Fakat bir türlü olmuyor. Yaklaşık dört yıl devam eden bir 'bekleme'den sonra ümidimiz iyice tükeniyor. Sene 2000. Kocaeli İktisat'a gidiyorum. Daha doğrusu Salih Hoca beni Kocaeli İktisat'ın Dekanı Prof. Dr. Ahmet Hamdi İslamoğlu'na teslim ediyor. Bir başka 'düzgün' adam da o: İslamoğlu.

33. Necati Mert?

Aklıma iki sözcük geliveriyor: Adapazarı ve hikâye... Evet, Necati Hoca beni etkilemiş insanlardan biridir. Kendisinden feyiz almışlığım var... Dahası çayını içmişliğim...

34. Adapazarı ve Tren?

Kocaeli Üniversitesi'nde çalışırken dört yıl boyunca trenle gidip geldim, Adapazarı'ndan İzmit'e... Birikim Dergisi'nin en sıkı takipçisi olduğum günlerdi. Sakin bir vagona atıp kendimi Radikal ve Birikim okuyordum... 'Sermayenin Küreselleşme-si'nin kurgusunu o seyahatlerde yaptım.
Malum, tren artık yok.

35. Adapazarı ve Siyaset?

Adapazarı'nda siyaset çok daha 'renkli' olmalı. Siyaset sahası, bu toprakların etnik ve kültürel zenginliğini, maalesef yeterince yansıtmıyor. 3

36. Adapazarı ve 'Yazı'?

Uzunca bir aradan sonra geçen sene yeniden 'köşe' yazmaya aşladım. Bu defa Bizim Sakarya'da... İlk yazımdan bir alıntı yapmak istiyorum: "...Ekonomi-politik üzerine kısacık bir risale, bir öykü ya da bir şiir... Hiç fark etmez. Yazmak, içeride mütemadiyen çırpınan güvercinin gagasından düşenleri peş peşe sıralamaktan ibarettir. Bütün mesele, güvercinin gagasından düşenleri toprağa inmeden yakalamak ve sıralamayı iyi yap-maktır."

37. Adapazarı ve Aşk?

Üç-beş seneliğine gelip, gidemeyenlerin şehridir Adapazarı. Gelen kalır, kök salar. Galiba tam olarak tarif edemediğimiz bir Adapazarı aşkı var... Peki, 'aşk' nedir? Bildiğimiz üç kavram: 'muhabbet', 'vefa' ve 'sadakat'... 'Aşk' bu kaynaşmışlığın üzerine oturur.

38. Adapazarı ve Şiir?

Ercan Yılmaz ve Fahri Tuna'nın Irmak'ı...

39. Adapazarı'nın Delileri?

Beyaz saçlı, uzun boylu, pardösülü ve kolsuz bir adam... Koltuğunun altında
Cumhuriyet Gazetesi... Gümrükönü'nde gidip geliyor... Bir Yeni Cami, bir Uzun Çarşı... Bazen Ticaret Odası'nın önünde duruyor ve elini sallayarak bağırıyor, belli ki bir şeyleri protesto ediyor. Başkalarından duydum, sıkı 'solcu'ymuş bir zamanlar... O artık yok.

40. Bilgi Dergisi?

'Üçüncü çocuğum' desem... İlk sayıyı 1999 Depremi'nden önce çıkarmış-tık. Şu an 23ncü sayısı elimde... Prof. Dr. Engin Yıldırım, Prof. Dr. Mehmet Duman, Prof. Dr. Osman Karamustafa, Doç. Dr. Esat Pınarbaşı ve ben... Yola hep birlikte çıkmıştık. Ben onlarsız devam ediyorum... Genç arkadaşlarla birlikte yılda iki kez doğum yapıyorum... Ve elbette İsmail Aydın (Değişim Yayınları)... Başından beri vardı. Kaldı ki İsmail olmasaydı, bugün Bilgi Dergisi'nin 23'ncü sayısını elime alıp okşayabilir miydim?

Doç Dr. M. Kemal Aydın
1961 yılında Adapazarı'nda doğdu. 1979 yılında Adapazarı Ali Dilmen Lisesi'nden, 1985 yılında Çukurova Üniversitesi'nden (turizm işletmeciliği) mezun oldu. Yüksek lisans derecesini İstanbul Üniversitesi'nden (1992-94) aldıktan sonra, Sakarya Üniversitesi'nde iktisat doktorası yaptı (1994-97). 2008 yılında Uluslararası ktisat ve Gelişme İktisadı alanında doçent olan M. Kemal Aydın'ın çok sayıda makalesi ve iki ders kitabı 'İktisat Bilimine Giriş' ve 'Makroekonomik Analizin Temelleri' yayımlanmıştır; ayrıca iki adet kitabı bulunmaktadır: 'Sermayenin Küreselleşmesi'(2003), !Ekonomiye ve Siyasete 'Sol'dan Bakmak: Ekonomi-Politik Denemeler' (2010).

15 Mart 2012 - --- Okunma

medyabar.com son bir ayda 2.974.913 kez ziyaret edildi.


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Medyabar Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Medyabar hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.




Anket Koronavirüse karşı sizce ne gibi tedbirler alınmalıdır?